2011/02/13

Lamarkçı futbol

Bu aralar bir kez daha Stephen Jay Gould'a sardım. Pandanın Başparmağını okuyorum. Gould; çok çeşitli ilgi alanları olan, bakış açısı etkileyici, değerli bir Darwinci. Buradan aldığımız gazla izin verin bu yazıda doğaya göndermeler yapalım, metafor işinin biraz bokunu çıkaralım. Hem de futbol içerikli yazılarını bilhassa felsefik temalarla süsleyen In Bed With Maradona'ya nazire olsun. Konumuz Gabriel Agbonlahor. Ama ondan da önce bir ilişkilendirme girişi yapmak lazım geliyor.

Seçilime inat! Lamarkçılığın yolu

Hani Sabri Total Futbol'a tepki olarak doğdu diye bir geyik var ya. Neyse ki bizim durumumuz o kadar ileri değil.

Doğal seçilim kuramı 24 Kasım 1859'da Charles Darwin'ce ortaya konuldu. Kuram, insan merkezli dünya anlayışını terkeden görüşlerin bir devamını içeriyor ve evrim anlayışının çok ciddi bir temellendirmesini yapıyordu. Elbette bir Descartes ya da Platon gibi karşılanmadı. Anlatılanlar soyut değil, olabildiğince açık ve dosdoğru, sözüm ona katı ve sevgiden yoksundu. Bahsi geçen filozofların ikisi de formel bilimlerle ilgilendiler: Platon bir geometri aşığıydı (Okulunun kapısında 'Geometri bilmeyen giremez' yazıyordu), Descartes da analitik geometrinin kurucusu. Bu durum, onların anlayışlarında elbette etkili oldu, olguları hor gördüler. Descartes kendini bir odaya kapadıktan sonra, yöntemli düşünceyle doğru ve yanlışlara kesin olarak ulaşabileceğini düşündü. Elbet bu durumda Zenon Paradoksları da bir bilmece olmaktan çıkar. Gerçekte bu paradokslar matematiğin bir oyunundan ibaret kalır. Her şey bir yana, bu düşünürlerin hiçbiri insana toz kondurmadılar, ve rasyonel olarak Tanrı'ya ulaştıklarını iddia ettiler. İnsanlık tarihine bakıldığında, bu adamların sevilmemesi için hiçbir neden yok. Darwin'se önceleri dine gerçekten bağlı biri olarak, bu düşüncelerde değildi. Kuramının çok tartışılmasının nedeni, doğru veya yanlış olmasından çok insanın alışkın olduğu şeylere keskin eleştiriler getirmesinden dolayı oldu. Aynı Kopernik gibi. Akla yatkınlık, her zaman doğru olanı vermez.

Burada Darwin'in rolünü de iyi anlamak gerekiyor. Yanlış bir kanının aksine, ilk defa evrim kuramından bahseden Darwin değildi. Keza komünizm/sosyalizm Marx ve Engels'ten önce vardı. Bu üç bilim insanı bıkmak usanmak bilmeden teorilerini meşrulaştırma yolunda bir ömür verdiler. Kendilerinden önce ortaya çıkmış evrim ve komünizm/sosyalizm konularını saygın bir yere yerleştirdiler. Marx tarih öncesi konular da dahil olmak üzere (Spartaküs örneğinde olduğu gibi) insanlık tarihini emek kavramı üzerinden yeniden ele aldı, sosyal bir dinamik ortaya koydu ve en son aşamada komünist düzene geçileceğini öngördü. Değeri, bu öngörüleri ve yazdıklarından değil, fakat yazdıklarını nesnel, somut verilere dayandırması ve sonradan gelenlere yol göstericiliğinden öte geliyor. Jonathan Wilson'ın Inverting the Pyramid kitabının yarattığı etkiyi buna benzetebiliriz. Wilson'ın kitabın sonunda futbolun geleceği üzerine söyleyeceği bir iki söz, ve bunların yanlış çıkması kitabın değerini düşürmeyecekti. Sosyal teorilerin fenni alanlardaki teoriler ölçüsünde netlik içermesi de zaten mümkün değildir. Wilson'ın ödüllü kitabını, Zonal Marking, Tangerine Dreaming gibi detaylı maç analizleri içeren internet siteleri izledi. Zonal Marking'in kurucusu ve editörü Michael Cox'la yapılan röportajda, Wilson'dan aldığı ilhamla bu işe başladığını söylüyordu. Keza Tangerine Dreaming de aynı şeyi Zonal Marking için söylüyor. Marx ve Engels'in eserleri, kendilerinden önce gelen ütopik anlayışların ve devrimsel süreçlerin bir yorumudur. Bir anlamda, Diderot'nun iyi yönlerini alıp kötü yönlerini def etmek ve bu yönlerin neden kötü olduğunu belirtip bu özelliklerin sosyal statüyle ilişkisini açıklamak gibi. Diderot sadece bir isim; Babeuf, Rus narodnikleri, ve daha başkaları... Comte bir teoremin sağlamlığından bahsederken, öngörüleri çok önemli bir noktaya koyar. Darwin'in evrim kuramının büyük başarısında, bu özelliğinin payı büyüktür. Sosyal kuramlarda öngörünün yanlışlığını bir noktaya kadar kabul edebiliriz, bu alanın çok daha öznel öğeler içermesi ve yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden ötürü. Fakat işin içine doğa girdiğinde, aynı davranışı beklemek doğru olmaz. Öngörüleri tutarsız olan bir kuram, yanlıştır, ve katkısı da yoktur.

Evet, Darwin'den önce de evrimciler vardı, fakat doğal seçilimden bahseden yoktu. Bu öncül evrimcilerden en ünlülerinden biri Jean Baptiste Lamarck'tır. Fakat Lamarck'ın kuramında kendiliğindenliğe ve şansa yer yoktu. Canlılar kendilerine uygun olanı görüyorlar, ve buna uyarlanmaya yönelik adımlar atıyorlardı. Yani uyarlanma biçimini biliyorlar ve bu uyarlanma biçimini yavrularına aktarıyorlardı. Kitapta Lamarckçı bir bilim adamı olan Koestler'in ebekurbağaları üzerinden yaptığı deney anlatılıyor ve bu deney iki farklı bakış açısıyla yorumlanıyor (Lamarkçı ve Darwinci). Birebir aktarıyorum.
"Bir karakurbağası olan ebekurbağasının suda yaşayan atalarının, ön ayaklarında sertleşmiş, kabarık çiftleşme yastıkları vardı. Erkek kurbağa bu yastıkları kabarık ortamda çiftleşirken, dişiye tutunmak için kullanırdı. Karada çiftleşen bir karakurbağası olan ebekurbağa bu yastıkları yitirdiyse de, kimi anormal biretler, bunları güdük kalmış biçimleriyle geliştirirler; bu da göstermektedir ki, yastık meydana getirmek için gerekli genetik yetiyi tümüyle yitirmemişlerdir.

Kammerer kimi ebekurbağaları suda yavrulamaya zorladı ve bir sonraki kuşağı bu barınılmaz ortamda sığ kalmış birkaç yumurtadan yetiştirdi. Bu süreci birkaç kuşak boyunca yineledikten sonra Kammerer çiftleşme tarağı olan erkek ebekurbağalar üretti. Kammerer Lamarkçı bir etkiyi gösterdiği sonucuna vardı. Ebekurbağayı atalarının yaşadığı ortama geri götürmüştü; karakurbağası, atalarının uyarlanma biçimini yeniden edinmişti ve bunu genetik biçimde yavrularına aktarmıştı.

Ancak, Kammerer gerçekte Darwinci bir deney gerçekleştirmişti. Karakurbağalarını suda yavrulamaya zorlayınca, yumurtadan yalnızca birkaçı hayatta kalmıştı. Kammerer, hangi genetik değişim suda başarı sağlıyorsa, o yönde güçlü bir seçilim baskısı uygulamış ve bu baskıyı birkaç kuşak boyunca güçlendirmişti. Kammerer'in seçilimi suda yaşamı kolaylaştırıcı genleri bir araya toplamıştı. Bu, ilk kuşaktaki ana babaların sahip olamadığı bir genetik kombinasyondu. Çiftleşme yastıkları suda yaşama uyarlanma olduğu için, ortaya çıkmaları suda başarıyı sağlayan gen takımıyla bağlantılı olabilir. Bu Kammerer'in doğal seçilimi, dolayısıyla sıklığı artmış bir gen takımıdır."
Gerçekte elbette ki canlılar neyin neyin kötü olduğunu bilip bunu genetik özümseme yoluyla yavrularına aktaramazlar. Fakat kültürel ve sosyal anlamdaki gelişmemizi, Lamarkçılığı uygulamaktaki başarımıza borçluyuz.

Gelelim doğal seçilime ve Darwin'e. Darwin bu kuramı oluştururken ne gibi yollardan geçti? Beagle yolculuğuna, kaptan FitzRoy'la tartışmalarına, Galapagos adalarına; kısacası yolculuğun değiştirdiği adama değinme niyetim yok. Malthus ve Adam Smith'ten bahsedeceğim. Lyell gibi bilim adamlarının yanında bu iki ekonomistin de kuramın oluşumuna katkıları çok büyük olmuştur. Keza Darwin'in evrimi sezmekten daha fazlasına, bir evrim dinamiğine ihtiyacı vardı. İşte bu iki isim burada devreye girdi. Bir bilim adamı da yaşadığı dönemden etkilenir, neticede birimleri nesnel olsa da bilim bir insan etkinliğidir. Darwin bir Viktoryen dönemi bilim insanı olarak bu düşüncelerle yoğruldu. Zaten kendisi bir Whig'di (İngiliz liberal partisi). Bu şartlarda futbolla doğal seçilimi ilişkilendirmek çok uzak değil. Futbol, doğada kendi başına var olan bir olgu değil. Kuralları olan, insanlarca oluşturulmuş, sınırlandırılmış bir oyun. Kuralları koyan ve oluşturanlar, nasıl oynanması gerektiği üzerine ilk kafa yoranlar İngilizler öyle değil mi? Futbol oyunu (belirli kurallara bağlanıp football olmadan önce, dünyanın dört bir yanında ayaktopu oynanmaktaydı) Viktoryen dönemde İngiltere'de doğdu ve yakın zamandaki astronomik transfer gelişmeleriyle laissez-faire'yi (bırakınız yapsınlar) olabildiğine benimsemiş gözüküyor. Bu bölümde son olarak evrim kuramındaki terimleri futbol dinamiklerini uyarlayalım.

Futbol şu anda Lamarkçı. Etkileşimin ve taktik anlayışın inanılmaz boyutlara gelmesiyle, iyi ve kötü bilinip bilinçli olarak bunlara yöneliniyor. Buradaki iyi ve kötü, iyi futbol ve kötü futbol anlayışını temsil etmiyor. Doğada amaç hayatta kalmaksa, futboldaki amaç da kazanmak. Dolayısıyla kazanan anlayışa göre yapılan her uyarlanma doğru, gerisi romantizm. Mourinho'nun Barcelona'yı mağlup edebilmesi mide bulandırıcı, fakat duygusallığımız başkasına izin vermiyor. Lamarkçılık şuradan geliyor. Her taktiğin bir tezi, ve antitezi var; en yakını Liverpool'un Chelsea karşısındaki galibiyeti. 3-4-1-1; 4-4-2 baklavanın direk antitezi ve bu durumda Chelsea'nin rakibini çözebilmesi ancak üstün bireysel performansla gerçekleşebilirdi. Bu ayarlamalar oyunun ilk yıllarındaki gibi bilinçsizce yapılmıyor, Lamarkçı bir yönlendirme var. İyi olan fark edilip buna yönleniliyor. Halbuki 20. yüzyılın başlarında durum böyle değildi. Teknik direktörlerin etkilerinin daha kısıtlı olduğu bir ortamda, uyarlanmalar da daha çok kazananın haklılığı üzerinden yürüyordu. Paslı oyun, yani günümüzdeki tiki-taka'nın ilk önce göz önünde bulundurulmaması da buradan geliyor. Çünkü kazandıran paslı oyun değildi. Ve paslı oyunun neden kazandırmayıp neden avantajlı olmadığının tam olarak bilinmediği bir durumda, bilinçli olarak bu oyun tarzını efektif olarak şekillendirmek mümkün değildi. Kendiliğinden kazanma formülü bulundu ve gerisi geldi. Özellikle son 30 yılda, neyin iyi olacağı ve neyin kötü olacağı daha net olarak biliniyor ve bu özellikler kazandırılmaya çalışılıyor. Birbirinin antitezi olan taktikler böyle doğuyor, yenen taktik yeni kral oluyor. Bu taktik savaşlarının zaman aralığının kısalmasını Lamarkçı anlayışa borçluyuz. Yoksa 3-5-2'nin gelmesi için çok daha uzun süre bekleyebilirdik.

Libero konusu veya Makelele rolü günümüz entellektüel futbol muhabbetlerinde sıkça konuşulur. Bu tip rollerin doğuşu seçilimin alabildiğine baskın olmasından kaynaklanıyor; aynı Koestler'in kurbağalarındaki gibi. Oyundaki değişmeler, oyuncuları da değişmeye zorluyor ve bu yeni durum yeni pozisyonlar doğurup eskileri başka bir yola itiyor. Busquets üzerindeki seçilim çok baskın olduğundan, mükemmel bir centre-half'a dönüşmüş durumda. Aynı şey Real Madrid veya Chelsea'deki Makelele için geçerliydi. Özellikler hep var, oyun bir mühendis gibi çalışıyor ve bu özellikleri duruma göre şekillendiriyor. Hem ayrıca kalıtsal çeşitlilik, heterozigotluk iyidir. Bakın İngiltere'ye, hep aynı tip oyuncu yetiştirmekten ne hale geldiler.

BAM bu tespitlerin hiçbirisiyle uyuşmuyor.

Agbonlahor ikilemi

Bir alttaki yazıda mükemmel Kyle Walker'ın sağ beki tapulamasıyla Downing'in sağ kanat olmasından ve Gabby'nin sol kanatlığından bahsetmiştim. Ve bu konudaki dileklerim, bana göre olması gerekenler vesaire. Gabby çok fazla iç gibi oynuyordu, halbuki mutlak surette daha fazla forvet olmalıydı. Blackpool maçında bu değişti. İşte aşağıda.


Agbonlahor ne kadar hızlı? İzleyin.

Birincisi, bu maçta bilinçli olarak kanatlar oyun kurulumuna fazla katılmadı. 2-2 biten Manchester United maçında da benzerini görmüştük. Değişen Arsenal'in ve Güney Afrika'daki Almanya'nın trend taktiği. Oyun kurulumu gerideki 6lıya, hatta diğer iki takımda bundan da öte 5liye bırakılıyor ve bu şekilde alan açılımı sağlanıyor. İkincisiyse Blackpool'un da 4-2-3-1 şeklinde dizilmesi. Onlar da benzer şekilde dizilip üzerine de bir de high-line oynadıklarından Gabby, Downing ve Young alanlar buldular ve ilk 15 dakika ciddi Aston Villa dominasyonuyla geçti. Set oyunlarında Downing'in içe kaçıp Walker'a alan yaratması ve Young'ın layıkıyla yaptığı link rolü ciddi gol pozisyonları hazırladı. Bent'in başlattığı presle kazanılan topta Downing karşı karşıya kaçırdı. Gerek Villa, gerek Blackpool hücum ederken karşılarında genellikle 6 kişiyle savunan bir rakip görüyordu. Bu da açık ve zevkli bir oyuna ön ayak oldu.


Maçın hemen başı. Blackpool santra yapıyor ve Villa ön adamları hücum sırasında ileride kalıyor. İlk atak olması dolayısıyla sağlıklı bir veri olmayabilir ama maçın pek çok bölümünde benzer görüntü hakimdi.

Fulham, Blackpool'dan farklı olarak 4-4-2 oynuyor, yani two banks of four kullanıyor. İkili blok halinde disiplinli bir şekilde kalabilen her takım Agbonlahor'u kitleyebilir, zaten en iyi kanat oyuncuları için dahi büyük sıkıntıdır. Çoğu Premier Lig takımının başarıp da Inter'in başaramadığı buydu: Bale'e fazla alan verdiler. Kanadı sabırlıca iki oyuncuyla kapatıp savunmayı mümkünse fazla ileride kurmadığınız zaman o oyuncunun etkisini minimuma indirmiş olursunuz. Keza Gabby'nin durumu daha da farklı. Tekniği berbat. Kariyeri boyunca fiziksel özelliklerinin yanına fazlasını ekleyememiş bir oyuncu olarak, sol koridora hapsolması intihar olur. Keza o da başka görevlerde kullanılıyor. a)Direkt oyun opsiyonu. Bent, Agbonlahor kadar güçlü ve vücudunu iyi kullanabilen biri değil. Hem de stoperler yerine bekle mücadeleye girmiş oluyor. Bent'in takıma girdiği Manchester City maçından itibaren sürekli değerlendirilen bir opsiyon oldu bu. b)Kesin olarak Albrighton'dan daha iyi bir savunmacı. Güçlü ve çok hızlı olduğundan, özellikle Walcott gibi rakip kanatların antitezi. Albrighton golleri ve mükemmel ortalarının yanında çokça gole mal oldu, fakat Agbonlahor rakibini kovalayan ve sonucunu alan bir oyuncu. Albrighton'ı kovalamıyor diye suçlamak doğru olmaz; fakat fiziki zayıflığı nedeniyle rakibini zorlayamıyor ve top kazanamıyor. Benzer sorun, hâla, Milner'da da var. c)Tüm bunların yanında, Agbonlahor mevcut kadroda en uzun süredir Aston Villa'da bulunan isim. Yani tecrübeli, ve hani olmuş bir oyuncu. Downing de benzer nedenden dolayı sürekli takımda yer alır. Deneyimsiz ve fiziği yetersiz Albrighton'dan daha önde.


Sol kanattaki Agbonlahor'a gönderilen uzun toplar. Maviler kazandıklarını, kırmızılar kaybettiklerini gösteriyor. Blackpool maçındaysa buna fazla rastlanmadı, ilk toplar daha çok ortaya, Bent'e yollandı.

Ne kadar iyi olduğunuzun önemi yok. Önemli olan uyarlanma. Dinozorlar yeni şartları uyarlanamadıkları için sahneden çekildiler, koskoca dinozorlar. Riquelme de Avrupa futbolunda tutunamadı. Veron da beceremedi. Agbonlahor ne çok iyi bir forvet, ne de çok iyi bir kanat oyuncusu. Ama bunların haricinde çok iyi ve çok yararlı bir oyuncu. Çevrenin değişmesiyle rekabet ortamı da değişti ve öyle görünüyor ki Bent'in sakatlıkları haricinde bundan böyle forvet rolüne dönmesi mümkün değil. Houllier skorer forvetlerle çalışmayı seviyor, forvet yolunu kapayan bu. Peki ikinci forvet olamaz mı? O da zor. Hatta Ashley Young'ın varlığında, kesinlikle olmamalı da. Houllier gelir gelmez Young'ı ikinci forvet olarak desteklediğini söyledi ve üzerine ekledi, "Bu pozisyonda dünyanın en iyilerinden biri olabilir!". Bundan bir iki hafta sonra gününde bir Heskey'nin Drogba'ya denk olabileceğini söyleyerek tutarlılık konusunda soru işaretleri bırakmayı da ihmal etmedi. Fakat Young konusunda söylediklerinde haklı. Genel olarak söylediği pek çok şeyde haklı, Heskey'i oğlu gibi gören birinden böyle bir açıklama duymak zaten sürpriz değil, biz şakamızı yaptık sadece. Villa Young'ı satmadığı veya 4-3-1-2ye dönmediği sürece Agbonlahor'un ilk planda forvet olma imkanı kalmadı. Keza Houllier de onu takdir ettiğini ve Kıta Avrupalı bir hoca olarak, hızı nedeniyle kanatta oynamaya daha elverişli olduğunu belirtiyor. Bakın başka neler diyor...
Onun forvette oynamak istediğini dile getirmesi hoşuma gidiyor. İnanılmaz hızlı. Bana kalırsa bu forvetten öte kanatta oynamak için daha önemli bir avantaj.
Başka bir röportajda takımın forveti üzerine düşüncelerinden bahsetmişti. Neden Gabby olmaz? Neden Bent olur?
Liverpool'dayken Emile Heskey'i transfer etmişti ve bana kalırsa bir fark yaratmıştı ve kupalar kazanmaya başlamıştık. Emile 33-34 yaşında ama hala iyi. Lyon'dayken Fred'i transfer etmiştim ve yine iki kupa kazanmıştık. Darren henüz genç ve çok iyi bir son vuruşa sahip. Oyunu seviyor, çok çalışıyor. Eminim daha da gelişecek. Ona baktım, ve işte aradığımız bu dedim.
Bundan öncesi. Agbonlahor konuşuyor...
Bence şu an pek çok kişi kendi pozisyonun dışında oynuyor. Ciaran Clark'a bakın, sol bek oynuyor. Her zaman oynamak istediğiniz pozisyonlarda oynayamazsınız. Oynadığınız ve sahada olduğunuz sürece itiraz etmezsiniz. Herkes biliyor ki ben forvet olarak oynamak istiyorum, ama takımın iyiliği için başka türlüsü gerekiyorsa, itiraz etmezsiniz. Daha önce kanatta oynamıştı, ama o zaman sağdaydım. Umarım daha çok gol atacağım. Yeniden düzenli oynamaya başladım, yani gollerin gelmesi sadecee bir zaman meselesi. İstediğimiz sonuçları aldığımız sürece bir sorun yok. Bu sezon daha çok sonuç almak üzerine kurulu. Kendime odaklanmıyorum, önemli olan takımın istediği sonuçları alması ve tabelada yükselmek. Önemli olan bu.
Evet, işte durum böyle. Gabby'nin senelerdir geliştiremediği iki özelliği var. Biri tekniği, diğeri de gol yollarındaki eksikliği. Nerede duracağını tam olarak bilemiyor, kötü bir son vuruşu var. Şimdilik bunlar ikinci planda, çünkü Bent var. Öncelik olarak tekniğini daha iyiye götürmesi gerekiyor. Bakın bu çok zor bir şey değil. Wayne Rooney örneği çok taze. Hatta Martin O'Neill da Agbonlahor'a Rooney'i örnek gösteriyordu. O'Neill'a da teşekkür etmek ve hakkını vermek gerek ki Gabby'nin üstüne çok düşüyordu. Kimse ondan Ronaldo olmasını beklemiyor, Walcott'dan Mesut Özil olmasının beklenmediği gibi. Ama bu oyuncuların daha iyi bir oyun zekasına, ve Agbonlahor'un kesinlikle daha iyi bir tekniğe ihtiyacı var. Çok hızlı, ama iyi dribbling edemiyor. Sol bekinin Ciaran Clark olması avantaj. Her maç ufak ve mantıklı değişiklikler yapan Houllier, tahmin ediyorum ki bir sonraki maçta da Gabby'i daha çok ileride tutacaktır. İlerleyen dönemde ne olacak, böyle devam mı edecek yoksa yerini Albrighton'a mı kaptıracak, göreceğiz. Ama benden bir tavsiye, kılavuzu Lamarck olsun!

He's fast as Fuck,
He's fast as Fuck..
!

2011/02/05

Golcü olmak

Darren Bent bir golcü, değil mi? Aston Villa'nın Juan Pablo Angel'den beri hasret kaldığı; gol vuruşu net, gol adedi yüksek forvet tipi. Peki sırf bu yüzden, golü koklamasından dolayı, bu adam diğer işlerden muaf mı olacak? Literatürde geçtiği haliyle, Darren Bent bir Poacher'dan mı ibaret?

Noat Samisa yaklaşık 6 ay önce çok güzel bir şekilde bu konuya değinmişti. Golcüler. Sacchi diyordu, "bir oyuncunun yalnızca gol atmak için sahada yer almasına ve diğerlerinin ona hizmet etmesine 'gericilik' demiştir". Bu bağlamda, Sacchi 'Poacher' geleneğine gericilik ithaf etmiş olur. Yazıda doğuştan golcülerin sayısı günümüzde azaldığından bahsediliyordu. Ki baktığımızda, bu oyuncuların hemen hepsi varlıklarını sürdürebilmek için farklı rollere adapte oldular. Michael Owen şu zamanlarda forvet arkası olarak tercihi ediliyor, keza Nicolas Anelka da öyle. Bu değişiklik iki nedene dayanıyor. Birincisi yaşlandılar ve artık eskisi kadar hızlı değiller. Buna karşın aynı Giggs'te olduğu gibi, apayrı bir oyun görüşü kazandılar ve bu özelliklerinin üzerine giderek farklı tip oyuncular haline geldiler. İkincisiyse, bu tip tek yönlü, sadece gol atmak üzere oynayan oyuncuların günümüz futbolunda yeri yok. Yaş faktörü bu iki oyuncuyu daha geride oynamaya itmiş olabilir, fakat başka bir durumda muhtemelen daha dinamik veya çok yönlü olmaya zorlanacaklardı. Şunun ayırdını yapmak lazım; bugünün en ünlü doğuştan golcüsü Luis Suarez, kanat-forvet geçmişi olan ve aynı zamanda çalışma etiği çok yüksek bir oyuncu. Bununla beraber mükemmel bir gol sezisine ve son vuruşa sahip. Yeteneğini maksimum düzeyde gösterebileceği bir ligde ve takımda oynamasının avantajıyla inanılmaz istatistikler yakaladı, ve hak ettiği büyük takım transferini gerçekleştirdi. Luis Suarez'e de poacher deniliyor. Yani aslında muazzam gol adedine ulaşan her forvete poacher demek mümkün. Ama van Nistelrooy'a da Suarez'e de aynı tabir kullanıldığında, bir yerde gedik oluyor. Yazının teması da bu gedikle ilgili, golcü diye aldık ama, bu adam başka hiçbir şey bilmiyor mu? Yani eski tip poacher mı?

Bent'in pozisyon disiplinini takım emirleri gereği olarak kabul edelim. Bu durumda karamsar olmak için fazla neden yok. Aston Villa bu sezon Premier Ligde en çok oyuncu kullanan takım, Houllier de değişime meraklı. En basitinden Downing'in sezon boyu aldığı görevlere bakabiliriz, ve aynı şekilde Downing'in ilk geldiğinde ne kadar etkisiz olduğunu da hatırlayabiliriz. Takımın gol kısırlığı, ilk aşamada Houllier'nin kafasında Bent'i gol bölgesinden olabildiğince az uzaklaştırmaya yönlendirmiş olabilir. Bent'in debut maçı -Manchester City- Match of the Day programında gösterilirken Alan Shearer Bent'in kanallara koştuğundan da bahsetmişti. Bu yanlış. Bent çok nadir durumlarda bunu yapıyor, bunu yapma nedeni de ona atılan ilk toplar oluyor. Set oyunu içinde kanatlara açılması gibi bir durum yok. Keza Aston Villa'nın savunma arkasına attığı toplar da kanatlara değil, birebir ortadan oluyor. Arsenal'in Nasri veya Walcott'ı sürekli sağ koridordan kaçırması kanattan kaçırmalara örnek. Birebir merkezdeki forvet yerine kanattaki uzak forvete atılan bu toplar mutlak surette daha avantajlı. Geriden ivmelenerek gelen oyuncu avantajlı olandır. Bek oyuncularının hücum setlerinde çok verimli olarak yer almaları da bu şekilde olur. Agbonlahor Fulham karşısında ortadan iki güzel ara pas attı, birinde Young'a vurma şansı verilmedi, diğerinde Schwarzer erkenden sezip Bent'ten önce davrandı. Agbonlahor'un sol iç pozisyonundan çizginin gerisine toplar göndermesi garip değil mi? Bu, takım Bent'e anlamsız bir şekilde gereğinden fazla yüklenmesi sonucu. Setler illa ki ona yaratmak üzerine mi kurulmalı? Benitez gol atmak için ceza sahasında daimi bir oyuncu bulundurmanız gerekmez minvalinde bir söz söylemişti. Kusura bakmayın tam alıntı yapamıyorum. Villa'nın eksiği de net gol vuruşlarından yoksun bir oyuncuydu. Daimi olarak golü bekleyecek, yalnız gol için oynayacak biri değil. Bent gerektiği noktalarda o işi yapabilir, fakat oyun Bent'e gol attırmak üzerine kurulmamalı. Elbet birebir böyle bir plan yok, fakat görünen çok farklı değil. Agbonlahor'un sol koridordaki varlığı hem savunma güvencesi, hem de Bent'i kalabalıktan uzaklaştırıyor. İlk toplar aşağıda da görüldüğü gibi Gabby'e yollanıyor, uzun oynanacaksa oyun soldan kuruluyor. Oyunun kanattan kurulması, yeni değil. Aston Villa'nın kan davalısı Birmingham City geçen sene bu sistem üzerinden başarılı oldu, ilk topları soldaki McFadden'e gönderdiler ve bunu mütemadiyen yaptılar. Downing'in o sürekli bahsettiğim yarı orta saha, yarı forvet rolü bugün sağ kanattan içeri kestiğinde çok iyi işledi. Kyle Walker, sağ beki hep stoperden olan Aston Villa için bulunmaz nimet ve Downing'in içeri kesişleriyle değeri en yükseğe çıkıyor. Twitter öncesi bu durumdan bahsettim ve sonuç muazzam: takımın 2 golü de sağ kanattan. Villa'nın sağ kanadını Pienaar-Baines'li Everton sol koridoruna benzettim; ofansif açıdan daha zayıf ama defansif açıdan da kesin olarak daha iyi. Yani daha dengeli, ama toplamda oldukça güçlü. Takımın ideali Petrov'un çıkıp Bradley'nin girmesiyle bu olacak gibi gözüküyor. Manchester United karşısında Albrighton ve Downing beraber denendi fakat ilk topların hızlı geçmemesi ve maça 1-0 yenik başlanması Villa'yı proaktif, Manchester'ı reaktif hale soktu ve Villa kanatları sürekli ikileyen rakibine üstün gelemedi. Belki de biraz bu yüzden Gabby yeniden takıma girdi ve Downing sağa geçti. Downing takımın değişmezi, Bent'in varlığında diğer kanat değişecek hatta belki Heskey takıma girip Ashley Young bir diğer kanadı alacak. Bent'ten alınacak verimin optimumu bulunana kadar yapılacaklar bunlar.

Bent'ten bahsederken, sezonun ilk yarısındaki Manchester United maçıyla karşılaştırmak faydalı olabilir. Maçın analizi arşivde duruyor. Bahsolan maçta net bir 4-2-3-1 görmüştük, fakat Downing solda ve Albrighton sağda. Böylece verdiğim grafiklere de yansıyan, müthiş bir genişlik sağlanmıştı ve Aston Villa çift kanattan çok verimli gelmişti. Bununla beraber ilk gol de Agbonlahor'un Vidic'i sürükleyip arkadan gelen Young'a alan açması ve Young'ın penaltı aldırmasıyla gelmişti. İşte bunların hiçbiri, bu haftaki maçta sahne almadı. En önemli etken elbette yukarıda söylediğim gibi, erken gelen golle Manchester United her geçen dakika daha üstün oynaması. Benzer avantajı Manchester'ın diğer yakasına karşı oynadığında Aston Villa elde etmişti, kendi yarı alanında bekleyip kazandığı toplarla hızlı ve tehlikeli hücumlar yaratmıştı. United kanatları sürekli ikili kapadı ve ilk maçın aksine Albrighton ile Downing ters kanatlarda oynadılar. Bu da takımın boyunda sıkıntı yarattı ve Bent'in Agbonlahor gibi mücadeleleri kazanamaması ve kanatlara açılmamasıyla, link olmak için tüm yük Makoun ve Young'a bindi. Yazının tamamında bahsedilenlere ilişkin görseller aşağıda.