Darren Bent, Nicolas Anelka gibi bir adam. Ayrılırken illa ki çok kazandırıyor. Bu seferki hepsinden daha çok, ve aynı zamanda Aston Villa kulüp tarihi için de bir rekor oldu. 18 milyon pound net teklif reddedildikten sonra buna bonuslar eklendi, İngiliz basınına göre 24 milyon pound'u bulan bir bedele ulaşıldı. Bunun hemen ardından haklı olarak değeri bu mudur diye soruldu. Elbet değil, Wenger gibi futbol akılları içinse böyle bir transfer yapmak muhtemelen deliliktir. Fakat Wenger farklı bir futbol yolunun göstergesi, Arsenal yabancı başkana ihtiyaç duymadan kendi yağında kavrulmaya çalışan bir kulüp. Villa ise Lerner'ın başarılı hamleleriyle kısa sürede üst sıraları hedefledi ve bu hamleyle net olarak gösterildi ki her şeye karşın, bu hedeften vazgeçmeye niyet yok.
1990'ın meşhur İrlanda Milli takımının ve bir zamanlar Sunderland'ın hedef santraforu Niall Quinn... Şimdinin Sunderland başkanı. Quinn, bir önceki başkan Bob Murray'nin hatasına düşmedi. Murray, vakti zamanında Kevin Phillips'e yapılan 16 milyon pound'luk teklifi reddetmiş, 2 sene sonra 3 milyona kadar düşen teklifi kabul etmek zorunda kalmıştı. Bent'in transfer geçmişine bakan biri için fiyatın bu kadar düşmesinin imkansız olduğunu söylemek zor değil; fakat bu maksimum fiyata, hem de formsuz olduğu ve takımın ona olan bağımlılığından kurtulduğu bir dönemde satmaları Sunderland açısından değerlendirildiğinde çok başarılı bir hamle. Fakat Bent bağımlılığı... Bu ne demektir, bunu açalım.
Steve Bruce takımın tepetaklak gittiği geçen sezon, sorunun 4-4-2 olduğunu söylüyordu. Kenwyne Jones, John Terry'nin favorisi olacak kadar hava toplarına hakim bir oyuncuydu, değerliydi fakat istikrarsızdı. Keza takımın başka gol opsiyonu da yoktu. Bent zaten kadroya ilk yazılan, dolayısıyla 4-4-2 allahın emri. Hayal kırıklığı demiştim. Bruce yine de buradan aykırı şeyler çıkarmaya çalıştı, Kieran Richardson'ın joker-başrol olduğu değişik şablonlar denedi. Reid'ın sol orta sahadaki yeri Bent'e çok goller attırdı. Fakat sezon sonu çok kötü bitti, önce ayaklanmacıların lideri Cana uzaklaştırıldı. Sonra Jones'un taliplisi belirdi, çok da iyi bir paraya sattılar. Kenwyne Jones Stoke City'de ilk geldiği dönem hemen hemen maç başına 1 gol ortalaması tutturduktan sonra 6 hafta gol atamadı, ondan sonra da 9 maçta 2 gol atabildi. Bruce'u haksız çıkarmadı. Bruce buradan gelen parayı, hani nasıl demeli, öküz gücünde arı çalışkanlığındaki Gyan'a harcadı. Üzerine Welbeck'i kiraladı. Böylece geçen sene yanlışlarını gördüğü takımı tekrar etmedi, kafasındakine uygun olanı oluşturdu. Takımın geçen seneden kalma bir huyu var: Büyük maçlarda büyük oynuyorlar. Misal, Arsenal maçlarıyla çok ünlendiler. Bahsolan maçta şapka çıkartacak, presli, vazgeçmeyen bir oyun oynamışlardı. Bu sezon, kadronun da uygun hale gelmesiyle bunu temel anlayış haline getirdiler. Peki tüm bu tabloda Bent'i nereye yerleştiriyoruz? Kazanmak zorunda olan bir takımın tek gol silahıydı geçen sene Bent. Sunderland'in gol opsiyonları sınırlıydı; keza golü atmaktan önce gol pozisyonu yaratmak gerekir. Sunderland'in sıkıntısı yaratmadaydı, verimli formüller hep Bent üzerinden gelişiyordu, gelişmek zorunda kalıyordu. Bent ise üzerine oynandığında, ve doğru şekilde oynandığında yanıltmayacak bir golcü, bunu defalarca gösterdi; fakat uluslararası düzeyde değil. Bu seneye gelelim. Sunderland'in yeni oyununda, çoklarına göre 4-4-2, bana göreyse kesin olarak asimetrik 4-5-1'de Bent hala çok değerli bir oyuncuydu. Yine bu bağımlılıklarından dolayı, rekor transfer Gyan uzun süre kenardan geldi. Sunderland'in sekizinci haftaya kadar attığı altı lig golünün beşi Bent'tendi. Darrem Bent'in değerliliği, bu sefer opsiyon eksikliğinden değil, gol atabilen bilhassa adam olmasından ötürü oldu. Yani birebir Bent'in kalitesi. Sonraları takım açıldı, daha bir kendini buldu ve Welbeck'in ikinci/uzak forvet rolünü mükemmel yerine getirmesiyle ikinci bir skorer çıktı. Bent sakatlandı, Gyan 11e yerleşti, golleri Bent'in yerine o attı. Sakatlıktan dönmesi uzun süre aldı; döndüğündeyse, onu oynatma zorunluluğu Bruce'u şablon değiştirmeye itti ve sonuç asimetrik 4-5-1 kadar başarılı olmadı. Bu süreç Bent'in son 10 maçta 2 gol atabilmesiyle son buldu ve Darren Bent, 24 milyon pound'a Aston Villa'ya transfer oldu. Sunderland Europa Cup'ı hedeflerken en önemli oyuncusunu satarak ne derece doğru yaptı denirse, öncelikle bu en önemli oyuncunun artık en değerli oyuncu olmaktan çıktığını hatırlatmak gerekir. İşte tam da bu geçişi sağladıkları zamanda, böyle büyük bir paraya sattıkları için her türlü övgüyü hak ediyorlar. Frazier Campbell'ın zaten olmadığı, Welbeck'in de sakatlandığı kısa vadede çok acil bir adet forvete ihtiyaçları var. Steve Bruce işini bilen bir hoca, bir forvet ve yine kiralık 1-2 oyuncu alacaktır. Bu takviyeler de muhtemelen Europa Cup için yeter. Sessegnon ve Muntari'nin kiralık olarak gelmesi konuşuluyor. Sunderland Bent bağımlılığından kurtulsa da gol yükünü forvet oyuncularının omuzlarından kurtarabilmiş değil. Henderson'ın 1, Bardsley ve Onouha'nın 1er golleri var, bunun dışındaki tüm golleri üç forvet oyuncusu paylaşmış (Bent-Gyan-Welbeck). Zenden, Malbranque gibilerinin esneklik sağlamalarının yanında skora da katkı yapmaları gerekiyor. Muntari'yi anlatmaya gerek yok, Sessegnon da aykırılığıyla Sunderland'de olmayan bir oyuncu tipi. Biraz tahmin edilemezliğe ihtiyaçları var. İki oyuncunun da olası transferi heyecan verici.
Esas forvetin Bent olacak olması, Aston Villa'da uzun top oyunundan temelli vazgeçilmek istendiğini gösteren hamlelerin son halkası.
Bu kısmın yazılması başka bir zamana...
18.01.2011
***
2011/01/18
2010/12/05
Arsenal'in daimi 'holding' problemi
Arsenal'e her transfer döneminde 'holding' orta saha, forvet ve savunma oyuncusu yazılır. Fakat Wenger'den bu yönde bir talep gelmediğinden benzer haberler, farklı oyuncularla tekrarlanır. Orta saha bazında Song'un geçen seneki çıkışı ve Chamakh'ın takıma katılışıyla bu sorunların sayısı bire inmiş gözüküyordu. Keza Chamakh, bedavaya gelişini de göz önüne alırsak, sezonun en iyi transferlerinden biri oldu ve Van Persie'nin yokluğunda Arsenal kriz yaşamaktan çıktı. Peki ya Song'a noldu? Alexander Song, geçtiğimiz sene mükemmel bir savunma önü oyuncusu olarak öne çıktı; basit oynayan, ama doğru oynayan, ve çok iyi bir top kazanıcı olarak. Sert oynamak başka bir şey, fakat topu söküp almak ayrı. Song, Lee Cattermole değildi, daha çok Stiliyan Petrov'du. Bununla beraber Busquets gibi basit oynuyordu. Zaman içinde daha önemli biri haline gelince, yeni sezonla beraber yeni bir görev verildi, ve Song bu görevden, savunma önü oyuncusundan, iki ceza sahası arası mekik dokuyan klasik İngiliz box-t0-box oyuncusuna döndü. Bu elbet hemen gollerine yansıdı, sezon toplamında beklentisi 1-2 golken şimdiden 3ü buldu. Yeni görevinden beklenen de buydu, yeni bir hücum elementi olarak eklenmesi, hücumlarda daha çok görev alması ve gol sayısını arttırması. Petrov'a benzetirken iyi tackle atmalarının yanında gol istatistiklerini de baz almıştım, bakarsanız Petrov daha fazla serbestlik tanınan ilk lig maçında, West Ham sezon açılışında gol atmıştı. Arsenal taraftar bloglarında bu görev değişiminin olumlu karşılandığını görüyorum, ama ben aynı fikirde değilim. Bu Arsenal'in kart cezalarına da yansımış durumda; tutucu orta saha olmadığı için daha çok açık veriyorlar ve daha çok kontra atağa yakalanıyorlar. Buna sallanan savunma da eklenince ortaya fazlaca komik gol çıkıyor.
Arsenal bir kez daha, kendi kendine 'holding' orta saha sorunu yaratmış durumda. Fakat benim daha çok takıldığım nokta, Song'un bu rolünün hücum işleyişine de yansıması. Oyun kurulurken ileri koşturduğundan, Arsenal bazı periyotlarda sağlıklı biçimde oyun kuramıyor ve hücumların daha akıcı, daha koheziv olmasını körüklüyor diye düşünüyorum. Orada bir fazla oyuncunun olmasının hiçbir anlamı yok. Song, daha çok hücuma katılarak, daha çok ceza sahasına geç koşular yaparak önemli bir element olabilir, fakat bunun tarzında değişikliğe ihtiyaç var. Wilshere daha teknik, fakat benzer tipte bir oyuncu. Arsenal'in 4-2-3-1le bağı henüz nispeten yeni, hatta van Persie'nin dönüşüyle -bizzat Wenger'in söylediği gibi- 4-4-2ye geçişler yapmaları da olası. Sorunlar doğal, önemli olan bunların farkında olmak. Wilshere de Song da bu sene çok güzel goller attılar. Wilshere, Chamakh'la sayısız verkaça girip goller atmaya, Song ceza sahasında yaptığı koşularla maç kazandırmaya devam edebilir. Fakat ilk etapta ileriye uçmalarının çok da anlamı yok. Hatta Nasri'nin ve Arshavin'in iç forvetten yaptığı savunma arkası koşular düşünülürse, derinden savunma arkasına atılacak direk toplar da çok önemli. Bolton maçındaki enfes gol örneğin, veya başkaları. Bu pasları atan genelde Fabregas oluyor, bu yönden, Wilshere'in gelişiminde bir sonraki aşama 4-2-3-1 oyuncusu olabilmeyi öğrenebilmek. Wilshere, Henderson gibi adamlar diğer İngilizlerden farklı oldukları için el üstünde tutuluyorlar, gerçekten farklı olabilmeleri en çok Capello için önemli. Wilshere, Bolton serüveni sonrası nispeten iyi tackle atan bir orta saha oyuncusuna dönüştü; eski pozisyonundan bildiklerini bir avantaj olarak kullanabilir, ama çok iyi olmak için yeni pozisyonun gereklerini vasattan daha iyi yerine getirmesi gerekiyor. Bu halde, Chamakh'la verkaça girerek attığı goller, Schweinsteiger'in Dünya Kupasında son çizgiye inip ceza sahasındaki arkadaşına asist yapması ölçüsünde daha etkileyici olacak.
Dünkü Fulham maçından...

Song nerede? (Devamında Wilshere topu kurtarıyor ve tehlikeli bir Arsenal hücumu oluyor Song'un da katılımıyla. Fakat bu geriden oyun kurma görevine katılması gerekmiyor muydu asıl?)

Maç içinde oyuncular alan değiştirir. Her birinin başlangıç pozisyonu vardır, asıl pozisyonu, fakat dans ederler adeta, birinin boşalttığı alana bir başkası girer, demarke vaziyette topla buluşur. Akışkanlık vardır, güzel futbol vardır. Sorun şu ki, Song bu karede, bu ahenk içinde o noktada yakalanmıyor.
Sonraki yazı: Marouane Chamakh
"He is a team player and makes players around him good and better. He had a very good pre-season and can give us something which is very important in England - he is good in the air. He has everything you would want from a typical centre forward. That means people who play to fight up front and work very hard for the team. That is what I expect from him. That is why every team which has him in the side, every player loves him." Arsene Wenger, Marouane Chamakh hakkında
(O bir takım oyuncusu, ve etrafındaki oyuncuları daha iyi yapıyor. Çok iyi bir sezon öncesi hazırlık dönemi geçirdi ve bize İngiltere'de çok önemli olan bir şey sunabilir: Hava hakimiyeti çok iyi. Bir merkez forvetten beklediğiniz her şeye sahip. İleride savaşıyor ve takım adına çok çalışıyor. Benim ondan beklediğim bu. Bu yüzden takımda herkes onu seviyor.)
Arsenal bir kez daha, kendi kendine 'holding' orta saha sorunu yaratmış durumda. Fakat benim daha çok takıldığım nokta, Song'un bu rolünün hücum işleyişine de yansıması. Oyun kurulurken ileri koşturduğundan, Arsenal bazı periyotlarda sağlıklı biçimde oyun kuramıyor ve hücumların daha akıcı, daha koheziv olmasını körüklüyor diye düşünüyorum. Orada bir fazla oyuncunun olmasının hiçbir anlamı yok. Song, daha çok hücuma katılarak, daha çok ceza sahasına geç koşular yaparak önemli bir element olabilir, fakat bunun tarzında değişikliğe ihtiyaç var. Wilshere daha teknik, fakat benzer tipte bir oyuncu. Arsenal'in 4-2-3-1le bağı henüz nispeten yeni, hatta van Persie'nin dönüşüyle -bizzat Wenger'in söylediği gibi- 4-4-2ye geçişler yapmaları da olası. Sorunlar doğal, önemli olan bunların farkında olmak. Wilshere de Song da bu sene çok güzel goller attılar. Wilshere, Chamakh'la sayısız verkaça girip goller atmaya, Song ceza sahasında yaptığı koşularla maç kazandırmaya devam edebilir. Fakat ilk etapta ileriye uçmalarının çok da anlamı yok. Hatta Nasri'nin ve Arshavin'in iç forvetten yaptığı savunma arkası koşular düşünülürse, derinden savunma arkasına atılacak direk toplar da çok önemli. Bolton maçındaki enfes gol örneğin, veya başkaları. Bu pasları atan genelde Fabregas oluyor, bu yönden, Wilshere'in gelişiminde bir sonraki aşama 4-2-3-1 oyuncusu olabilmeyi öğrenebilmek. Wilshere, Henderson gibi adamlar diğer İngilizlerden farklı oldukları için el üstünde tutuluyorlar, gerçekten farklı olabilmeleri en çok Capello için önemli. Wilshere, Bolton serüveni sonrası nispeten iyi tackle atan bir orta saha oyuncusuna dönüştü; eski pozisyonundan bildiklerini bir avantaj olarak kullanabilir, ama çok iyi olmak için yeni pozisyonun gereklerini vasattan daha iyi yerine getirmesi gerekiyor. Bu halde, Chamakh'la verkaça girerek attığı goller, Schweinsteiger'in Dünya Kupasında son çizgiye inip ceza sahasındaki arkadaşına asist yapması ölçüsünde daha etkileyici olacak.
Dünkü Fulham maçından...

Song nerede? (Devamında Wilshere topu kurtarıyor ve tehlikeli bir Arsenal hücumu oluyor Song'un da katılımıyla. Fakat bu geriden oyun kurma görevine katılması gerekmiyor muydu asıl?)
Maç içinde oyuncular alan değiştirir. Her birinin başlangıç pozisyonu vardır, asıl pozisyonu, fakat dans ederler adeta, birinin boşalttığı alana bir başkası girer, demarke vaziyette topla buluşur. Akışkanlık vardır, güzel futbol vardır. Sorun şu ki, Song bu karede, bu ahenk içinde o noktada yakalanmıyor.
Sonraki yazı: Marouane Chamakh
"He is a team player and makes players around him good and better. He had a very good pre-season and can give us something which is very important in England - he is good in the air. He has everything you would want from a typical centre forward. That means people who play to fight up front and work very hard for the team. That is what I expect from him. That is why every team which has him in the side, every player loves him." Arsene Wenger, Marouane Chamakh hakkında
(O bir takım oyuncusu, ve etrafındaki oyuncuları daha iyi yapıyor. Çok iyi bir sezon öncesi hazırlık dönemi geçirdi ve bize İngiltere'de çok önemli olan bir şey sunabilir: Hava hakimiyeti çok iyi. Bir merkez forvetten beklediğiniz her şeye sahip. İleride savaşıyor ve takım adına çok çalışıyor. Benim ondan beklediğim bu. Bu yüzden takımda herkes onu seviyor.)
2010/12/01
Birmingham City 2-1 Aston Villa
Fazla zamanım yok, bu yazıyı çabuk yazmam gerekiyor. Maç esnasında notlar da aldım ve sanırım bu yüzden çok da zor olmayacak.
Öncelikle uzun bir süredir, ilk kez Birmingham City galibiyetiyle sonuçlanan bir The Second City Derby. Hatta uzun süredir ilk kez gol attılar, sanırım 3 maçtır atamıyorlardı. Ki bu da, iki takımın kısır taktiklerinin (kısır demekten öte tahmin edilebilir demek daha doğru) bir sonucuydu. Villa'da oyuncu tercihlerinden, yeni hocanın oyuna bakış açısından kaynaklanan bir değişim var. Bunun sonucu olarak gollerin geldiğini, veya galibiyetler alındığını söyleyemeyiz. İşin kötüsü, devam takdirinde Gianfranco Zola'nın West Ham macerasına benzeyecek. Böyle olmamasını ummakla beraber sanmıyorum da. Bu kadar kötü olmayacaktır, şu geçiş döneminde istenilen sonuçların alınamaması kabul edilebilir. Birmingham'sa benzer geçiş denemesini yaptı, fakat başarılı olamadı ve eski tip oyunu oynamaya devam ediyor. Bugünkü skoru belirleyen bunlardan çok maç içi faktörler oldu, Birmingham'ın iki golü de Villa'nın savunma hatalarından geldi.
Kötü savunma ve geç gelen goller. Aston Villa son zamanlarda sürekli bu ikisinden çekiyor, acil olarak çözüm bulunamazsa kazanamamanın yarattığı psikolojik çöküntü lig tablosundan öte oyuna da yansıyacaktır. Yine Zola-West Ham örneği verilebilir burada, ve güzel futbol karın doyurmuyora bağlanabilir.
45 dakikayı boşa geçiren Bannan
Yanlış bir tercih sonucu 45 dakikayı boşa geçirdi belki de Bannan, ve belki de bu 45 dakikada skor üretebilirdi Aston Villa. Sorun Bannan'ı sağ çizgiye hapsetmekti, bu kadar disiplinli olarak çizgide kalmasına bakılırsa bu bir teknik direktör tercihiydi. Zihnindekileri okumaya çalışırsak, takımın boyca daralmasının yarattığı sorunlardan onun da haberi var, ve böyle bir tercihte bulundu. Fakat bu hamlenin hiçbir yararı olmadı. Keza takım sürekli ama sürekli sol kanattan akın geliştirdi ve Bannan topu aldığında da karşısında hiçbir zaman bir Birminghamlı bulamadı, hep daha fazlaydılar. Bu şekilde Bannan'dan verim alamazsınız. Son haftalardaki 4-2-3-1 dizilişinin aksine 4-4-1-1 şeklinde bir dizilim vardı ve bunu orta saha tercihlerine bağlamak mümkün. Buradan da, yine önceki yazılarda geçen Premier Ligin box-to-box ortasahaları sorunu ve bununla beraber İngiliz 4-2-3-1i 4-4-1-1e ulaşılabilir. Orta ikili Hogg-Clark'ken bunların top dağıtmasını beklemek, oyunun merkezden kurulması mümkün değildi ve Downing sıklıkla sol bek pozisyona gelip orta bölgeden çapraz paslaşmalarla topu sol koridorun ilerisine taşıdı. Fakat Downing berbat bir maç çıkardı. Villa bu koridora Agbonlahor'u, Young'ı ve Downing'i soktu, maçın başında sıklıkla karavana toplar gönderdi. Birmingham 4-4-2 kullanıyordu, Jerome daha mobil bir rolde, iki forvetine uzun toplar gönderip atakları bu şekilde olgunlaştırıyordu. Jerome dediğim gibi daha dinamik bir rol oynuyor, bazen kanatlara kaçıyor, bazen Zigic'in indirdikleriyle ortadan geliyor, ve bununla beraber Fahey daha çok iç gibi, Larsson daha çok çizgide, ve iki ceza sahası arası gidip gelen orta sahalar. Klasik Birmingham. Bowyer ceza sahasında topu aldığında Dunne gereksiz bir hamle yaptı ve penaltı oldu. Birmingham'ın golü böyle geldi. Sonrası genel olarak Aston Villa'nın dominasyonuyla geçti. Buna dominasyon demek aslında oyun tercihiyle açıklanır. Keza Villa O'Neill dönemi taktikleriyle oynasa bu kadar topa sahip olamayacaktı, belki daha fazla pozisyon üretecekti, bunu bilemeyiz. Fakat bu dominasyonun rakibe hükmetmekten öte bir tercih olduğunu belirtmekte yarar var. Bu tercihten elbette ki rahatsız değilim. Keza Villa'nın golü Hogg'un araya attığı topla Agbonlahor'dan geldi. Hogg-Young ve Agbonlahor maçın Villa adına iyi olanlarıydı, özellikle Gabby'nin geri dönüşü ona ne kadar ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha gösteriyor. Benim Gabby'nin gelişiminde en önem verdiğim şey tekniği, bunu hep söylüyorum ve bu maçta her zamanki yararlarının yanında bu yönde de çok daha iyiydi. Öte yandan Hogg sert bir oyuncu, iyi bir ball-winner, ve silik bir görüntü vermekten uzak. Young'sa neden ortada, neden forvet arkası oynaması gerektiğini gösterdi bir kez daha. Yine kanatları kullanıyor, ve kanatlara geliyor fakat bu kez takım arkadaşının boşalttığı alana geldiğinden kanatta verimli olabiliyor ve ortada onun kadar direk oynayabilen, onun kadar koşan ve iyi, doğru yerlere pas dağıtımı yapabilen biri yok.
Oyundan çıkana kadar Bannan, ve kesin Aston Villa dominasyonu
Takım ikinci yarılara farklı giriyor, bu kesin. Sayısız örnek verebilirim, Clark'ın ilk kez orta sahada oynadığı maçta ikinci yarıdaki rol değişimi ilk aklıma gelen mesela. Motive girmesinden bahsetmiyorum, hoca doğru bir şeyler söylüyor ve bu yönde değişimler oluyor rollerde. Burada illa ki devre arası mı beklenmeli değiştirmek için diye sorulabilir, fakat geç de olsa değişiyor. İkinci yarıyla beraber Bannan içe kaçmaya; geride oyun kurarken de hücumda da içeride oynamaya başladı ve hemen sonuç verdi bu. Vizyonunu ve iki kanadı da kullanmak için bu gerekliydi. Bannan'ın boşalttığı alana sıkça Young girdi, Villa topa sahip olup iyi ataklar yaparak maça ağırlığını koydu. Yine de çok uzun sürmedi bu ve orta sahada açıklar verilmeye başlandı. Ridgewell'in soldan içeriye penetre ettiği bir pozisyon hatırlıyorum. Bununla beraber ikinci yarıda Birmingham da sol kanadı daha verimli kullanıyordu. Oyuncu değişikliği düşünülebilir ama çıkan oyuncu şaşırtıcıydı: Bannan. Muhtemelen sakatlığı var, bunun dışında mantıklı bir açıklama bulmakta zorlanıyorum. Ve Ireland girdi oyuna. Sonraki dakikalarda, Ireland Arsenal maçının son bölümündeki gibi sağda görev alıyor ve yine böyle gelişen bir atakta Villa çok önemli bir golü kaçırıyordu. Ireland'ın direkt, nispeten savruk oyunu nedeniyle ortada oynamasındansa bu şekilde sağ koridordaki oyunu daha iyi sonuç veriyor gibi. Bu şekil bir oyun önüne top atmayı istiyor, fakat Ireland'ın oynadığı diğer iki pozisyon forvet arkası ve orta sahada çok daha hareketli olması, çokça iletişime girmesi gerekiyor. Uzun süre sahada kaldığı ve Pires'le değiştiği maçta, Pires'in 20 dakikada yaptığı pas sayısıyla onun 70 dakikada yaptığı 20 pas birbirine denkti. Böyle bir direkt oyun takımın koşulları içinde doğru olabilir fakat Aston Villa'nın gereklerini karşılamıyor. Houllier'nin Ireland'ı az çalışmakla suçlamıştı hatırlarsanız.
Sevilmeyen deneme: Sağ kanat oyuncusu Downing
Downing bu sene ciddi anlamda yükselen, hatta takımın en iyisi bile denilebilecek performansına rağmen çok da tutulmaz. Ama sağ kanatta oynadığı zamanlar eleştirilir daha çok. Ben bunun açıklamasını henüz bir altta yaptığım için tekrarlamıyorum. Değişiklikten bir süre sonra Downing yine sağ kanada geçti ve Ireland'ın yerini aldı. Zaten o dakikadan sonra Ireland hayalet gibiydi, yine hiçbir şey veremeden maçı kapattı. Downing'in ne kadar verimli olduğu da tartışılır. Fakat hepsinden önemlisi bir gole mal oldu bu. Daha önceki bir pozisyonda da diğer kanada geldiği zaman Villa'nın solunda çok büyük boşluk olmuştu fakat bunu kullanmamıştı Birmingham. Bu kez yine o alan boştu ve oraya koşu yapan Larsson'un pasında Jerome oldu ve içeriye çıkarttığı topta Zigic golü yaptı. 3 tane defans oyuncusu orada vurdurmamalıydı. Rıza hocanın basit golleri gibi oluyor ama ben bunu kabüllenemiyorum. Son zamanlarda o kadar çok savunma hatasından gol yeniyor ki... Bu gol maçın sonucunu belirledi ve golden sonra olanların çok da fazla önemi yok.
Sonuç:6-0 çok uzak!
İngiltere başbakanı David Cameron'a soruyor bu hafta BBC: "Liverpool-Villa maçı kaç kaç biter?" "6-0 Villa yener!". O kadar da kolay görünmüyor. Liverpool favori çıktığı maçlarda silik, onun dışında da olumlu bir veri yok. Young ikinci yarıda aldığı sarı kartla cezalı duruma düştü, oynayamayacak. Sallanan defans Liverpool bir şey üretemese bile Torres'e elbet bir hediye sunacaktır. Young'ın yerine Delfouneso'nun oynamasını, onun haricinde kadronun aynı kalmasını bekliyorum/doğru buluyorum. Birmingham Hleb'li yeni düzeni ne ona yönelik orta sahası ne de kanat oyuncuları olduğundan oturtabildi, Jerome'u çokça ön plana çıkaran direkt hücum oyunu oynuyorlar. Şu aşamada bu oyun tarzı etkileyici bir sol bölge oyuncusuyla daha iyiye gidebilir, muhtemelen forvet özellikli biri. Adamım Fahey bu maçta bana umut vermedi. Lig Kupasında sürpriz bir şampiyon çıkabilir, hatta Arsenal'i de bunlar arasında kabul edersek, kesin olarak bir sürpriz gerçekleşecek.
Öncelikle uzun bir süredir, ilk kez Birmingham City galibiyetiyle sonuçlanan bir The Second City Derby. Hatta uzun süredir ilk kez gol attılar, sanırım 3 maçtır atamıyorlardı. Ki bu da, iki takımın kısır taktiklerinin (kısır demekten öte tahmin edilebilir demek daha doğru) bir sonucuydu. Villa'da oyuncu tercihlerinden, yeni hocanın oyuna bakış açısından kaynaklanan bir değişim var. Bunun sonucu olarak gollerin geldiğini, veya galibiyetler alındığını söyleyemeyiz. İşin kötüsü, devam takdirinde Gianfranco Zola'nın West Ham macerasına benzeyecek. Böyle olmamasını ummakla beraber sanmıyorum da. Bu kadar kötü olmayacaktır, şu geçiş döneminde istenilen sonuçların alınamaması kabul edilebilir. Birmingham'sa benzer geçiş denemesini yaptı, fakat başarılı olamadı ve eski tip oyunu oynamaya devam ediyor. Bugünkü skoru belirleyen bunlardan çok maç içi faktörler oldu, Birmingham'ın iki golü de Villa'nın savunma hatalarından geldi.
Kötü savunma ve geç gelen goller. Aston Villa son zamanlarda sürekli bu ikisinden çekiyor, acil olarak çözüm bulunamazsa kazanamamanın yarattığı psikolojik çöküntü lig tablosundan öte oyuna da yansıyacaktır. Yine Zola-West Ham örneği verilebilir burada, ve güzel futbol karın doyurmuyora bağlanabilir.
45 dakikayı boşa geçiren Bannan
Yanlış bir tercih sonucu 45 dakikayı boşa geçirdi belki de Bannan, ve belki de bu 45 dakikada skor üretebilirdi Aston Villa. Sorun Bannan'ı sağ çizgiye hapsetmekti, bu kadar disiplinli olarak çizgide kalmasına bakılırsa bu bir teknik direktör tercihiydi. Zihnindekileri okumaya çalışırsak, takımın boyca daralmasının yarattığı sorunlardan onun da haberi var, ve böyle bir tercihte bulundu. Fakat bu hamlenin hiçbir yararı olmadı. Keza takım sürekli ama sürekli sol kanattan akın geliştirdi ve Bannan topu aldığında da karşısında hiçbir zaman bir Birminghamlı bulamadı, hep daha fazlaydılar. Bu şekilde Bannan'dan verim alamazsınız. Son haftalardaki 4-2-3-1 dizilişinin aksine 4-4-1-1 şeklinde bir dizilim vardı ve bunu orta saha tercihlerine bağlamak mümkün. Buradan da, yine önceki yazılarda geçen Premier Ligin box-to-box ortasahaları sorunu ve bununla beraber İngiliz 4-2-3-1i 4-4-1-1e ulaşılabilir. Orta ikili Hogg-Clark'ken bunların top dağıtmasını beklemek, oyunun merkezden kurulması mümkün değildi ve Downing sıklıkla sol bek pozisyona gelip orta bölgeden çapraz paslaşmalarla topu sol koridorun ilerisine taşıdı. Fakat Downing berbat bir maç çıkardı. Villa bu koridora Agbonlahor'u, Young'ı ve Downing'i soktu, maçın başında sıklıkla karavana toplar gönderdi. Birmingham 4-4-2 kullanıyordu, Jerome daha mobil bir rolde, iki forvetine uzun toplar gönderip atakları bu şekilde olgunlaştırıyordu. Jerome dediğim gibi daha dinamik bir rol oynuyor, bazen kanatlara kaçıyor, bazen Zigic'in indirdikleriyle ortadan geliyor, ve bununla beraber Fahey daha çok iç gibi, Larsson daha çok çizgide, ve iki ceza sahası arası gidip gelen orta sahalar. Klasik Birmingham. Bowyer ceza sahasında topu aldığında Dunne gereksiz bir hamle yaptı ve penaltı oldu. Birmingham'ın golü böyle geldi. Sonrası genel olarak Aston Villa'nın dominasyonuyla geçti. Buna dominasyon demek aslında oyun tercihiyle açıklanır. Keza Villa O'Neill dönemi taktikleriyle oynasa bu kadar topa sahip olamayacaktı, belki daha fazla pozisyon üretecekti, bunu bilemeyiz. Fakat bu dominasyonun rakibe hükmetmekten öte bir tercih olduğunu belirtmekte yarar var. Bu tercihten elbette ki rahatsız değilim. Keza Villa'nın golü Hogg'un araya attığı topla Agbonlahor'dan geldi. Hogg-Young ve Agbonlahor maçın Villa adına iyi olanlarıydı, özellikle Gabby'nin geri dönüşü ona ne kadar ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha gösteriyor. Benim Gabby'nin gelişiminde en önem verdiğim şey tekniği, bunu hep söylüyorum ve bu maçta her zamanki yararlarının yanında bu yönde de çok daha iyiydi. Öte yandan Hogg sert bir oyuncu, iyi bir ball-winner, ve silik bir görüntü vermekten uzak. Young'sa neden ortada, neden forvet arkası oynaması gerektiğini gösterdi bir kez daha. Yine kanatları kullanıyor, ve kanatlara geliyor fakat bu kez takım arkadaşının boşalttığı alana geldiğinden kanatta verimli olabiliyor ve ortada onun kadar direk oynayabilen, onun kadar koşan ve iyi, doğru yerlere pas dağıtımı yapabilen biri yok.
Oyundan çıkana kadar Bannan, ve kesin Aston Villa dominasyonu
Takım ikinci yarılara farklı giriyor, bu kesin. Sayısız örnek verebilirim, Clark'ın ilk kez orta sahada oynadığı maçta ikinci yarıdaki rol değişimi ilk aklıma gelen mesela. Motive girmesinden bahsetmiyorum, hoca doğru bir şeyler söylüyor ve bu yönde değişimler oluyor rollerde. Burada illa ki devre arası mı beklenmeli değiştirmek için diye sorulabilir, fakat geç de olsa değişiyor. İkinci yarıyla beraber Bannan içe kaçmaya; geride oyun kurarken de hücumda da içeride oynamaya başladı ve hemen sonuç verdi bu. Vizyonunu ve iki kanadı da kullanmak için bu gerekliydi. Bannan'ın boşalttığı alana sıkça Young girdi, Villa topa sahip olup iyi ataklar yaparak maça ağırlığını koydu. Yine de çok uzun sürmedi bu ve orta sahada açıklar verilmeye başlandı. Ridgewell'in soldan içeriye penetre ettiği bir pozisyon hatırlıyorum. Bununla beraber ikinci yarıda Birmingham da sol kanadı daha verimli kullanıyordu. Oyuncu değişikliği düşünülebilir ama çıkan oyuncu şaşırtıcıydı: Bannan. Muhtemelen sakatlığı var, bunun dışında mantıklı bir açıklama bulmakta zorlanıyorum. Ve Ireland girdi oyuna. Sonraki dakikalarda, Ireland Arsenal maçının son bölümündeki gibi sağda görev alıyor ve yine böyle gelişen bir atakta Villa çok önemli bir golü kaçırıyordu. Ireland'ın direkt, nispeten savruk oyunu nedeniyle ortada oynamasındansa bu şekilde sağ koridordaki oyunu daha iyi sonuç veriyor gibi. Bu şekil bir oyun önüne top atmayı istiyor, fakat Ireland'ın oynadığı diğer iki pozisyon forvet arkası ve orta sahada çok daha hareketli olması, çokça iletişime girmesi gerekiyor. Uzun süre sahada kaldığı ve Pires'le değiştiği maçta, Pires'in 20 dakikada yaptığı pas sayısıyla onun 70 dakikada yaptığı 20 pas birbirine denkti. Böyle bir direkt oyun takımın koşulları içinde doğru olabilir fakat Aston Villa'nın gereklerini karşılamıyor. Houllier'nin Ireland'ı az çalışmakla suçlamıştı hatırlarsanız.
Sevilmeyen deneme: Sağ kanat oyuncusu Downing
Downing bu sene ciddi anlamda yükselen, hatta takımın en iyisi bile denilebilecek performansına rağmen çok da tutulmaz. Ama sağ kanatta oynadığı zamanlar eleştirilir daha çok. Ben bunun açıklamasını henüz bir altta yaptığım için tekrarlamıyorum. Değişiklikten bir süre sonra Downing yine sağ kanada geçti ve Ireland'ın yerini aldı. Zaten o dakikadan sonra Ireland hayalet gibiydi, yine hiçbir şey veremeden maçı kapattı. Downing'in ne kadar verimli olduğu da tartışılır. Fakat hepsinden önemlisi bir gole mal oldu bu. Daha önceki bir pozisyonda da diğer kanada geldiği zaman Villa'nın solunda çok büyük boşluk olmuştu fakat bunu kullanmamıştı Birmingham. Bu kez yine o alan boştu ve oraya koşu yapan Larsson'un pasında Jerome oldu ve içeriye çıkarttığı topta Zigic golü yaptı. 3 tane defans oyuncusu orada vurdurmamalıydı. Rıza hocanın basit golleri gibi oluyor ama ben bunu kabüllenemiyorum. Son zamanlarda o kadar çok savunma hatasından gol yeniyor ki... Bu gol maçın sonucunu belirledi ve golden sonra olanların çok da fazla önemi yok.
Sonuç:6-0 çok uzak!
İngiltere başbakanı David Cameron'a soruyor bu hafta BBC: "Liverpool-Villa maçı kaç kaç biter?" "6-0 Villa yener!". O kadar da kolay görünmüyor. Liverpool favori çıktığı maçlarda silik, onun dışında da olumlu bir veri yok. Young ikinci yarıda aldığı sarı kartla cezalı duruma düştü, oynayamayacak. Sallanan defans Liverpool bir şey üretemese bile Torres'e elbet bir hediye sunacaktır. Young'ın yerine Delfouneso'nun oynamasını, onun haricinde kadronun aynı kalmasını bekliyorum/doğru buluyorum. Birmingham Hleb'li yeni düzeni ne ona yönelik orta sahası ne de kanat oyuncuları olduğundan oturtabildi, Jerome'u çokça ön plana çıkaran direkt hücum oyunu oynuyorlar. Şu aşamada bu oyun tarzı etkileyici bir sol bölge oyuncusuyla daha iyiye gidebilir, muhtemelen forvet özellikli biri. Adamım Fahey bu maçta bana umut vermedi. Lig Kupasında sürpriz bir şampiyon çıkabilir, hatta Arsenal'i de bunlar arasında kabul edersek, kesin olarak bir sürpriz gerçekleşecek.
2010/11/16
Downing'in sağ ayağı
Bir önceki yazıdan devam edelim.

Resim 1: Oyun kurulumunda takımın şeklindeki değişiklik. Kırmızıyla gösterilenler defans oyuncuları, sarıyla da orta sahalar; görüldüğü üzere Albrighton ve özellikle Downing çok uzakta konumlanmış. Young iki orta sahanın arasına giriyor, ki burada da Collins Young'a atıyordu pası. Eskiye göre değişen bu, kanattaki değil göbekteki oyuncu geriye geliyor. Çift forvetle oynandığında bunlardan birinin bu kadar gerileri gelmesi mümkün olmuyordu, Young'ın oyun tarzı ve belki de teknik direktör seçimiyle kanatlar eskiye oranla daha az ilk oyun kurulumuna katılıyor. Geçen sene ilk önce Milner, sonra da Downing iç pozisyonlara gelip oyun kurardı; özellikle sağ kanat başladığı maçlarda Downing'in pas dağıtımı bilhassa etkileyici olurdu. Young şaşırtıcı şekilde çok iyi sırtı dönük top alıyor. Orta saha oyuncuları, ilk paragrafta bahsedilen sorundan muzdaripler denebilir, keza Hogg veya Bannan'dan biri iki stopere yaklaşıp rahatlık getirebilir. Aynı haftada Sunderland ve özellikle Birmingham çift forvetle çift stopere baskı yaparak rakipleri uzun topa yolladılar, her ne kadar bu pozisyonda uzun top görülmese de stoperleri sıkıştıran bir durum mevcut. Pozisyonun devamı maçın ilk net pozisyonuna dönüşüyor ama Berbatov kaçıracak. Aslında şu grafik 4-2-3-1'i andırmıyor mu? Bir sonrakine geçelim...


Resim 2: Soldaki şekil bu hafta oynanan maça ait, sağdakiyse geçen sene gelen, şu son 15 yıldaki ilk Manchester United galibiyetimizden. Birebir eşleşmesi açısından Villa Park'taki maçı almak daha uygun düşerdi, fakat o maçı 3 orta sahayla oynamıştık ve bu yüzden Downing'in pozisyon grafiğini karşılaştırmak doğru olmayacaktı. Old Trafford'da kazandığımız o maçtaysa Aston Villa 4-4-2si ile oynamıştık ve Downing eski görevindeydi. Sağ orta saha olarak başladığı maçta sağdan oyun kurdu. Aslında grafikte bir yanlışlık var, sağ bek olan Cuellar atak yönünün solunda, sol bekte sağda, yani incelerken sağı sol solu sağ gibi düşünmek gerek, ama iş Downing'e gelince bir fark olmayacak, çünkü direk ortada pozisyon almış. Downing'in sağ ayağı aslında bir anlamda 4-2-3-1 yolu. Bir alttaki paragrafta da anlatıldığı üzere takımın boyunu ayarlamada sorun çıkmamış oluyor böylece. Son bir grafik daha var...

Resim 3: Son 'Average Position' grafiği 2-1 kaybedilen Stoke City maçına ait. Bu maçta Downing sol çaprazdan bir gol atmıştı, fakat maçın genel seyrinde Albrighton'la kanat değiştirdiler. Ters kanatlardan içe kaçışlar elbette önemli, aksi takdirde hoca böyle bir şey yapmazdı bile, fakat bu tercihin de götürdükleri oluyor grafikte görüldüğü gibi. Downing'in sağ ayağının kattıkları diyerek noktalayabiliriz 3 resmi, her ne kadar şu sağ ayak hikayesine fazla abartmış olma olasılığım olsa da.
Ve şimdi Downing'in sağı...
Sağ ayak neden bu kadar önemliydi? Bundan önce Downing'in takım için önemi neydi, ve görevi, bunun cevabına bakalım. Downing, ikinci forvet şeklinde, her zaman doğru yere hareketlenen, bunu oyun zekasıyla başaran ve bunun yanında takımca biçilen görevi de biraz bu yönde olması gereken bir Aston Villa oyuncusu. Albrighton daha çok çizgide kalıyor. İki kanattan birinin daha çok çizgide kalırken birinin daha içte olması anlaşılır (takımın boyunu ayarlamak) ve pozisyondan pozisyona değişir bu. Örneğin bir pozisyonda Albrighton içe kat eder, diğerinde Downing. Bu konuda şüpheler vardı, Downing'in adam geçmesi konusunda, yükselen formuyla beraber sağ ayağına olduğu kadar adam geçme becerisine de çok daha fazla güveniyoruz, fakat halen Albrighton bu konuda daha iyi bir seçim. Dolayısıyla Albrighton'ın daha çok çizgide kalması haklı, ama bu sefer içe kat etme sorunu çıkıyordu. Bunu yine maç içinde değişimlerle yapıyordu takım, Albrighton sola Downing sağa geçiyordu. Bu da başka bir sorun yaratıyordu ki içe kat edişlerde başarılı olamazlarsa takımın boyu da kısaldığından ortaya yığılabiliyordu oyun. Downing'in sağını kullanmaya başlamasının getirisi de burada devreye girdi, teknik becerisizlik takımı kısıtlamamaya başladı ki soldayken de içeri kat edip sağına alıp şut çekebiliyor ve çok önemli bir artı ki gollerini de arttıracaktır hem kendisinin hem Albrighton'ın. Böyle iki verimli ve uyumlu kanat oyuncusunun varlığı, Aston Villa da yeni bir Ashley Young sendromu yaşanmasını da önlüyor. Nedir bu? Bir kanada çok yüklenmek ve oradaki oyuncunun veriminin sıfırlamak bir anlamda. Ashley Young yetenekli bir oyuncu, fakat verimli olmak için bu yeterli olmuyor bazen. Bana göre Cristiano Ronaldo da kanatta oldukça tahmin edilebilir bir oyuncudur, özellikle Real Madrid ilk günlerinde bu yönde gayet zorlanmıştı, sol kanatta oynayan Young da böyledir. Sağ ayaklı bir oyuncu olduğundan hasbelkader sağına alıcak, ve yapacağ şey de hep ama hep aynı. Bu çok büyük sorun olmuştu Villa için, ve Young'da da ciddi bir form düşüklüğü. Bundan da bahsetmiştim; Young'ın forvet arkasına geçişi gerek Aston Villa'nın hole'de oynayacak bir oyuncusu olabilmesi, gerekse de Ashley Young'ın zaman zaman kanatlara kaçtığında boş alan bulup verimli olabilmesininden çok önemliydi. Gerard Houllier'nin 'tembel' Ireland eleştirisi de burada gelmişti ki Ireland ileride çok fazla kalıyordu ve Young'ın sağladığı dinamiklik-yaratıcılığı sağlamaktan uzaktı. 4-4-1-1'e dönüşle beraber oyunun kurulmasındaki ufak değişiklik de yukarıda bahsediliyor. Young, Albrighton, Downing ve hatta Agbonlahor'la Aston Villa hala mükemmel bir kontra atak takımı. Peki tüm bunların arasında Pires hamlesini nasıl değerlendirmeli?
Öncelikle taraftarın çok da hoşuna gitmedi bu. Gençlerin önünü kapamasından korkuluyor veya bir nevi Staunton, Berger vakaları... Ben böyle olacağını sanmıyorum. İsterseniz Liverpool dönemini, Owen, Gerrard gibileri ele alabilirsiniz; benim için Aston Villa dönemi dahi kabul. Houllier'nin bu gençleri çöpe atacağını sanmıyorum, ki bu bazda da takımın kanatlardaki rotasyon sorunu göz önüne alınırsa, ne Albrighton'ı ne de Downing'i kesecek bir Pires'in takıma katkıları da elbet güzel olacaktır. Ashley Young'ı ikinci pozisyon olarak soldan öte sağ kanatta tercih ederim, Pires de Downing'le rotasyona uygun olabilir veya Young'ın pozisyonunda, forvet arkasında. Villareal'deki defansif orta saha rolü dahi olabilir şu aciliyette, ama uzun vadede devamı zor. Ben Robert Pires'i eğitim sürecinin bir parçası olarak görüyorum. Kinaye yapma kaygısı olmadan -İngilizce öğretmenliği yapmışlığı var- rahatça söylenebilir ki Houllier öncelikle bir öğretmendir. Bu takıma gelirkenki beklentilerimi şu aşamaya kadar gösterdikleriyle karşıladı ve Pires hamlesinin buna zıt bir yön izleyeceğine inanmıyorum. Gençlere öğretmeye devam edecektir, Martin O'Neill döneminin eksik görülen bilhassa yönü buydu ve Pires de bu yolda bir adım. Aston Villa'nin bu seneyi daha altta bitirmesi oldukça olası, fakat kısa süre sonra Martin O'Neill döneminde gösterdiklerinden de iyisini göstermeye hazır bir şekilde dönecek. Umutluyuz, yapılanma gerçekten çok iyi bir yol takip ediyor...
Video: Aston Villa 2-2 Manchester United (Match of the Day'den kesit-10:57 dk)
Bir kere sağ ayağı kullanma becerisi sıfır. Sol, raket gibi, ve her şeyden biraz biraz yapabiliyor, ama hiçbirinden çok fazla değil. Çok hızlı değil veya güçlü, yardırıp giden kanat oyuncusu olamaz bu yüzden.Bu haftaki performansı şu paragrafa tokat gibi oldu. Blackpool'a sağla atılan bir gol, 4 gün sonra Manchester United karşısında efsane bir performans, ve yine sağ ayakla kaçırılan pek çok gol pozisyonu. Downing iyiden iyiye Manchester City'e transfer olma kalibresinde oynamaya başladı. Yine aynı yazıda söylediğimi tekrar edebilirim, görev tanımlaması İngiliz 4-2-3-1'i 4-4-1-1'de ikinci forvettir bana göre, ki bu da, hücumda ikinci forvet, savunmada bir nevi üçüncü orta saha, akışkanlığı sağlayan bir element. Son yazılarda sürekli Premier Lig dinamiklerinden bahsediyorum. Orta ikilinin görevi tanımlamasından sonra başka yazıların gelmesi; mesela kanatların birinde doğrudan forvet oyuncu kullanımı (geçen sene Birmingham'ın başarısında sol orta saha McFadden, bu sene bir dönem Fletcher'ı yine aynı yerde kullanan Wolves) bunun dışında bir orta saha, bir kanat kullanımı (bu sene Newcastle'ın sıklıkla yaptığı, sağda Barton), veya iki ofansif orta sahanın kanatlarda kullanıldığı düzenler (geçen seneki Fulham) ileri okumalar/yazılar şeklinde gelebilir. Bunlar olmadan, takımların 4-4-2 şeklini çoğunlukla bozmadan (Blackpool gibi istisnaları bir tarafa koyuyoruz, Holloway başlı başına bir istisna), ya da bozamadan oynayamamasında, bu orta saha oyuncularının payı büyük. Başka bir etkenden, sistemden; oyuncuların birebir direkt oynamaya yönelik yetişmesinden bahsolunabilir, fakat sorun bana kalırsa daha çok orta sahalardan kaynaklanıyor. Oyunu bu kadar keyifli kılan, tempoyu yüksekte tutan da orta sahaların bu özellikleri, fakat şeklin değişmesini engelleyen de onlar. İngiltere'nin hâla şekil değiştirememesi, bunun devamında 4-4-2 ile gelen Dünya Kupası başarısızlığı, Barry'nin bu kadar değerli pozisyona gelişi yine aynı nedenlerden. Direkt oynamaktan vazgeçmeye çalışıp başarısız olan takımların kaybetme yolu da bu, iki Midlands ekibi, hatta iki Birmingham takımı, bu senenin Birmingham City'si ve zaman içinde (Houllier öncesi) sıradanlaşan Aston Villa buna örnek. İkinci senelerinde pek çok yatırım yapıp bir sonraki aşamaya geçmeyi istediler, bu, hani ikinci senesinde zorlanan takım klişesinden farklı, Zigic transferine rağmen Birmingham City farklı bir yoldan kazanmaya alışmayı istedi, Hleb'i aldı ama birtakım nedenlerle başarısız oldular ve kazanma geleneğini de kaybettiler. Eldeki orta sahalar Ferguson, Bowyer, Gardner. Bunlarla beraber Hleb'in kullanılması ne kadar verimli olabiliyor şu ana kadar, ortada. Gelişmeler var, Ferguson'ın bir adım geride kullanılması ve Birmingham'ın 4-1-3-2 şeklini alması, Sunderland'de Cattermole'un rolü, hatta ayak hızını kaybetmese bu rolü çok iyi benimsemiş olan Stiliyan Petrov... Michael Carrick ve bir sene içinde iyiden iyice orta saha olan Jack Wilshere geleceğin İngiltere Milli takımı için önemli oyuncular, her ne kadar Carrick'in yaşı geçiyor ve değer verilmeyeceği biliniyor olsa da. Bahsolan Carrick tipi derinde oynayabilecek oyuncular, box-to-box geleneğinden farklı yetişecekler, oyunun orta sahada kurulabilmesi, bu ve bunun gibi şeyler. Yoksa bakıldığında Carrick ve Scholes, iki çok iyi pasör, fakat ikisi de direk oyuncular, ve ligin dinamiklerine uymak zorunda olduklarından böyle olması da doğal. Hleb konusuna gelirsek, biraz daha ikinci forvet olmayı öğrenebilmesi ve daha çok çalışması gerek. Aynı şeyler Ireland için de söyleniyor, ve işte bunların kaynağı bu bahsolanlarda gizli. The Second City Derby'de Jerome'un forveti ikilemesi hemen sonuç vermişti, Hleb'in aldığı-verdiği, ama hani öyle gezindiği maç, Jerome'un gücüyle pozisyon ürettiler. Zigic-O'Connor'ın arkasında başladığı, 4-3-1-2ye benzer bir şeydeyse gayet iyi oynamıştı, ama rakip de Blackpool'du. Bu tip oyun kurucu-forvet arkası 'yumuşak' oyunculara yer bulmak zor olabiliyor Premiership'te, bu yeni değil, en pratik çözüm indir-vur taktiğiyle dünyaları atan Tottenham (Crouch-van der Vaart) ve Newcastle'a (Carroll-Nolan) uymak olabilir. Zamanla eğrisini doğrusunu bulacaktır McLeish, Fahey güzel oyuncudur deyip kapatıyorum burayı.
Resim 1: Oyun kurulumunda takımın şeklindeki değişiklik. Kırmızıyla gösterilenler defans oyuncuları, sarıyla da orta sahalar; görüldüğü üzere Albrighton ve özellikle Downing çok uzakta konumlanmış. Young iki orta sahanın arasına giriyor, ki burada da Collins Young'a atıyordu pası. Eskiye göre değişen bu, kanattaki değil göbekteki oyuncu geriye geliyor. Çift forvetle oynandığında bunlardan birinin bu kadar gerileri gelmesi mümkün olmuyordu, Young'ın oyun tarzı ve belki de teknik direktör seçimiyle kanatlar eskiye oranla daha az ilk oyun kurulumuna katılıyor. Geçen sene ilk önce Milner, sonra da Downing iç pozisyonlara gelip oyun kurardı; özellikle sağ kanat başladığı maçlarda Downing'in pas dağıtımı bilhassa etkileyici olurdu. Young şaşırtıcı şekilde çok iyi sırtı dönük top alıyor. Orta saha oyuncuları, ilk paragrafta bahsedilen sorundan muzdaripler denebilir, keza Hogg veya Bannan'dan biri iki stopere yaklaşıp rahatlık getirebilir. Aynı haftada Sunderland ve özellikle Birmingham çift forvetle çift stopere baskı yaparak rakipleri uzun topa yolladılar, her ne kadar bu pozisyonda uzun top görülmese de stoperleri sıkıştıran bir durum mevcut. Pozisyonun devamı maçın ilk net pozisyonuna dönüşüyor ama Berbatov kaçıracak. Aslında şu grafik 4-2-3-1'i andırmıyor mu? Bir sonrakine geçelim...
Resim 2: Soldaki şekil bu hafta oynanan maça ait, sağdakiyse geçen sene gelen, şu son 15 yıldaki ilk Manchester United galibiyetimizden. Birebir eşleşmesi açısından Villa Park'taki maçı almak daha uygun düşerdi, fakat o maçı 3 orta sahayla oynamıştık ve bu yüzden Downing'in pozisyon grafiğini karşılaştırmak doğru olmayacaktı. Old Trafford'da kazandığımız o maçtaysa Aston Villa 4-4-2si ile oynamıştık ve Downing eski görevindeydi. Sağ orta saha olarak başladığı maçta sağdan oyun kurdu. Aslında grafikte bir yanlışlık var, sağ bek olan Cuellar atak yönünün solunda, sol bekte sağda, yani incelerken sağı sol solu sağ gibi düşünmek gerek, ama iş Downing'e gelince bir fark olmayacak, çünkü direk ortada pozisyon almış. Downing'in sağ ayağı aslında bir anlamda 4-2-3-1 yolu. Bir alttaki paragrafta da anlatıldığı üzere takımın boyunu ayarlamada sorun çıkmamış oluyor böylece. Son bir grafik daha var...
Resim 3: Son 'Average Position' grafiği 2-1 kaybedilen Stoke City maçına ait. Bu maçta Downing sol çaprazdan bir gol atmıştı, fakat maçın genel seyrinde Albrighton'la kanat değiştirdiler. Ters kanatlardan içe kaçışlar elbette önemli, aksi takdirde hoca böyle bir şey yapmazdı bile, fakat bu tercihin de götürdükleri oluyor grafikte görüldüğü gibi. Downing'in sağ ayağının kattıkları diyerek noktalayabiliriz 3 resmi, her ne kadar şu sağ ayak hikayesine fazla abartmış olma olasılığım olsa da.
Ve şimdi Downing'in sağı...
Sağ ayak neden bu kadar önemliydi? Bundan önce Downing'in takım için önemi neydi, ve görevi, bunun cevabına bakalım. Downing, ikinci forvet şeklinde, her zaman doğru yere hareketlenen, bunu oyun zekasıyla başaran ve bunun yanında takımca biçilen görevi de biraz bu yönde olması gereken bir Aston Villa oyuncusu. Albrighton daha çok çizgide kalıyor. İki kanattan birinin daha çok çizgide kalırken birinin daha içte olması anlaşılır (takımın boyunu ayarlamak) ve pozisyondan pozisyona değişir bu. Örneğin bir pozisyonda Albrighton içe kat eder, diğerinde Downing. Bu konuda şüpheler vardı, Downing'in adam geçmesi konusunda, yükselen formuyla beraber sağ ayağına olduğu kadar adam geçme becerisine de çok daha fazla güveniyoruz, fakat halen Albrighton bu konuda daha iyi bir seçim. Dolayısıyla Albrighton'ın daha çok çizgide kalması haklı, ama bu sefer içe kat etme sorunu çıkıyordu. Bunu yine maç içinde değişimlerle yapıyordu takım, Albrighton sola Downing sağa geçiyordu. Bu da başka bir sorun yaratıyordu ki içe kat edişlerde başarılı olamazlarsa takımın boyu da kısaldığından ortaya yığılabiliyordu oyun. Downing'in sağını kullanmaya başlamasının getirisi de burada devreye girdi, teknik becerisizlik takımı kısıtlamamaya başladı ki soldayken de içeri kat edip sağına alıp şut çekebiliyor ve çok önemli bir artı ki gollerini de arttıracaktır hem kendisinin hem Albrighton'ın. Böyle iki verimli ve uyumlu kanat oyuncusunun varlığı, Aston Villa da yeni bir Ashley Young sendromu yaşanmasını da önlüyor. Nedir bu? Bir kanada çok yüklenmek ve oradaki oyuncunun veriminin sıfırlamak bir anlamda. Ashley Young yetenekli bir oyuncu, fakat verimli olmak için bu yeterli olmuyor bazen. Bana göre Cristiano Ronaldo da kanatta oldukça tahmin edilebilir bir oyuncudur, özellikle Real Madrid ilk günlerinde bu yönde gayet zorlanmıştı, sol kanatta oynayan Young da böyledir. Sağ ayaklı bir oyuncu olduğundan hasbelkader sağına alıcak, ve yapacağ şey de hep ama hep aynı. Bu çok büyük sorun olmuştu Villa için, ve Young'da da ciddi bir form düşüklüğü. Bundan da bahsetmiştim; Young'ın forvet arkasına geçişi gerek Aston Villa'nın hole'de oynayacak bir oyuncusu olabilmesi, gerekse de Ashley Young'ın zaman zaman kanatlara kaçtığında boş alan bulup verimli olabilmesininden çok önemliydi. Gerard Houllier'nin 'tembel' Ireland eleştirisi de burada gelmişti ki Ireland ileride çok fazla kalıyordu ve Young'ın sağladığı dinamiklik-yaratıcılığı sağlamaktan uzaktı. 4-4-1-1'e dönüşle beraber oyunun kurulmasındaki ufak değişiklik de yukarıda bahsediliyor. Young, Albrighton, Downing ve hatta Agbonlahor'la Aston Villa hala mükemmel bir kontra atak takımı. Peki tüm bunların arasında Pires hamlesini nasıl değerlendirmeli?
Öncelikle taraftarın çok da hoşuna gitmedi bu. Gençlerin önünü kapamasından korkuluyor veya bir nevi Staunton, Berger vakaları... Ben böyle olacağını sanmıyorum. İsterseniz Liverpool dönemini, Owen, Gerrard gibileri ele alabilirsiniz; benim için Aston Villa dönemi dahi kabul. Houllier'nin bu gençleri çöpe atacağını sanmıyorum, ki bu bazda da takımın kanatlardaki rotasyon sorunu göz önüne alınırsa, ne Albrighton'ı ne de Downing'i kesecek bir Pires'in takıma katkıları da elbet güzel olacaktır. Ashley Young'ı ikinci pozisyon olarak soldan öte sağ kanatta tercih ederim, Pires de Downing'le rotasyona uygun olabilir veya Young'ın pozisyonunda, forvet arkasında. Villareal'deki defansif orta saha rolü dahi olabilir şu aciliyette, ama uzun vadede devamı zor. Ben Robert Pires'i eğitim sürecinin bir parçası olarak görüyorum. Kinaye yapma kaygısı olmadan -İngilizce öğretmenliği yapmışlığı var- rahatça söylenebilir ki Houllier öncelikle bir öğretmendir. Bu takıma gelirkenki beklentilerimi şu aşamaya kadar gösterdikleriyle karşıladı ve Pires hamlesinin buna zıt bir yön izleyeceğine inanmıyorum. Gençlere öğretmeye devam edecektir, Martin O'Neill döneminin eksik görülen bilhassa yönü buydu ve Pires de bu yolda bir adım. Aston Villa'nin bu seneyi daha altta bitirmesi oldukça olası, fakat kısa süre sonra Martin O'Neill döneminde gösterdiklerinden de iyisini göstermeye hazır bir şekilde dönecek. Umutluyuz, yapılanma gerçekten çok iyi bir yol takip ediyor...
Video: Aston Villa 2-2 Manchester United (Match of the Day'den kesit-10:57 dk)
2010/10/24
Sunderland üzerinden Aston Villa
Bugünkü mağlubiyet, yeni hocanın gelişinden sonraki ikincisi oldu ve kazanamamazlık serisini de üçe çıkardı. Martin O'Neill'a alışmış olan taraftara son yarım saatteki oyun dahi ilaç gibi geliyor, ve bununla beraber, halihazırda uygulanan doğrular, ve uygulanmayanlar var. Sunderland'den de bahsederek, Sunderland üzerinden, bu seneki takımların doğruları neler bunları göstermek istiyorum.
Petrov'un yavaşlayan ayakları
Stiliyan Petrov'un takımdaki miadı dolmak üzere. Gerek hâla kaptan olması, ve yerine konulacak net bir oyuncunun bulunmamasıyla oynamaya devam ediyor, bu sene idare edecektir de, ama günleri fazla uzun değil. Hafta içindeki 'Marathon bile koşarım' sözü o yaştaki adama yakışmayacak ultra-gaz bir cümle. Bir kere ayakları yavaş. Gerçekten yavaş. Bu nedenle, misal bir Sidwell'in daha yapabildiği orta sahadan hızlı çıkışları gerçekleştiremiyor, gerekli dinamizmde değil. Yine bu yüzden, box-to-box bir oyun oynayamıyor. Benzer görevdeki Lee Cattermole, savunmanın hemen önünde görev alırken ileri çıkışları da gerçekleştirip iki yönlü bir oyun oynarken, Petrov'da bu yok. Teknik direktörün tercihleriyle de alakalı. O'Neill döneminde hiç çıkmazdı, ceza sahasına öylesine de olsa girmezdi. Aston Villa kariyerindeki gol sayısının bu kadar düşük olmasının nedeni bu, yoksa derinde oynayan oyuncular da goller atabiliyorlar. Petrov'un hücumdaki basiretsizliği dalga konusu bile olmuştur, bugün twitter'da geçen bir muhabbette, sanırım geçen hafta iki tane attığı için bu hafta uzaktan vurmadı diye geyik döndü mesela. Bir de bu özelliği var, her maç, düzenli olarak bir karavana şut atıyor.
Bunları toparlarsak, Petrov'un yetersizliğinden dem vurabiliriz, fakat hala idare edilebilir bir düzeyde olduğundan, ve yararlı olabildiğinden, takımdaki yerini koruyor. Scholes-Fletcher'a benzetiyorum Petrov-NRC'yi. Yaşlanan Petrov ve Scholes'un yapamadığı ileri çıkışları, alan kapatmaları, diğer iki oyuncu ultra eforla kotarıyorlar, ve box-to-box oyunlarıyla da hücuma destek oluyorlar. Petrov'u yetersiz olmaktan öte götürüp takımın dışına itebilecek, ve bana kalırsa hocanın henüz uygulamadığı ama bana göre doğru olana, en azından denenmesi gerekene göre, Petrov yerine Ireland oynamalı. Eğer Ireland bir şekilde kullanılacaksa, 4-4-1-1 düzenindeki yeri orta saha olur. Bu da aslında, yazının ilerisinde bahsedeceğim, yine iki yönü olan bir durum. Bakın diyorum ki, Petrov'un ilk 11den düşme gerekliliği kendi yetersizliğinden çok, Ireland'ın denenme gerekliliği, aynı şekilde, Ireland'ın hole'de oynamama gereği de Young'ın mutlaka orada oynaması gereğinden kaynaklanıyor. Young'ın kanatta kullanılması, tam iki ucu pis değnek. Hem kanadı, hem forvet arkasını kullanamıyorsun. Söylediğim gibi, buna daha sonra değineceğim. Houllier'nin taktik anlayış ve kavrayışının O'Neill'dan daha iyi olduğunu düşünüyorum, ve Ireland'ı bir kere orta sahada denedik, 6 tane yedik, olmuyor, gibi bir düşüncede olmamasını umuyorum. Keza oradaki durum farklıydı. Kullanılan orta saha ikilisi Petrov-Ireland'dı, Petrov'un görevi malumken, Ireland'a NRC'nin görevi, box-to-box rolü yüklendi. Petrov'u tolere ederken ilk bakacağınız oyuncunun çalışma etiği olur, savunma yönü. O felaket maçta, böyle bir deneme Newcastle'ın Nolan'ın sık gelişleriyle üçlenedebilen orta sahası karşısında eridi gitti, felaket oldu. Şunun gibi: Scholes-Anderson. Anderson da basiretsiz adamdır, pozisyon bulunamaz pek çok PL maçında. Nedeni budur: İkili orta sahaya yerleştirilememe sorunu. Orta ikilide bu tarz adamları, örneğin bir Modric'i oynatacaksanız, benim görüşüm odur ki, partneri derinde olmamalıdır, savunma yönü olan, ve alan kapatan, fakat derinde olmayan. Orta saha böyle 1+1 ayrılınca, ve öndeki adam zorlama gücü zayıf biri olunca orta saha kolayca düşüyor, bu nedenle böyle bir düzene mahkumlar. Veya daha derinde oynayacaklar, veya kanatlara gelecekler. Premiership'in 4-2-3-1'i 4-4-1-1, ve kanatlardaki oyuncu kullanımı da ayrı bir yazı konusu. Ireland kanatta oynayamayacağına göre, bir tek orta saha kalıyor ki, geride konuşlanmaya mahkum. Onun derinde oynaması, o bölgeden top çıkarmada sorunlu takım için daha da önemli, ve bu adam bir oyun kurucuysa, ki öyle, bir oyun kurucuyu kalabalıktan çıkarıp geriye atmak, daha geniş açı vermek çoğu zaman daha mantıklıdır ki, Pirlo başta olmak üzere sayısız örnek var. Takım Petrov'la kötüye gitmiyor belki, ama Ireland'la daha iyiye gidebilir. Tabi yanında NRC oynamak koşuluyla. Milner, her şeyi yapabilen, bambaşka bir adamdı, o yüzden bu kadar değerli, o yüzden bu kadar çok, en çok severim.
Ashley Young'ı kanatta kul-lan-ma-yın
Ashley Young kanada hapsedilmemeli. Takım ve kendi iyiliği için. Ben bundan yüzlerce kez bahsettim, artık çıkarmaya üşeniyorum. Young hızlıdır, yeteneklidir, ama dikine iyi top süremez. Rahat adam geçemez. Bir ara çok istikrarsızdı ki, neyse bunu atlattı, artı puan. Çizgiye güzelce inen, dikine zorlayan adam Albrighton'dır, Bale'dir. Young fazla savruktur, pek yapamaz bunları. Adam Johnson değildir. Chelsea maçında hiçbir etkisi olmadı, çünkü yine sıkı markaj altındaydı, ve serbestlikten yoksundu. Takımın en-boy ayarının sabitliği için o bölgeden fazla çıkmamalı keza. Bu nokta iyi ayırt edilmeli. Young forvet arkasında oynadığı zaman da sürekli kanatlara geliyor. Ortada oynamaktan çok kanatlarda oynuyor. Ama orada oynadığı zaman, hole'de de pozisyonlar alabiliyor, kanatlara fazladan adam olarak gelip gerek kendisi gerek diğeri için avantaj ve yeteneklerini gösterme fırsatı sağlıyor. Ve çalışma etiğinin yüksekliği, hatta çok enteresandır, sırtı dönük top alma becerileriyle oraya çok iyi oturuyor. Houllier hoca, Young yeni pozisyonunda dünyanın en iyilerinden biri olabilir demişti, doğrudur. Çok daha iyi olacaktır, fakat yine de her takımda oynayıp da aynı etkiyi yaratacak bir forvet arkası değil, Villa'nın ihtiyaçlarını tam olarak karşıladığından güzelce parlayabilir. 433ün kanat oyuncusudur daha çok, ama Chelsea gibi forvetleri içeride oynatan bir takımda.
Onun bölgesinde, hole'de iki maçtır Ireland'ı izliyoruz. Her takımın forvet arkası oyuncusu özellikleri farklıdır, takımın oyuncu profiline bağlı olarak. Everton'da Cahill'dir, Newcastle'da Nolan, vs. Hatta vDv bile benzer görevde, gol kovalıyor, doğru alanlara koşular yapıyor. Newcastle'da Carroll indirdi Nolan attı, Spurs'te de sırasıyla Crouch ve van der Vaart. Bana göre sahanın en önemli bölgesi hole'dür, o iki blok arasındaki, ceza sahası dışı olan nokta. Hole ve sağ iç ile sol içten pozisyon alışlar... Aston Villa'nın hücumsal kabızlığı buradan gelir, Heskey-Carew kim varsa indirir, ama tahmin edilebilirlik üst düzeydedir, ve top bilinçli ama verimsiz olarak sürekli kanatlara indirilir. Ara pas atacak oyuncu yok denir, halbuki var, Young, ama bunlara koşacak oyuncu da yoktu. Agbonlahor'un hızı, bugünkü maçta hissedilmiş olabilir, ama teknik kısırlık içinde geçen günlerde, senelerdir belli noktalarda aşama kat edemedi. Top tekniği çok zayıf, koşusunu kesti mi ya hemen pas verir ya durduğu yerden sağ ayakla orta abanır ya da sola doğru koşturur durur, korner alır. Bu çok kötü. Messi olmasını beklemiyorum, sadece oyununu kısıtlamayacak bir teknik kapasite. Her oyuncuda olması gereken. Öncelikle atletizm ve teknik öğretilmeli, bu ikisi vasatın üstünde olduktan sonra pek çok şey anlam kazanıyor. İkinci zayıflığı, ön direk-arka direk koşularını sezememesi, yapamaması. Alan boşaltma, top tutma, zaman zaman çapraz koşu, bunları yapıyor, ama daha başka şeyler de yapsa, çoktan komple bir forvet olmuştu, Bent'in önüne geçmişti. Young onun yapamadaklarını da yapıyor, bu seneyle beraber savunma arkasına koşular da görmeye başladık, Newcastle maçındaki penaltı böyle gelişmişti. Bütün bunlar esneklik katıyor takıma, çünkü artık kanatlar dışında ortadan da hücumlar geliştirebiliyoruz, oraları da kullanabiliyoruz, veya kanatlar daha sağlıklı bir biçimde kullanılabiliyor, ve hepsi de Young'ın yeni görevi sayesinde. Neyse ki bir de Downing var, yoksa bu takımda futboldan anlayan bir tane adam yok deyip geçecektik.
Üçüncü orta saha, ikinci forvet
Stewart Downing'i kullanmak zor. Özel biri, fakat oyun yapısı nedeniyle ona bir pozisyon biçmek zor, fazla geleneksel bir oyuncu. Bir kere sağ ayağı kullanma becerisi sıfır. Sol, raket gibi, ve her şeyden biraz biraz yapabiliyor, ama hiçbirinden çok fazla değil. Çok hızlı değil veya güçlü, yardırıp giden kanat oyuncusu olamaz bu yüzden. Orta sahada da direk kullanamazsınız. Pozisyonu belli aslında, ortodoks 4-4-2 oyuncusu, fakat böyle bir düzen artık rafa kalktığı ve tüm iyi özelliklerine rağmen trend futbolun bazı çok aradıklarını karşılayamadığı için, iyi kullanılamadığı zaman hayal kırıklığı olabilir. Böyle bir oyuncuyu nasıl kullanmak gerekir derken, şu ana kadarki denemeleri ele alalım diyorum.
Geçen seneden başlayalım. Hücumdaki acizliği hayal kırıklığıydı, Ashley Young tipi forvet özellikli kanat oyuncusuna alışmış taraftarın beklentilerini karşılayamadı. Ben anlayamadım, bu oyuncuyu nasıl kullanmak gereklidir? Verimli olabilir mi? Yoksa gelenekselliğiyle ve oynama zorunluluğuyla takımın esnekliğine balta mı vuracaktır? Senelik bir sakatlıktan çıkışı elbet tüm bunlarda etkili. Şu an, her iki kanatta da farklı şekillerde etkili olabilen, ve tersine, takıma önemli derecede esneklik sağlayan bir oyuncu. Benim tercihim esas olarak solda kalması, ve sağda da Albrighton'ın başlaması, aksi takdirde iki adet içe kaçacak kanat ve hücum yönü çok yüksek olmayan iki bekle genişlik sağlamak çok kolay değil. Kolay olmadı da, bu ikisinin beraber, ters kanatlarda oynadığı dönemlerde bir şeyler yaratmak pek mümkün olmadı, fakat Ireland'ın forvet arkası denendiği, ve Young'ın sola Downing'in sağa geçtiği şu iki maçtaki performans bir güzellik daha sundu ki, Downing o bölgede de bir şeyler verebiliyor. Chelsea maçının başlarında içeri doğru yaptığı dengeli, dikine dribblingi, başka pek çok faydası; bu maçtaki içeri dönüşleri, ortaları... Eğer Albrighton da terste oynamaya adapte olabilirse, maç içinde zaman zaman değişmeleri takıma yeni boyutlar kazandıracak.
Downing, eğer Friedel ilerideki koca adama uzun oynamadıysa, geriye gelir ve oyun kurulmasına yardımcı olur. Özellikle geçen sene bunu daha sık yapardı. Üçüncü orta saha veya bir nevi 442 baklava orta sahası görevi. Big Sam kanatlarda forvet nitelikli, hızlı oyuncular kullanıyor, Diouf x 2, ve bu durum takımın değişmezi, benzer özellikli süper solak Pedersen'i sol içe attı. Pedersen Downing'den daha kuvvetli, üçüncü orta saha olabilmeye daha yatkın bir oyuncu, zaten Norveçli, ama bunu Downing'de başaramazsınız. Gerek savunmada yaşayacağı bu acizlik, gerekse de yukarıda bahsettiğim ceza sahası koşularının varlığıyla. Yine bir benzer uygulamayı Malbranque'ı içte kullanarak Steve Bruce yapıyor. Sol kanatta oynayan Downing, hücumda takımın ikinci forveti oluyor. Gollerine bakarak 4-2-3-1deki sol forvet tanımlaması yapılabilir, çok da yanlış olmayacaktır. Downing'in varlığı şekil olarak değiştirilemeyen, ama içerik olarak değiştirilme mutlaklığı olan 4-4-2 için bulunmaz nimet.
by Guardian Chalkboards
Marc Albrighton
Albrighton Peace Cup'ta, bu senenin hazırlık kampında parlayan, Moskova'ya götürülen oyunculardan biriydi, iki senedir bas bas bağıran bir çıkışı var, bu sene, kendini ispatlamış oldu. Jack Wilshere gibi. Onun oynamaya, takımın da onu oynatmaya ihtiyacı var. Görülüyor ki yokluğunda çizgiyi kullanmaktan aciziz ve öte yandan böyle potansiyelli bir oyuncunun olabildiğince fazla süre alması gerek. Hızlı, dikine gidip en sondan, veya daha derinden çok iyi ortalar çıkarabilen, değerli bir kanat oyuncusu Albrighton. Ters kanattaki oyunundan bahsederken sezonun ilk maçında Milner'a attırdığı golü unutmuşum, keza bundan daha fazla veri gerek. Güçlenip bir yandan hızını ve adam geçme yetisini korudukça Premiership'in önemlileri arasına yazılacaktır kısa sürede.
Kadro gerçekten o kadar dar mı?
Değil. Kadrodan elde edilebilecek imkanlar dardı. O da oyuncu seçimlerinden, ve oyuncuların gelişimlerinden, kullanımlarından kaynaklanıyordu. Kadro kesinlikle dar değil, hatta şunu da iddaa edebilirim ki, geçen seneki bolluktan sonra bu sene kadrosunu daraltma yoluna giden Chelsea ölçüsünde alternatifli bir kadro -nitelik olarak olmasa da-. Chelsea örneğini vermemin sebebi geçen sene ligin en dar kadrolarından biri geyiklerinin döndüğü yerde niceliğin yeterliliğini göstermek. Sezon başı 25 kişilik kadro bile tamamlanamadı. Ama bu, birebir takımın tercihinden kaynaklanıyor, akademi çıkışlı oyuncularla kadronun geri kalanını tamamlama tercihi. 21 yaş altı oyuncuların 25 kişi arasına yazılma zorunluluğu yok. O'Neill gençler için Premiership'in henüz zor olduğunu düşünüyordu, önce tecrübe kazanmaları ve yeterli olmaları lazımdı, kendi söyledikleri bunlar, ve onları sadece Avrupa kupası maçlarında kullanıyordu. Sadece gençler değil. Curtis Davies gibi alt liglerde en iyi savunmacı seçilen, kısa zamanda büyük sıçrayış yapıp 10 milyon pound ölçüsünde takıma kazandırılan bir oyuncu da hiç oynatılmadı. Şu an en formda bir iki oyuncudan biri olan Nigel Reo-Coker takıma küstürüldü. Sezon sonu kontratı bitiyor, hatta Galatasaray'ın Bosman kuralından yararlanarak almak istediği yazıldı, bu da O'Neill'ın mirası. Hâla imza atılmadı. Aston Villa bir Tottenham Hotspur değil, başındaki hoca 'Arry Redknapp değil, dört beş kulvarda oynamıyor. Akademisi sürekli şampiyonluklar yaşayan, gerek kendi mantığı gerek İngiltere için bu çocukların kendini gösterdiği bir kulüp olmak zorunda. Olayın ekonomik yönü malum, Lerner'ın parası Martin O'Neill döneminde harcandı ve artık fazla harcama yapılması düşünülemez. Bununla beraber, başarılar kazanmış, ve kadro iskeleti iyi olan bir takım kuruldu. Bundan sonra yapılacak olan, daha çok kendi yağında kavrularak, yaşlananları gençlerle doldurup nokta transferler yapılarak geçen, iyi bir hocanın rehberliğinde gelişim göstermeye devam etmek olmalı. Houllier bu noktada gayet iyi bir seçim. Aston Villa'nın tarihindeki ikinci yabancı hoca, ve Liverpool'da yaptığı gibi takımı bilimselleştirdiği, Kıta Avrupalı yaptığı ölçüde işler iyi gidecek. 3-4 senedir hasret kalınan Britanya dışı transferler de gelecek. Takım şu anda iki ayrı antrenman yapıyor, biri fitness diğeri teknik antrenman olmak üzere ikiye ayrılmış. Geldiğinden bu yana takımın fizik olarak daha iyi olması gerektiğini söylüyor, haklı. Tottenham maçında bekler de dahil olmak üzere 6-7 kişi rakip kaleye gidiliyordu, box-to-box oyunun gelişmesi isteniyor. Albrighton kazanıldı, Clark ve Bannan da hocanın radarındalar. Bu oyuncu havuzundan potansiyeli en yüksek olan Nathan Delfouneso'dur, fakat ondan bir türlü istenilen alınamadı, şu Heskey fanatizmi arasında da bir seneyi daha boş geçecek gibi görünüyor.
Drogba'mız, Heskey'miz
Emile Heskey en son ve bir kez olmak üzere sezon içinde 20 golü aştığında, takımın başında yine Houllier vardı. Gelir gelmez Heskey'e övgüler dizildi, kendine güveni getirildi, ve Heskey şu an rönesans yaşıyor. Diğer oyunculara alan yaratma, pozisyon hazırlama konusunda Carew'den her zaman daha iyidir, ama en başından beri sahadaki duruşunda bir güvensizlik vardı. Bu güvensizlik berbat top kontrolleri, şutlar, sürekli yanlış kararlar şeklinde sahada kendini gösteriyordu. Bunları Carew'de görüyoruz şu an, ve kocaoğlan gol atma yetisini de kaybetti, takımdaki varlığı gol atmaktan ibaret olan, ve bu yüzden çok sevilen Carew inanılmazları kaçırmaya başladı ve zaten nispeten bencil oyunuyla, artık 11de yer almayı hak etmiyor. Toparlayamazsa muhtemelen devre arası, en kötü sezon sonu ayrılacaktır. Hoarau'nun adı anılmaya başladı sıklıkla, bununla beraber bazı kanat/açık oyuncuları ve Makoun gibi dinamik orta sahalar. Direk olmasa bile elbet az çok doğruluk payları vardır bu haberlerin, akılda hangi pozisyonların geliştirilmesi var bunun görülmesi açısından birer veridir. Be takım illa ki biraz Fransızlaşacak. Hoarau beli bükülmeyen bir adam, hoşgelsin, ama ben isterim ki Gabby ve the Fonz'un oyunlarına da bir şeyler katılsın, bu adamlar da kendilerini geliştirsin ve gediği kapatsınlar. Drogba ile Heskey ne alaka diyenler için, geçtiğimiz hafta Chelsea maçı öncesi Houllier tarafından böyle bir kıyas yapıldı, özellikleri karşılaştırıldı. Onu kazanmak güzel, Wolves, Tottenham maçlarında olduğu gibi skora direk katkı yapmaları arttıkça daha da seveceğiz.
Ve Sunderland...
Steve Bruce takımın düşüşünü çift forvet kullanımına bağlıyor. Bu açıklamasından sonra, Jones'u gayet güzel bir fiyata Stoke City'e satıp oradan gelen parayı Gyan'a kullandı. Gyan'ı transfer edip şu anda kullanmaması garip gelebilir, fakat takımın iyiliği her şeyden önce geliyor. Aslında bu, yanlış bir transfer olmadı. Her takım, n'olursa olsun, güçlü, veya santrafor oyunu oynayabilecek bir oyuncunun varlığına ihtiyaç duyar. Chamakh'ın Arsenal'e kattıkları ortada. Sunderland'de bu oyuncu Jones'du, ama Jones'un hava topu indirmek dışında takıma hiçbir katkı yapmaması, istikrarsızlığı ve onun varlığıyla çift forvet zorunluluğu ve bu yüzden orta 4lünün farklı bir şekilde kurgulanması, Sunderland iyi bir takım yapamadı. Daha çok düz, British bir takım oldular, ve ortodoks 442ye yakın bir düzen içinde, üretmekte zorlandılar. Tüm bunun arasında Kieran Richardson sol bekte denendi ve daha başka şeyler. Gyan, işte bu doğal neden yüzünden takımda, Jones'un takıma uyumlu olabilecek haliyle Sunderland'de. Bizzat DK 2010 şahit, tüm takım ölse Gyan yine savaşmaya devam edecektir, ve atletizmi de üst düzey bir oyuncu. Onun yanında Welbeck takımda tutuldu, ve böylece gereken ikinci ekleme, modern takıma ulaşmada ikinci ekleme yapıldı. Bir benzerini Diouf'u alan Blackburn yaptı. Bu oyuncular forvet olarak yetişiyorlar, ama futbolun gittiği doğrultuda, hızlarıyla ve forvet özellikleriyle önemli bir kanat oyuncusu oluyorlar. Eksiklerini görüp evrimini tamamlayan Sunderland, Bruce'un aklındakine daha yakın bir takım oldu ve eldekilerin güzel birleşimiyle, şu an ligin en iyi alan kapatan, kohezyonu en iyi, yenilmesi en zor takımlarından. Şöyle bakalım. Manchester City, Arsenal, Liverpool (onları buraya katmak ne kadar doğru, tartışılır tabi) ve Manchester United'la oynadılar, hatta Aston Villa'yı da katalım ve bunların hiçbirine kaybetmediler. City ve Villa mağlup oldu, United'ı direkler korudu. Bent golleri atmaya devam ediyor ve bol orta sahalı, müthiş pres yapan takım, kanattan dönme iç oyuncularının köşelere açılması veya ortadan yardırmasıyla pozisyonlar arıyor. Oyuncular birbirine çok yakın oynuyor, ama Blackpool'un tiki-taka futbolundan farklı bir şey bu. Pas adetlerine bakıldığında da görülebilir, yerden kısa oynuyorlar, böyle oyun kuruyorlar demek doğru değil. Fakat tam bir takım, bir bütün halindeler, bütün olarak hareket ediyorlar. Sezonun yıldızı Ahmed Almohamady, Amr Zaki'den sonra ikinci başarılı Mısırlı. Zaki gibi kafadan zır deli mi bilmiyorum, öyle değilse gelecek sene bonservisiyle alınmaması Bruce'un hanesine hata olarak yazılır.
NOT: Ben buraya aktarmaya üşendim, Young ve Downing ile ilgili veriler için Guardian Chalkboards veya ESPN Match Action uygulamalarına bakılabilir. Goller de youtube'da, caughtoffside'da vardır muhtemelen.
Petrov'un yavaşlayan ayakları
Stiliyan Petrov'un takımdaki miadı dolmak üzere. Gerek hâla kaptan olması, ve yerine konulacak net bir oyuncunun bulunmamasıyla oynamaya devam ediyor, bu sene idare edecektir de, ama günleri fazla uzun değil. Hafta içindeki 'Marathon bile koşarım' sözü o yaştaki adama yakışmayacak ultra-gaz bir cümle. Bir kere ayakları yavaş. Gerçekten yavaş. Bu nedenle, misal bir Sidwell'in daha yapabildiği orta sahadan hızlı çıkışları gerçekleştiremiyor, gerekli dinamizmde değil. Yine bu yüzden, box-to-box bir oyun oynayamıyor. Benzer görevdeki Lee Cattermole, savunmanın hemen önünde görev alırken ileri çıkışları da gerçekleştirip iki yönlü bir oyun oynarken, Petrov'da bu yok. Teknik direktörün tercihleriyle de alakalı. O'Neill döneminde hiç çıkmazdı, ceza sahasına öylesine de olsa girmezdi. Aston Villa kariyerindeki gol sayısının bu kadar düşük olmasının nedeni bu, yoksa derinde oynayan oyuncular da goller atabiliyorlar. Petrov'un hücumdaki basiretsizliği dalga konusu bile olmuştur, bugün twitter'da geçen bir muhabbette, sanırım geçen hafta iki tane attığı için bu hafta uzaktan vurmadı diye geyik döndü mesela. Bir de bu özelliği var, her maç, düzenli olarak bir karavana şut atıyor.
Bunları toparlarsak, Petrov'un yetersizliğinden dem vurabiliriz, fakat hala idare edilebilir bir düzeyde olduğundan, ve yararlı olabildiğinden, takımdaki yerini koruyor. Scholes-Fletcher'a benzetiyorum Petrov-NRC'yi. Yaşlanan Petrov ve Scholes'un yapamadığı ileri çıkışları, alan kapatmaları, diğer iki oyuncu ultra eforla kotarıyorlar, ve box-to-box oyunlarıyla da hücuma destek oluyorlar. Petrov'u yetersiz olmaktan öte götürüp takımın dışına itebilecek, ve bana kalırsa hocanın henüz uygulamadığı ama bana göre doğru olana, en azından denenmesi gerekene göre, Petrov yerine Ireland oynamalı. Eğer Ireland bir şekilde kullanılacaksa, 4-4-1-1 düzenindeki yeri orta saha olur. Bu da aslında, yazının ilerisinde bahsedeceğim, yine iki yönü olan bir durum. Bakın diyorum ki, Petrov'un ilk 11den düşme gerekliliği kendi yetersizliğinden çok, Ireland'ın denenme gerekliliği, aynı şekilde, Ireland'ın hole'de oynamama gereği de Young'ın mutlaka orada oynaması gereğinden kaynaklanıyor. Young'ın kanatta kullanılması, tam iki ucu pis değnek. Hem kanadı, hem forvet arkasını kullanamıyorsun. Söylediğim gibi, buna daha sonra değineceğim. Houllier'nin taktik anlayış ve kavrayışının O'Neill'dan daha iyi olduğunu düşünüyorum, ve Ireland'ı bir kere orta sahada denedik, 6 tane yedik, olmuyor, gibi bir düşüncede olmamasını umuyorum. Keza oradaki durum farklıydı. Kullanılan orta saha ikilisi Petrov-Ireland'dı, Petrov'un görevi malumken, Ireland'a NRC'nin görevi, box-to-box rolü yüklendi. Petrov'u tolere ederken ilk bakacağınız oyuncunun çalışma etiği olur, savunma yönü. O felaket maçta, böyle bir deneme Newcastle'ın Nolan'ın sık gelişleriyle üçlenedebilen orta sahası karşısında eridi gitti, felaket oldu. Şunun gibi: Scholes-Anderson. Anderson da basiretsiz adamdır, pozisyon bulunamaz pek çok PL maçında. Nedeni budur: İkili orta sahaya yerleştirilememe sorunu. Orta ikilide bu tarz adamları, örneğin bir Modric'i oynatacaksanız, benim görüşüm odur ki, partneri derinde olmamalıdır, savunma yönü olan, ve alan kapatan, fakat derinde olmayan. Orta saha böyle 1+1 ayrılınca, ve öndeki adam zorlama gücü zayıf biri olunca orta saha kolayca düşüyor, bu nedenle böyle bir düzene mahkumlar. Veya daha derinde oynayacaklar, veya kanatlara gelecekler. Premiership'in 4-2-3-1'i 4-4-1-1, ve kanatlardaki oyuncu kullanımı da ayrı bir yazı konusu. Ireland kanatta oynayamayacağına göre, bir tek orta saha kalıyor ki, geride konuşlanmaya mahkum. Onun derinde oynaması, o bölgeden top çıkarmada sorunlu takım için daha da önemli, ve bu adam bir oyun kurucuysa, ki öyle, bir oyun kurucuyu kalabalıktan çıkarıp geriye atmak, daha geniş açı vermek çoğu zaman daha mantıklıdır ki, Pirlo başta olmak üzere sayısız örnek var. Takım Petrov'la kötüye gitmiyor belki, ama Ireland'la daha iyiye gidebilir. Tabi yanında NRC oynamak koşuluyla. Milner, her şeyi yapabilen, bambaşka bir adamdı, o yüzden bu kadar değerli, o yüzden bu kadar çok, en çok severim.
Ashley Young'ı kanatta kul-lan-ma-yın
Ashley Young kanada hapsedilmemeli. Takım ve kendi iyiliği için. Ben bundan yüzlerce kez bahsettim, artık çıkarmaya üşeniyorum. Young hızlıdır, yeteneklidir, ama dikine iyi top süremez. Rahat adam geçemez. Bir ara çok istikrarsızdı ki, neyse bunu atlattı, artı puan. Çizgiye güzelce inen, dikine zorlayan adam Albrighton'dır, Bale'dir. Young fazla savruktur, pek yapamaz bunları. Adam Johnson değildir. Chelsea maçında hiçbir etkisi olmadı, çünkü yine sıkı markaj altındaydı, ve serbestlikten yoksundu. Takımın en-boy ayarının sabitliği için o bölgeden fazla çıkmamalı keza. Bu nokta iyi ayırt edilmeli. Young forvet arkasında oynadığı zaman da sürekli kanatlara geliyor. Ortada oynamaktan çok kanatlarda oynuyor. Ama orada oynadığı zaman, hole'de de pozisyonlar alabiliyor, kanatlara fazladan adam olarak gelip gerek kendisi gerek diğeri için avantaj ve yeteneklerini gösterme fırsatı sağlıyor. Ve çalışma etiğinin yüksekliği, hatta çok enteresandır, sırtı dönük top alma becerileriyle oraya çok iyi oturuyor. Houllier hoca, Young yeni pozisyonunda dünyanın en iyilerinden biri olabilir demişti, doğrudur. Çok daha iyi olacaktır, fakat yine de her takımda oynayıp da aynı etkiyi yaratacak bir forvet arkası değil, Villa'nın ihtiyaçlarını tam olarak karşıladığından güzelce parlayabilir. 433ün kanat oyuncusudur daha çok, ama Chelsea gibi forvetleri içeride oynatan bir takımda.
Onun bölgesinde, hole'de iki maçtır Ireland'ı izliyoruz. Her takımın forvet arkası oyuncusu özellikleri farklıdır, takımın oyuncu profiline bağlı olarak. Everton'da Cahill'dir, Newcastle'da Nolan, vs. Hatta vDv bile benzer görevde, gol kovalıyor, doğru alanlara koşular yapıyor. Newcastle'da Carroll indirdi Nolan attı, Spurs'te de sırasıyla Crouch ve van der Vaart. Bana göre sahanın en önemli bölgesi hole'dür, o iki blok arasındaki, ceza sahası dışı olan nokta. Hole ve sağ iç ile sol içten pozisyon alışlar... Aston Villa'nın hücumsal kabızlığı buradan gelir, Heskey-Carew kim varsa indirir, ama tahmin edilebilirlik üst düzeydedir, ve top bilinçli ama verimsiz olarak sürekli kanatlara indirilir. Ara pas atacak oyuncu yok denir, halbuki var, Young, ama bunlara koşacak oyuncu da yoktu. Agbonlahor'un hızı, bugünkü maçta hissedilmiş olabilir, ama teknik kısırlık içinde geçen günlerde, senelerdir belli noktalarda aşama kat edemedi. Top tekniği çok zayıf, koşusunu kesti mi ya hemen pas verir ya durduğu yerden sağ ayakla orta abanır ya da sola doğru koşturur durur, korner alır. Bu çok kötü. Messi olmasını beklemiyorum, sadece oyununu kısıtlamayacak bir teknik kapasite. Her oyuncuda olması gereken. Öncelikle atletizm ve teknik öğretilmeli, bu ikisi vasatın üstünde olduktan sonra pek çok şey anlam kazanıyor. İkinci zayıflığı, ön direk-arka direk koşularını sezememesi, yapamaması. Alan boşaltma, top tutma, zaman zaman çapraz koşu, bunları yapıyor, ama daha başka şeyler de yapsa, çoktan komple bir forvet olmuştu, Bent'in önüne geçmişti. Young onun yapamadaklarını da yapıyor, bu seneyle beraber savunma arkasına koşular da görmeye başladık, Newcastle maçındaki penaltı böyle gelişmişti. Bütün bunlar esneklik katıyor takıma, çünkü artık kanatlar dışında ortadan da hücumlar geliştirebiliyoruz, oraları da kullanabiliyoruz, veya kanatlar daha sağlıklı bir biçimde kullanılabiliyor, ve hepsi de Young'ın yeni görevi sayesinde. Neyse ki bir de Downing var, yoksa bu takımda futboldan anlayan bir tane adam yok deyip geçecektik.
Üçüncü orta saha, ikinci forvet
Stewart Downing'i kullanmak zor. Özel biri, fakat oyun yapısı nedeniyle ona bir pozisyon biçmek zor, fazla geleneksel bir oyuncu. Bir kere sağ ayağı kullanma becerisi sıfır. Sol, raket gibi, ve her şeyden biraz biraz yapabiliyor, ama hiçbirinden çok fazla değil. Çok hızlı değil veya güçlü, yardırıp giden kanat oyuncusu olamaz bu yüzden. Orta sahada da direk kullanamazsınız. Pozisyonu belli aslında, ortodoks 4-4-2 oyuncusu, fakat böyle bir düzen artık rafa kalktığı ve tüm iyi özelliklerine rağmen trend futbolun bazı çok aradıklarını karşılayamadığı için, iyi kullanılamadığı zaman hayal kırıklığı olabilir. Böyle bir oyuncuyu nasıl kullanmak gerekir derken, şu ana kadarki denemeleri ele alalım diyorum.
Geçen seneden başlayalım. Hücumdaki acizliği hayal kırıklığıydı, Ashley Young tipi forvet özellikli kanat oyuncusuna alışmış taraftarın beklentilerini karşılayamadı. Ben anlayamadım, bu oyuncuyu nasıl kullanmak gereklidir? Verimli olabilir mi? Yoksa gelenekselliğiyle ve oynama zorunluluğuyla takımın esnekliğine balta mı vuracaktır? Senelik bir sakatlıktan çıkışı elbet tüm bunlarda etkili. Şu an, her iki kanatta da farklı şekillerde etkili olabilen, ve tersine, takıma önemli derecede esneklik sağlayan bir oyuncu. Benim tercihim esas olarak solda kalması, ve sağda da Albrighton'ın başlaması, aksi takdirde iki adet içe kaçacak kanat ve hücum yönü çok yüksek olmayan iki bekle genişlik sağlamak çok kolay değil. Kolay olmadı da, bu ikisinin beraber, ters kanatlarda oynadığı dönemlerde bir şeyler yaratmak pek mümkün olmadı, fakat Ireland'ın forvet arkası denendiği, ve Young'ın sola Downing'in sağa geçtiği şu iki maçtaki performans bir güzellik daha sundu ki, Downing o bölgede de bir şeyler verebiliyor. Chelsea maçının başlarında içeri doğru yaptığı dengeli, dikine dribblingi, başka pek çok faydası; bu maçtaki içeri dönüşleri, ortaları... Eğer Albrighton da terste oynamaya adapte olabilirse, maç içinde zaman zaman değişmeleri takıma yeni boyutlar kazandıracak.
Downing, eğer Friedel ilerideki koca adama uzun oynamadıysa, geriye gelir ve oyun kurulmasına yardımcı olur. Özellikle geçen sene bunu daha sık yapardı. Üçüncü orta saha veya bir nevi 442 baklava orta sahası görevi. Big Sam kanatlarda forvet nitelikli, hızlı oyuncular kullanıyor, Diouf x 2, ve bu durum takımın değişmezi, benzer özellikli süper solak Pedersen'i sol içe attı. Pedersen Downing'den daha kuvvetli, üçüncü orta saha olabilmeye daha yatkın bir oyuncu, zaten Norveçli, ama bunu Downing'de başaramazsınız. Gerek savunmada yaşayacağı bu acizlik, gerekse de yukarıda bahsettiğim ceza sahası koşularının varlığıyla. Yine bir benzer uygulamayı Malbranque'ı içte kullanarak Steve Bruce yapıyor. Sol kanatta oynayan Downing, hücumda takımın ikinci forveti oluyor. Gollerine bakarak 4-2-3-1deki sol forvet tanımlaması yapılabilir, çok da yanlış olmayacaktır. Downing'in varlığı şekil olarak değiştirilemeyen, ama içerik olarak değiştirilme mutlaklığı olan 4-4-2 için bulunmaz nimet.
by Guardian Chalkboards
Marc Albrighton
Albrighton Peace Cup'ta, bu senenin hazırlık kampında parlayan, Moskova'ya götürülen oyunculardan biriydi, iki senedir bas bas bağıran bir çıkışı var, bu sene, kendini ispatlamış oldu. Jack Wilshere gibi. Onun oynamaya, takımın da onu oynatmaya ihtiyacı var. Görülüyor ki yokluğunda çizgiyi kullanmaktan aciziz ve öte yandan böyle potansiyelli bir oyuncunun olabildiğince fazla süre alması gerek. Hızlı, dikine gidip en sondan, veya daha derinden çok iyi ortalar çıkarabilen, değerli bir kanat oyuncusu Albrighton. Ters kanattaki oyunundan bahsederken sezonun ilk maçında Milner'a attırdığı golü unutmuşum, keza bundan daha fazla veri gerek. Güçlenip bir yandan hızını ve adam geçme yetisini korudukça Premiership'in önemlileri arasına yazılacaktır kısa sürede.
Kadro gerçekten o kadar dar mı?
Değil. Kadrodan elde edilebilecek imkanlar dardı. O da oyuncu seçimlerinden, ve oyuncuların gelişimlerinden, kullanımlarından kaynaklanıyordu. Kadro kesinlikle dar değil, hatta şunu da iddaa edebilirim ki, geçen seneki bolluktan sonra bu sene kadrosunu daraltma yoluna giden Chelsea ölçüsünde alternatifli bir kadro -nitelik olarak olmasa da-. Chelsea örneğini vermemin sebebi geçen sene ligin en dar kadrolarından biri geyiklerinin döndüğü yerde niceliğin yeterliliğini göstermek. Sezon başı 25 kişilik kadro bile tamamlanamadı. Ama bu, birebir takımın tercihinden kaynaklanıyor, akademi çıkışlı oyuncularla kadronun geri kalanını tamamlama tercihi. 21 yaş altı oyuncuların 25 kişi arasına yazılma zorunluluğu yok. O'Neill gençler için Premiership'in henüz zor olduğunu düşünüyordu, önce tecrübe kazanmaları ve yeterli olmaları lazımdı, kendi söyledikleri bunlar, ve onları sadece Avrupa kupası maçlarında kullanıyordu. Sadece gençler değil. Curtis Davies gibi alt liglerde en iyi savunmacı seçilen, kısa zamanda büyük sıçrayış yapıp 10 milyon pound ölçüsünde takıma kazandırılan bir oyuncu da hiç oynatılmadı. Şu an en formda bir iki oyuncudan biri olan Nigel Reo-Coker takıma küstürüldü. Sezon sonu kontratı bitiyor, hatta Galatasaray'ın Bosman kuralından yararlanarak almak istediği yazıldı, bu da O'Neill'ın mirası. Hâla imza atılmadı. Aston Villa bir Tottenham Hotspur değil, başındaki hoca 'Arry Redknapp değil, dört beş kulvarda oynamıyor. Akademisi sürekli şampiyonluklar yaşayan, gerek kendi mantığı gerek İngiltere için bu çocukların kendini gösterdiği bir kulüp olmak zorunda. Olayın ekonomik yönü malum, Lerner'ın parası Martin O'Neill döneminde harcandı ve artık fazla harcama yapılması düşünülemez. Bununla beraber, başarılar kazanmış, ve kadro iskeleti iyi olan bir takım kuruldu. Bundan sonra yapılacak olan, daha çok kendi yağında kavrularak, yaşlananları gençlerle doldurup nokta transferler yapılarak geçen, iyi bir hocanın rehberliğinde gelişim göstermeye devam etmek olmalı. Houllier bu noktada gayet iyi bir seçim. Aston Villa'nın tarihindeki ikinci yabancı hoca, ve Liverpool'da yaptığı gibi takımı bilimselleştirdiği, Kıta Avrupalı yaptığı ölçüde işler iyi gidecek. 3-4 senedir hasret kalınan Britanya dışı transferler de gelecek. Takım şu anda iki ayrı antrenman yapıyor, biri fitness diğeri teknik antrenman olmak üzere ikiye ayrılmış. Geldiğinden bu yana takımın fizik olarak daha iyi olması gerektiğini söylüyor, haklı. Tottenham maçında bekler de dahil olmak üzere 6-7 kişi rakip kaleye gidiliyordu, box-to-box oyunun gelişmesi isteniyor. Albrighton kazanıldı, Clark ve Bannan da hocanın radarındalar. Bu oyuncu havuzundan potansiyeli en yüksek olan Nathan Delfouneso'dur, fakat ondan bir türlü istenilen alınamadı, şu Heskey fanatizmi arasında da bir seneyi daha boş geçecek gibi görünüyor.
Drogba'mız, Heskey'miz
Emile Heskey en son ve bir kez olmak üzere sezon içinde 20 golü aştığında, takımın başında yine Houllier vardı. Gelir gelmez Heskey'e övgüler dizildi, kendine güveni getirildi, ve Heskey şu an rönesans yaşıyor. Diğer oyunculara alan yaratma, pozisyon hazırlama konusunda Carew'den her zaman daha iyidir, ama en başından beri sahadaki duruşunda bir güvensizlik vardı. Bu güvensizlik berbat top kontrolleri, şutlar, sürekli yanlış kararlar şeklinde sahada kendini gösteriyordu. Bunları Carew'de görüyoruz şu an, ve kocaoğlan gol atma yetisini de kaybetti, takımdaki varlığı gol atmaktan ibaret olan, ve bu yüzden çok sevilen Carew inanılmazları kaçırmaya başladı ve zaten nispeten bencil oyunuyla, artık 11de yer almayı hak etmiyor. Toparlayamazsa muhtemelen devre arası, en kötü sezon sonu ayrılacaktır. Hoarau'nun adı anılmaya başladı sıklıkla, bununla beraber bazı kanat/açık oyuncuları ve Makoun gibi dinamik orta sahalar. Direk olmasa bile elbet az çok doğruluk payları vardır bu haberlerin, akılda hangi pozisyonların geliştirilmesi var bunun görülmesi açısından birer veridir. Be takım illa ki biraz Fransızlaşacak. Hoarau beli bükülmeyen bir adam, hoşgelsin, ama ben isterim ki Gabby ve the Fonz'un oyunlarına da bir şeyler katılsın, bu adamlar da kendilerini geliştirsin ve gediği kapatsınlar. Drogba ile Heskey ne alaka diyenler için, geçtiğimiz hafta Chelsea maçı öncesi Houllier tarafından böyle bir kıyas yapıldı, özellikleri karşılaştırıldı. Onu kazanmak güzel, Wolves, Tottenham maçlarında olduğu gibi skora direk katkı yapmaları arttıkça daha da seveceğiz.
Ve Sunderland...
Steve Bruce takımın düşüşünü çift forvet kullanımına bağlıyor. Bu açıklamasından sonra, Jones'u gayet güzel bir fiyata Stoke City'e satıp oradan gelen parayı Gyan'a kullandı. Gyan'ı transfer edip şu anda kullanmaması garip gelebilir, fakat takımın iyiliği her şeyden önce geliyor. Aslında bu, yanlış bir transfer olmadı. Her takım, n'olursa olsun, güçlü, veya santrafor oyunu oynayabilecek bir oyuncunun varlığına ihtiyaç duyar. Chamakh'ın Arsenal'e kattıkları ortada. Sunderland'de bu oyuncu Jones'du, ama Jones'un hava topu indirmek dışında takıma hiçbir katkı yapmaması, istikrarsızlığı ve onun varlığıyla çift forvet zorunluluğu ve bu yüzden orta 4lünün farklı bir şekilde kurgulanması, Sunderland iyi bir takım yapamadı. Daha çok düz, British bir takım oldular, ve ortodoks 442ye yakın bir düzen içinde, üretmekte zorlandılar. Tüm bunun arasında Kieran Richardson sol bekte denendi ve daha başka şeyler. Gyan, işte bu doğal neden yüzünden takımda, Jones'un takıma uyumlu olabilecek haliyle Sunderland'de. Bizzat DK 2010 şahit, tüm takım ölse Gyan yine savaşmaya devam edecektir, ve atletizmi de üst düzey bir oyuncu. Onun yanında Welbeck takımda tutuldu, ve böylece gereken ikinci ekleme, modern takıma ulaşmada ikinci ekleme yapıldı. Bir benzerini Diouf'u alan Blackburn yaptı. Bu oyuncular forvet olarak yetişiyorlar, ama futbolun gittiği doğrultuda, hızlarıyla ve forvet özellikleriyle önemli bir kanat oyuncusu oluyorlar. Eksiklerini görüp evrimini tamamlayan Sunderland, Bruce'un aklındakine daha yakın bir takım oldu ve eldekilerin güzel birleşimiyle, şu an ligin en iyi alan kapatan, kohezyonu en iyi, yenilmesi en zor takımlarından. Şöyle bakalım. Manchester City, Arsenal, Liverpool (onları buraya katmak ne kadar doğru, tartışılır tabi) ve Manchester United'la oynadılar, hatta Aston Villa'yı da katalım ve bunların hiçbirine kaybetmediler. City ve Villa mağlup oldu, United'ı direkler korudu. Bent golleri atmaya devam ediyor ve bol orta sahalı, müthiş pres yapan takım, kanattan dönme iç oyuncularının köşelere açılması veya ortadan yardırmasıyla pozisyonlar arıyor. Oyuncular birbirine çok yakın oynuyor, ama Blackpool'un tiki-taka futbolundan farklı bir şey bu. Pas adetlerine bakıldığında da görülebilir, yerden kısa oynuyorlar, böyle oyun kuruyorlar demek doğru değil. Fakat tam bir takım, bir bütün halindeler, bütün olarak hareket ediyorlar. Sezonun yıldızı Ahmed Almohamady, Amr Zaki'den sonra ikinci başarılı Mısırlı. Zaki gibi kafadan zır deli mi bilmiyorum, öyle değilse gelecek sene bonservisiyle alınmaması Bruce'un hanesine hata olarak yazılır.
NOT: Ben buraya aktarmaya üşendim, Young ve Downing ile ilgili veriler için Guardian Chalkboards veya ESPN Match Action uygulamalarına bakılabilir. Goller de youtube'da, caughtoffside'da vardır muhtemelen.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)