Sanırım bir önceki yazıda da futbol rengimi belli ettim, doğrumu, yanlışımı. Kazanan haklıdır yaklaşımı doğrudur, biz o kadar da hayatın içinde insanlar değiliz diye bunu yanlış diyemeyiz. Her şey kazanmak içindir, yapılan her türlü ütopya da öyledir. O zaman kazanan takımı çirkin oynuyor diye eleştirmek yerine, bu takım nasıl yenilebilir diye araştırmak gerekir, buda yeni yeni şeyler doğrurur. Ama kazanmaktan başka şeyler arayan insanlar da elbet saygıdeğerdir, hatta en saygıdeğerleri bunlardır. Çünkü kazanmak koşullardan ileri gelen bir şey, gerekli değil, şart. Bizim ütopyacı adam iyidir, daha bireysel takılır. Buradaki orta ikilinin kullanımı doğrulaması, bunu yapmayan takımların yanlış yaptığını, ortodoks 442 oynayan takımların ayvayı yediğini göstermiyor. Plan dahilinde yapılan her hamle mübahtır. Ama her kendine has yol da diğerlerinden bir şeyler kapmadan edemiyor. Şuna geleceğim. Dediğim gibi Chelsea çok üst top oynuyor, Bayern öyle, Real Madrid ısınıyor. Bunlardan biri 433, diğeri has kadrosuyla 442, diğeri 4231, ve hepsi top sahipliği çok yüksek olan takımlar. Bunun temelindeyse orta saha ikililerinin alan parselleme gerekliliği ortaya çıkıyor. Pasör orta saha/kesici orta saha tipi birlikteler çok verimli oluyor. 442 veya başka bir şekilde orta saha ikilileri kuran ve başarılı olan takımlara bakın, benzerdir, bu ikilinin uyumu, alan parselleme becerisi çok önemlidir, aksi halde o ikilinin daha geride konuşlanması gerekir, ki bu sefer de, 442 oynayan bir klasik İngiliz takımında örneğin, box-to-box görevi yapmayan, iki derin orta saha, orta sahalar hiç gol atmıyor tepkisini/sıkıntısını doğurur. Savunmada dengeyi kuruyorken hücumdan oluyorsunuz, bunun çözümü de bir forveti atıp bir başka orta saha koymak, ama hücum özellikli bir orta saha koymak oluyor ve takıma gerekli esneklik kazandırılıyor. 442 kuvvetsizken 4231 kuvvetli gibi bir durumda, orta saha becerisinden bahsediyorum, sorun orta sahada bir kişili artışta değil, orta saha oyuncularının görevindedir. Keza ya bu ikili çok fazla alan kapamakla görevlendirilmişlerdir, box-to-box, ve bu oyunun belli bölümlerinde açıklıklar doğuruyordur, ya da oyuncular bir orta sahanın daha girmesiyle organik olarak daha geride oynamaya başlayabilmişlerdir ve bunun sağladığı rahatlıktır. İngiltere'de bu sene çok fazla takım 4411 kullanıyor, bunun nedeni de 442'nin boyut değiştirmek zorunda olması, bir fazla forvetin takımlara bir şey katmaması ve onların yerlerinin daha orta saha oyuncularıyla doldurulması. Almanya Mesut'u çok etkili kullanıyordu DK sırasında, çünkü Mesut ilerideki kanallarda topu alabiliyor, topu geriden çıkarmak için gelmesi gerekmiyordu kabaca şekilde. Bu da üçüncü orta sahanın eklenmesini hücum-savunma dengesiyle ne kadar güzel işlediği, ilerideki yaratıcı oyuncunun hızından, tekniğinden, vizyonundan yararlanabilmenin önemini gösteriyordu. Olay gol pozisyonunu yaratabilmek, golü atacak elbet bulunur. Oyun zorlaştıkça golü atmak da zorlaşıyor, bu yüzden servis şekilleri değişiyor ve hepsi bundan ibaret.




Zor maçlara her zaman kalabalık orta sahayla çıkılır, mücadele gücünün artması beklenir. Ama hep diyorum, denge, denge, denge... Savunma taktiği benimsemiş olabilirsin, belki otobüsü park ediceksin oraya. Ama bunun da usulüyle yapılması gerekir, aksi takdirde 6 orta sahayla oynayan bir takım kolayca orta sahadan top geçirebilirken 1+1 orta sahalı olan oyunu kontrol eder. Aşırısını isteyip iş istemede kalınca, aşırılık diğer yönlerden kısmayı gerektiğinden, daha büyük sorun olur, çünkü diğer güzellikler de gitmişti zaten. Şimdi ben burada hemen Everton-Manchester United maçına geçiş yapıyorum, yalnızca bir adet forvetle, ki o da Berbatov!, başlayan maç 3-3 sona erdi. Orta sahalar savaşından çok uzak bir maçtı, ve o 6 orta sahayla oynayan Everton'dan dört kare veriyorum yukarıda. Orta saha Heitinga-Arteta'dan oluşuyordu, önlerinde de Fellaini ve Cahill vardı. Geçen seneki forvetsiz dönemden sonra, Moyes forvetine güvenmediği zaman bunu da bir seçenek olarak ekledi kartlarına ama bahsolan maçta ileride oynayan orta sahaların klasik forvet rollerini benimseyip çok önlerde kalması, bunun tam tersi olarak da orta ikiliyi oluşturan oyuncuların karakterlerini korumaları, yani Arteta'nın öne doğru gelmesi ve Heitinga'nın savunmayı beşlemesiyle Everton orta sahası bomboş kaldı, ve United, orta sahayı inanılmaz kolay geçti. Nani'nin akıllı oyunuyla sağ taraftaki boşluğa Fletcher sıkça girdi, hücuma çok iyi destek verdi, gol de attı. Heitinga'dan beklenen, orta sahaların bıraktığı boşluğu doldurup savunmadan önce hamleler yapmak, bir fazladan adam sağlamak, ama her pozisyonda savunmayı beşleyip bir de başka kötü bireysel hatalar yaptı, çok verimsizdi. Keza Evra da öyle, Evans da, Distin de, Baines de. İkinci yarı son 15deki Everton baskısının United'ın 2 fazla üstünlüğüyle alakası var, ama bir o kadar Yakubu'nun girişiyle düzenin daha rahat sağlanması oldu Çok defansif görünen maçta iki takım birbirlerinin zaaflarını iyi değerlendirdi. Moyes uzun toplarda Cahill'i daha avantajlı gördü, santradan hemen sonra Evans'ın üstüne gitti Cahill, Vidic'in olmadığı tüm topları aldı, golü de Evans'ın üstünden attı, Cahill'in yerine de Fellaini'yi koydu, daha defansif, ama benzer, ofansif box-to-box oyuncusu olarak. Haklı sebepler, keza Arteta her zamanki rolündeydi, Heitinga da arkasını süpürsün diye alındı. Moyes'ı fazla suçlayamıyorum, ama evdeki hesap çarşıya uymadı denebilir. Bu da maçın kısa açıklaması.
Alan parselleme kavramı, sevgili Noat Samisa'ya ait, sonda vereceğim linklerde geçiyor. Holding terimi yerine kullanmış, yani aslında holding'den öte oyunun iki tane derin orta sahayla oynanma zorunluluğuna giden yapısından bahsediyoruz sürekli. Pasör olanın fiziksel olarak da sağlam olması elbet işin kremasıdır, ama bir o kadar olmazsa olmaz değildir. Yaşlanan, veya vizyonu ileride katkı sağlamayan oyuncular geride konuşlanabiliyor, Emre, Ayhan, Petrov, Pirlo, Scholes gibi. DK çeyrek final maçında çizgiden gol pası çıkaran Schwensteiger'se şu rolün en iyilerinden. Giderek artan kanattan dönme bu oyuncuların kullanımı, benzer aksiyonlar açısından çok yararlı, keza ezelden orta saha olanlar sahayla enine ve boyuna görmekle yetinirken, onlar enine ve boyuna ayak basıyorlar da, James Milner bir başka örnek. Peki bu ikili orta sahaları başka nerelerde görürüz? Ya da bunlar illa ki biri pasör biri daha geleneksel çok koşan orta saha mı olmak zorunda? Yani anlatmaya çalıştığım bu şekil ikili kullanımının ana fikri nedir? Bunu takımın içinde bulunduğu koşullara göre yorumlamak daha doğru, o bahsettiğim 'denge'yi yakalamak her zaman mümkün olmuyor, ve burada gelecek soru da öne doğru oynamak mı, pozisyon futbolu mu, yoksa kontra hücumlar mı? Uruguay elindeki forvetler ve orta sahalarla, 4231i kullanabilecek şekilde değildi, Forlanın insanüstü oyunuyla 442 oynadılar, 2 defansif, holding orta sahayla. Auxerre, Avrupanın an itibariyle en değişik takımlarından Zenit'i, yine 442 dizilişiyle yendi, fakat orta sahalar yine bildiğimiz geride konuşlanan oyuncular. Zenit benim de sevdiğim gibi ortadan oynamayı seviyor, Auxerre bunu kullanıp daha dar savundu, işleri kolaylaştı, ve hızlı hücum, korner golleriyle turu geçtiler. Farklı şeyler denemeden 2linin yapısını bozmak istemiyorsanız, bu ikili geride konuşlanmak zorunda kalıyor, ve daha geride savunma. Zonal Marking'in geçen sezon Tottenham'ın maçında söylediği, Defoe'nun geriye gelerek Tottenham'ın 442sinin rakip üçlüsünü dengelediğiydi. Aynı Tottenham sezonun ilk maçında Liverpool'u orta sahadan silerken forvet ikilisi Keane-Defoe'ydu, keza o efsane Manchester'ın forvetleri de Rooney, Tevez; değişimli olarak da olabilir, forvetlerden biri üçüncü olarak geri gelip sayıyı dengelediğinde açıklar daha az olacaktır. Ortodoks 442nin kendi dinamiklerindeyse fazla alan bırakma geçerli, Premier Ligin hızlı temposunda, gidip gelen orta sahalarla ayrı, fakat top tutup pas yapan bir takım bunları kolayca değerlendiriyor. Almanya'nın İngiltere'yi düşürdüğü durum.
İki benzer rollü oyuncu kullanımındansa 1+1 şeklini görüyoruz Premiership takımlarında. Scholes-Fletcher, Petrov-Milner, Smith-Barton gibi. Ha bir de Arteta-Fellaini var ki, bunlar bir üst boyuttaki box-to-box oyuncular, ama işte Everton'ın başka yazı konusu, başka sorunları var. Biri daha geride oynayıp, savunmanın önünü kapatıp, o ilk atakları engelleyen, diğeri sahanın geri kalanını kapatıp, aynı zamanda ileride gol kovalayan. Elbet bunlar da takımların yapılarına göre değişiyor, Scholes kesici değil, oyun kurucu; Petrov kontra başlatıcı ve duvar adam. Bloklar arası boşlukları kapatmaya yönelik bir uygulama. Keza kanatlar içeriye girebiliyor, girmek zorunda, takım daralmak zorunda kalabiliyor. Liverpool'un 442 ile çektiği sıkıntılardan biri oldu bu, fakat bugün Manchester maçının ilk yarısında ağır ağır pas yaparak kanatlara alan sağladılar benzer şekilde. 4411'ler ise bunun bir sonucu değil, savunma düşünülerek değil hücum düşünülerek yapılmış değişimler, ayırt etmek gerekir. 'İki orta saha' olayının Premier Ligdeki yansıması da bu.
Oyuncular yetiştiriliyor, yetişiyor, ama 1 senede olmuyor bu iş ve taktikler, anlayışlar çok hızlı değiştiğinden bu oyuncular pozisyonsuz kalıyor, veya bunlara pozisyonlar yaratılıyor. 4231'de orta ikili daha geriye gidip alanı kapatır ve topu ileriye aktarırken yetenekli kanat oyuncuları da forvete daha yaklaşmış oluyor veya hızlı forvetler kanatlardan daha iyi imkanlar sağlıyor ve üçüncü orta sahanın girişiyle de son halka tamamlanıyor.
http://noatsamisa.blogspot.com/2010/07/2010-dunya-kupas-4-2-3-1in-sifreleri.html
Arsenal Column'da olması gerek bir yazı vardı, bulamadım.
Jonathan Wilson'ın vardı bir de, İspanya'nın şampiyonluğuyla alakalı.