2009/06/30

Notlar


#Cristiano Ronaldo transferinde ayrılığın nedeni belli, yine Gareth Barry transferinde olduğu gibi oyuncunun ayrılma isteği. İkisinde de para öne çıkıyor gibi fakat değil, daha önce de dediğim gibi, para katalizör sadece. Sir, Ronaldo'yu takımda tutmak istese tutardı, bu kadar basit. Ronaldo, Messi ile beraber dünyanın en iyi iki hücum gücünden biri, dolayısıyla evet, Ronaldo değişilmez bir oyuncu. Fakat yine de Manchester United bir-iki seneye aynı etkiyle dönemez anlamına gelmiyor bu, Sir Alex Ferguson başta olduğu sürece pek de mümkün değil. Gördüğüm kadarıyla Manchester taraftarında olağan bir hüzünle beraber, bir sonraki sene aynı performans beklentisi var. Bence bu takımın adı Manchester United da olsa bir senelik krediyi hak ediyor şu iki senelik performans. Benim beklentim Manchester United'ın ligi ikincilik, Şampiyonlar Ligini de çeyrek finalle kapatacağı yönünde. Bu gerileme anlamına gelmiyor, duraklama demek daha doğru. Ronaldo'nun takım için önemi Messi'den daha büyük. Barcelona'da sistemi işleten Messi değil, takımın orta-sahası, Yaya-Xavi-Iniesta üçlüsü, Messi ise bu sistemi yücelten oyuncu. Yani söylemeye çalıştığım, Messi'nin yokluğunda Barcelona aynı topu oynamaya devam edecek ama bu kadar iyi olamayacaklar. United'da ise oyun şablonu Ronaldo'nun üzerine kurulu olduğundan, Rooney başta olmak üzere, bazı oyuncular sistemin işlenebilirliği uğruna kurban edildiğinden, Ronaldo'nun kaybı daha büyük sorun. Bu arada kurban ediliyor derken, Sir yanlış işler yapılıyor şeklinde algılanmasın, bu Rooney'nin ne kadar değerli bi oyuncu olduğunu gösterir aynı zamanda. Yeni şablonları irdelersek, Ferguson ortodoks 4-4-2 diziliminden vazgeçebilir, benim tercihim solda Rooney-ortada Berbatov-sağda Benzemalı bir 4-3-3 olur örneğin. Ribery'e astronomik paralar verileceğini sanmıyorum. Rooney ve Benzema yücelecektir bu düzende. Rooney'i sol çizginin adamı değil de soldan kat eden adam olarak düşünüyorum tabi. Berbatov da bir nevi 10 numara olacak. Diğer büyüklerle kıyaslandığında, Liverpool-Chelsea kadar dominant bir orta sahası yok Manchester United'ın, ki o sistemde de orta saha oldukça sırıtacaktır. Owen Hargreaves sakatlıktan bence çok iyi bi dönüş yapacak ve hani o dediğim bir senelik duraklama senesinde, orta saha ve sol kanat gereken şansı bulacaktır. Olası bir Joao Moutinho transferinin (Öyle bir şey yok da, hani mesela) bir sonraki seneye sarkacağını düşünüyorum. Bir de Ronaldo'nun Real Madrid'de bu kadar başarılı olamayacağını savunan bir görüş var. Dayanak, Ronaldo'nun bu kadar yücelmesinde takımın çok büyük payı olması. Doğrudur, fakat şu geldiği noktadan sonra böyle sıkıntıları minimum yaşayacağını, performans olarak 2 sene öncesine yaklaşacağını, hatta La Liga dinamiklerini düşünürek 25 golden az atmayacağını düşünüyorum (ligte 25 gol). Fotoğrafta United'ın yeni sezon forması görülüyor, The Sun yayınlamış. Bence güzel, ama takım geleneklerine uygun olmamış.

#"You can't compete in the top four of the Premier League unless you spend some money," Doğrudur. Ama Glen Johnson transferine 10 üzerinden ancak 6 verebildim. Arbeloa kontratının son senesine girdi ve onun dışında da takımda başka sağ bek yok (Degen mi, hadi ordan!). Babbel'den beri yok. Yani bi sağ bek gerekliydi. Glen Johnson da kriterlere uygun; hücuma katılan, Kuyt'ın varlığıyla daha da yükselecek, atletik, savunmadaki hatalarını iyice azaltan, ayrıca Brezilyalı değil İngiliz. Ben bi sağ beke bilmem kaç küsür milyon verilmesinde değilim, ama bu parayı veren takım Liverpool olunca işler değişir. Benitez'ın transferde başarısızlığının bu durumun oluşmasında payı var, Liverpool bi sağ beke o kadar para sayacak lükse sahip değil. Eleştirim bu yönde. Rafa'nın Dossena-Arbeloa-Voronin-Arbeloa-Babel... satışlarından yeni transfer parasını çıkaracağını okumuştum, herhalde öyle olacak. Real Madrid'in Arbeloa dışında Liverpool'dan hiç bi oyuncu alamayacağını düşünüyorum, kastım Xabi ve Mascherano. Onun da [Arbeloa] Madrid'e yollanması çok saçma olur. Muhtemelen sola David Silva alınacak ve bu sene gayet iyi maçlar çıkaran Insua da senelik maç sayısını 10-15 arttıracak. Kadro daha da darlaşıyor, Glen Johnson eleştirisi de burada devreye giriyor. Noat Samisa güzel yazmış, "Eğer başka hamleler gelmez ise Liverpool'un kaderi yine Steven Gerrard ve Fernando Torres'in EPL fikstürü dahilinde 35 maçı aşıp aşamamalarına bağlı olacak gibi görünüyor." Yine de benim nezdimde şampiyonluğun en büyük adayı Liverpool.


#Bazı transferler oluyor, mesela Robinho'nun Man City'e gelişi kadar heveslendiriyor insanı. Lee Cattermole ve Darren Bent'in olası Sunderland transferleri böyle. Steve Bruce düşük bütçeyle de takımı kümede tutardı ama eline iyi de para verdiler ve Sunderland bi anda ilk 10 potansiyelli takım haline geldi. Aslında enkaz devraldı Bruce, ve hiçbir mevki de geçer not alabilecek düzeyde değil. Önce tasviyeler yapılacak, omurga oluşturulacak. Cattermole ve Bent, ben ikisini de baş altı takımların önemli oyuncuları olarak görüyorum. İkisi de o sıraların takımları için ilk 11 garantisi olan adamlar fakat finansal açıdan eli en kuvvetli ve sportif açıdan en iyi ortamı sağlayabilecek Steve Bruce. Darren Bent devamlılığı sağlandığı ve doğru kullanıldığı takdirde Premiership'te 15 gol ve üstü potansiyelli bir oyuncu ve Jones'la da harika bir ikili olacaktır. Bu olası hamleyi, geçen transfer döneminde Peter Crouch'un Portsmouth'a geçişine benzetiyorum. Bentley, Huddlestone, Zokora, Hutton, Giovani... Bunların hepsi Bent kadar değerli oyuncular ve kurtarılmayı bekliyorlar. Özellikle Zokora için 5 milyon zikredildiğini hatırlıyorum ki, Everton için harika bir ekleme olabilir. Ashton-Stoke City, Defour-Everton, Veloso-Aston Villa hakkında okumuştum, üçü de harika olur. Bunlar bi çırpıda saydıklarım, daha vardır. Kesinleşenlerden Milijas-Wolves, Jimenez-West Ham hamleleri de çok başarılı.

#Man City hala yıldız peşinde. Hatta yıldızı geçtim, forvet arıyorlar. Bellamy, Jo, Santa Cruz, Robinho, Benjani, Vassell ve 38858584 başka forvetleriyle beraber 2-3 de sakat golcüleri var. Her şeye karşın, bir takımda birincil olması gereken istikrardır. Buna kadro kalitesi de dahil. Bi parantez açalım. Martin O'Neill'ın her gittiği takımdaki başarısı burada yatar, çok iyi oyuncular transfer etmesinde değil. Mustafa Denizli gibi değil ama düzgün bir ortam sağlar. Arkadaş ortamı iyidir, ki ben her gün birbirini destekleyen açıklamalar görüyorum bizim oyunculardan. Mesela Hittzfled daha büyük oyuncu yapar, O'Neill daha büyük oyuncu olacak ortam sağlar. Milner kadar O'Neill'ın takımına uygun adam yok. Souness'ın Milnerlarla dolu bi takımdan cacık olmaz mealinde bir açıklaması vardı vakti zamanında. Buyrun işte. Bir sonraki yazıya sarkacak David O'leary'nin Aston Villa değerlendirmesinde burdan devam edeceğim. City'e dönersek, Robinho denen denyo hem forvet-hem yıldız-hem de elzem olan adam geçme-hız gibi yetilere sahip. Özellikle, bakın vurguluyorum bunu, özellikle yeni bir omurga oluşturan takımlarda yıldız oyuncu olmamalı bile, olsa da anca bu kadar olmalı. Ben o kadar forvetin gönderilebileceğini düşünmüyorum, her birine talipili çıksa bile zor iş bu, ki hiçbirini isteyen takım yok. Eto'o alınacaksa Santa Cruz'un alınmaması gerekirdi, bu iki transfer birbirini kısıtlamalıydı. Halen bi orta sahaya ihtiyaçları var, forvet ve defanssa bence ilk 4'e giresiye kadar yeterli. Orta bütçeli takımların ilk bakacakları yer Man City veya Tottenham olmalı, mesela Zola'nın Jo'yu kiralamaktan kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünüyorum.


#Arsenal, Vermaelen'den sonra bir defansif orta saha alıp transferi kapatacak. Herhalde Felipe Melo olacak bu, yalnız Arşavin transferi gibi bu da iki-üç ay sürecekse işimiz var. Aslında şu kadro yapısıyla Arsenal'in sadece istikrara ihtiyacı olması gerekir, ama elde Denilson'ın arkasını dolduracak o ayara yakın bir oyuncu olmadığından oraya transfer zorunlu kılınıyor. Şu saatten sonra Wenger'i kadroyla ilgili sıkacak bilhassa şey oyuncuların ayrılma arzuları olabilir, onun dışında yeni bir kuşak hazırlandı bile. Fakat bu sefer pek de başarıyla yapılamadı, yani sonuç olarak yine iyi olacak ama o geçiş oldukça başarısızdı: kupasız geçen 3 sezon. As kadronun arkasını dolduracak adamlar daha erkenden alınabilirdi veya bu gençler daha erkenden adapte edilebilirdi. Mesela Craig Gardner 3 sene sonra Aston Villa'nın ilk 11 orta saha oyuncusu olacak veya Jonathan Evans dan diye ortaya çıkmadı. Senderos düşünülmüyorsa bir stoper daha alınmalı.

#Global lig Premier lig bundan böyle Arap derbilerine de sahne olacak. Portsmouth'un Gaydamak-'Arry işbirliğindeki güzel günleri geride kaldı, bir B planları ol(a)madan Suleiman al-Fahim'in takımın yeni sahibi olmasını bekliyorlar. Satış gerçekleştiğinde ligin başlamasına 2-3 hafta gibi bir süre kalmış olacak ama durum bundan daha vahim. Rakamları guardian'da Jamie Jackson'ın yazısından aktarıyorum. Portsmouth an itibariyle 3ü kaleci almak üzere 17 futbolcudan oluşan bir A takıma sahip ve yönetim kadrosundan da adını zikredebileceğimiz Peter Storrie ve gidici sahip Gaydamak kaldı. Ki Gaydamak'ın iyi bir yatırımcıdan öte olmadığını biliyoruz. Bununla beraber teknik direktör olarak hala Paul Hart'ın yerine biri bulunamadı. Premier ligle anılan egzotik adamlar Bilic veya Mancini'yi tatmin edebilecek değiller ve fazla zaman olmadığından [bknz. sezonun açılmasına 2-3 hafta gibi bir süre kalacak] muhtemelen Hart'la başlayacaklar. Ligten düşebilecek çok takım var, geçen seneden sarkanlar ve bu sene çıkan takımlar -Burnley hariç- birbirlerine oldukça yakın takımlar ve bu sene de keyifli bi ligde kalma mücadelesi izleyebiliriz. Portsmouth bu seneyi hasbelkader atlatabilir, sonrası yine muamma. Burnley'den bile daha dar bir kadroya sahip oldukları, hatta bu kadrodan Kranjcar-Crouch-Muamba gibi oyuncuların da ayrılacağı unutulmamalı. Takım şu an tam anlamıyla rezalet durumda ve komşuları Southampton'ın kaderini yaşamaları olası. Üzücü olan takımı bu hale getirenin yanlış transfer politikaları-takım içi uyumsuzluk gibi faktörler değil de finansal olması. Portsmouth futbol külübü Gaydamak için iyi bir yatırımdı, şimdi bir an önce elden çıkarılması gereken bir fiyasko. Bakıldığında böyle bir krize yalnızca 1 yılda gelindi. Takımın yalnızca bir sezon önce FA Cup şampiyonu olduğu unutulmamalı. Devamında yaz döneminde pek çok oyuncunun satışının sürdüğü doğrudur, fakat takım krizden ziyade gerileme içerisindeydi ve eksikleri olduğu, orta sahanın zayıf kaldığı görülüyordu. 'Arry'nin kendini kurtarıp Tottenham'a yollanmasıyla işler bir anda hızlandı ve bazı şeyler ayyuka çıktı. Sattıkları oyunculara bakalım, aşağıda kendimce en önemli gördüklerimi sıraladım. Hiçbiri takımda istenmediğinden dolayı yollanmadı, Mendes'den tutun Muntari'ye hepsi klası olan oyuncular ve çok da iyi para kazandırdılar. Takımın buna rağmen geldiği durum trajik. Tek alıcı Suleiman el-Fahim şu ana kadar olumlu sinyaller veriyor, en azından bir huzur, durgunluk getirecek gibi gözüküyor. Man City'nin sahibi şeyh Mansour'la karşılaştırma açısından söylüyorum. Gerçi şu kadroya bakıldığında gereken stabil bir ortam mı o da tartışılır, ama hiç yoktan iyidir. "I look forward not just to working with them, but listening to their views on how they want to take the club forward. I am the investor, but this is their club and their community – and it is a privilege to be taking charge." el-Fahim kalıcı olacaksa, daha mütevazi, daha planlı adımlı bir Pompey izleyebiliriz, gerçi onlar da zaten çok farklı bir yol izlemiyorlardı. Yeni alıcı futbolun içinden gelen biri değil, aynı Gaydamak gibi, ve büyük olasılık ipler Storrie'nin elinde olacaktır. Yukarıdaki yazıda kendisinin aynı görevlerdeki Peter Kenyon [Chelsea] ve David Gill [Man United]'den sonra en fazla para alan yönetici olduğu yazıyor, belirtelim. Bence şeyhin yapacağı en iyi iş, belki ilk iş değil ama, Fratton Park'ı büyütmek olacak.

Glen Johnson -
£17m
Djimi Traore - açıklanmadı

Jermain Defoe -
£15m
Lassana Diarra - £20m
Pedro Mendes -
£3m
Sulley Ali Muntari -
£12.7m


BARRY KILBY-Burnley başkanı

#Laursen sonrası Freddy Bouma'nın da futbolu bırakacağıyla ilgili söylentiler çıktı, 1 yıldır üst düzey arenada top oynamıyor, o yüzden bizler için korkutucu oldu. Neyse ki birinci ağızdan devam ediyorum açıklaması geldi. Bu seneyi de pek sağlıklı geçiremeyecek fakat Nicky Shorey de muhtemelen Reading günlerindeki kadar oynayabilecektir. Ofansif bi bek olması, o dönemlerde 10 küsür asist yapması [korner de atıyordu] ayrıca güzel. İlk sene O'Neill'ın yaz transferleri için sancılı geçti, buna Cuellar ve niceleri dahil. MON'un bu oyuncuları kaderlerine terketmeyeceğini biliyoruz ve Petrov'un çıkışı kadar olmasa da bütün bu adamlardan da yarım gömlek üst performans bekliyorum. Hatta şöyle söyleyeyim, bence stopere alınacak oyuncu, Cuellar-Davies ikilisini yedekleyen oyuncu olacak. 9.5 milyon sayılan stoperi, bir sezonluk sağ bek ve son 5 maç performansıyla yargılamamak gerekiyor. Ben açıkçası Rangers günlerini hiç bilmiyorum Cuellar'ın, fakat mevkisinde Laursen kadar etkileyici, lider nitelikli bir oyuncu olmasa bile Curtis Davies'den daha iyi bir kafası olduğuna eminim. Bu yazın ikinci transferi Arsenal U16 takımının kaptanı Samir Carruthers oldu. Bilmeyenler için ilki de Northampton Town'ın 16lığı Courtney Cameron'dı. Bu oyuncuların ikisi de wingermış. Bugün 21 yaşında bir forvet, Brezilyalı Taison'la ilgilendiğimizi okuduğumda inanamadım, inanmadım. MON ve Avrupa tecrübesi olmayan bir Brezilyalı ha?! Eğer doğruysa hadi bakalım, O'Leary günlerinden özlenen bir şey. Bir de Tuncay dedikoduları var, iyice alevlendi. Ama bunları bir sonraki yazıya bırakıyorum, asıl irdeleme orada olacak.

#Ligin yeni takımlarından Burnley'nin hikayesi Hull City'ninkine pek bi benziyor. Düşük bütçeli-yerel kulüp, beklenmedik başarı, ertesinde play-off'lardan Premier Lig yolu. Açıkçası adalıların bi alt ligini takip edecek kadar da kasmıyorum, o yüzden Owen Coyle nasıl bir adam bilemiyorum. İkinci bir Phil Brown izlemeye kimsenin niyeti yoktur. Yine bazı yerel kahramanlar var, 37 yaşındaki Graham Alexander gibi. Geçen sezon 60 maç civarında oynadığınnı okumuştum. Bugün itibariyle Hibernian forveti Steven Fletcher'ı 3 milyon gibi makul bi fiyata kadrolarına katmışlar. Aynı gün içinde daha önce de Mears katılmıştı, bi defans oyuncusu, bu oyuncuların ikisi de Derby'nin o felaket sezonunda takımda bulunan oyunculardı. Arkada sağlam oyuncular ve iyi bir forvet, yeni çıkan takımlar için elzem. 60 yaşındaki başkan Barry Kilby'nin taraftarla arası çok iyi, sevilen bi başkan. 1960'daki şampiyonluğu görmüş, 1962'te Wembley'de FA Cup finallerinde bulunmuş. Zengin oluşu şans oyunlarıyla, lotodan-oradan-buradan oluyor ve yaklaşık 10 yıl önce de takımı satın alıyor. Kısacası bizden biri. İşte bu tür yerel futbol hikayeleri üzerine bir şeyler yazılabilir ancak. Gidip de Napolilerin tren istasyonu basması taraftarlık açısından övülecek bir olay değil, en iyi ihtimal dalgacı bir anda hayata renk kattığı söylenebilir. Ben modern futbolun ilk dönemlerinde, henüz zenginlerin popülist oyunu olduğu dönemlerde, fair-play konulu hikayelerini seviyorum ayrıca. Arda'nın şu kadar Galatasaraylıyım demesi veya Barry'nin taraftarca protesto edilmesi bana bir şey ifade etmiyor, hatta ikincisi iğrenç geliyor. Her spor güzel, bence en güzeli de futbol, ama sporun da yerini bilmesi gerekiyor. O yerden gittikçe uzaklaşıyor şayet. Ve felsefe dersi bi kenara, diğer ekipler Wolves ve Birmingham herhalde bu sene ligte kalabilecekler. Özellikle Birmingham çok iddialı girdi sezona, çok da iddialı transferler yaptılar. Hatta Zatyiah Knight ve Craig Gardner'a da sulandılar ama net bir hands-off warning aldılar. Şimdiden yazayım benim Championship adaylarım Burnley-Portsmouth ve üçüncü olarak Wigan-Hull-Stoke City'den biri. Wigan'da Richard Martinez'in neler yapabileceği hakkında hiçbir fikrim yok, orası muamma. Stoke ve Hull da doğru hamleleri yapmaya devam edemezlerse oldukça zorlanacaklar. Pulis takdire şayan bir teknik adam ve en azından bir sene daha görmek güzel olacaktır. Eğer sağlıklıysa, Dean Ashton transferi bile onları ligte tutabilir. Aynı şey diğer cephede Hull-Owen için geçerli. Benim gönlümden Hull geçiyor, Brown'a iki sene yeter diyorum. Wolverhampton'ın çok iyi bi forvet ikilisi vardı, sanırım bozmayacaklar, onlar için de bir üst ligin topçuları olduklarını kanıtlamak için fırsat olacak. Ebanks-Blake bu ikilinin hızlı olanı, daha iyi piyasa yapanı. İlla ki bir şeyler yazmam gerekirse, yalan yok, bu adamı Football Manager 2008'de Shrewsbury Town'a kiralık almıştım, 20 gol atıp seneye Wolves oyuncusu olmuştu. Teknik direktör Mick McCarthy, vakti zamanında Sunderland'le 16 puan alabilmişti ve Premier lig tarihinin en kötü derecesini elde etmişti. Derby County geçen sene 11 puan alarak bu anlamlı mevkinin yeni sahibi oldu.


# Bi günü yemiş olduk. Bu uzuuun ve zaman alan yazıda son olarak u21 şampiyonası notu olsun. Konfederasyon Kupasıyla çakışması ve televizyonda izlenememesi nedeniyle turnuvayı öyle ahım şahım takip edemedim, okunulanlar ve not edilmesi gerekenlerle kalacak. Mesut Özil, final maçının adamı seçildi ve guardian minute-by-minute reporterını da kendine hayran bıraktı. Aynı tip bi oyuncu değil fakat herhalde Ballack'tan sonra o mevkinin adamı Mesut Özil olacak, bu da gayet mutluluk verici. İsveç'in golcüsü Berg 7 golle turnuvanın en çok gol atan adamı oldu ve ev sahibi avantajını gayet iyi değerlendirdi. Groningen'de oynuyor[muş]. Buraların ustaları İspanya ve Sırbistan yarı final göremediler, Sırplar galibiyet dahi alamadı. İngilizlerin alt klasmanda dahi kaleci sorunu var, Scott Loach'tan felaket bi final performansı geldi; ama buna karşın Man Citeh stoperleri ve orta saha parlak bi iki haftayı geride bıraktılar. Konfederasyon kupasına gelirsek, Üründül-Vuvuzela-ABD gibi konu başlıkları arasından ben Jonathan Wilson'ı seçtim. Diğerleri daha sıkıcı olurdu.

How is Brazil's 4-2-3-1 different from European 4-2-3-1?
Five things we've learned from the Conferadations Cup

2009/06/15

Gareth Barry



Barry'nin transferiyle ilgili tavrımı 2 yazı önce belirtmiş, kendimce iyi dile getirebildiğimi düşünmüştüm. Sanırım 3-4 gün önce, veya transferden hemen sonra yayınlanan açıklama mektubunda da olabilir, "Taraftara açıklamamı yaptım, fakat onlara bir özür borcum yok" demişti kaptan. Taraftarın tepkisini çeken her açıklamasıyla benim daha çok sevgi/saygımı kazanıyor açıkçası. 12 yıl hizmet ettim diyor. Bugün yine Birmingham Mail'e konuşmuş. Ben, en beğendiğim üç bölümü taşıyorum buraya.
“I can’t believe any other top players at the club will leave,” he said. “If I was 22 or 23 like Gabby and Ashley I would want to stay at Villa Park. It is different at my age, 28.”

“It is unfair to compare the two clubs. I just wanted something new that excited me,” he said. “Champions League football is very viable for Manchester City."

Barry signed a five-year contract with City but hinted that a similar wage was on offer at Villa: “If I signed a new contract with Villa I would have become a very, very wealthy man,” he said. “It wasn’t about money.”

http://www.birminghammail.net/birmingham-sport/aston-villa-fc/aston-villa-news/2009/06/15/villa-won-t-lose-any-more-star-players-insists-gareth-barry-97319-23879595/
Ben de olayı yeniden özetliyorum öyleyse. Gareth Barry, artık kariyerinin en verimli dönemlerini yaşayacak yaşa geldi. 28 yaşında. Gidip de en verimli dönemlerini 12 yıl hizmet verdiği kulüpte geçirmek istemedi diye bir oyuncuyu suçlayamayız. Kendi de diyor, zaten çok iyi anılarla dolu 12 yıl geçirmiş burada. Eğer artık yeni bir heyecan, yeni bir oluşum arıyorsa yapılması gerekenler yapılıp 12 yılın hatrına sorunsuz bir ayrılık gerekirdi. Bu da yapıldı. İlla ki bir yanlışlıktan bahsedeceksek, City tercihinden değil de bu tercihdeki riskten bahsedelim. Talipler arasında bir Liverpool varken, işler istenildiği gibi gitse bile, Manchester City doğru tercih midir? Bence değil. Fakat eğer ortada bir yanlış varsa da bunun kulüple-sadakatsizlikle alakası yoktur.

* * *

Bentley transferinin resmileştiği ve 1 Temmuz'da açıklanacağı yazıldı. Bi başka Tottenhamlı Huddlestone'un transferiyse ilerki günlerde açıklanacakmış bir başka yere göre. Bentley tam isabet ama Huddlestone fazla hoşuma gitmedi. Sidwell misali, kadro derinliği sağlayan bir rotasyon oyuncusu olur gibi geliyor bana daha çok, bu şekilde alınsa, 3lü orta sahalı dizilimin bozulmadığı ve Barry'nin hala takımda olduğu bi ortamda çok iyi olabilirdi. Bence Petrov'un partneri olarak bi oyuncuda karar kılıp onun üzerine gitmemiz gerekiyor ve bu oyuncu Reo-coker, Sidwell olabilir, Huddlestone olması gerekmiyor. Hatta Barry'nin gelişimine benzer bi seyir izleyen ve Birmingham City'e giderse Cahill gibi çıkış yapması çok olası Craig Gardner'ın üstünde durulabilir (ayrıca bknz: Craig 'The new Gareth Barry' Gardner ve "I can fill Gareth Barry's boots"). Zaten ben Defour'dan başkasını istemiyorum. Defour-Owen-Bentley ve 2 stoper=5 yeni oyuncu, daha fazlasına gerek yok. Hatta Zatyiah ve Harewood da ayrılabilir.

2009/06/10

Everton neden daha iyi?



Fink'in Beşiktaş'a transferi sonrası, dört-beş blogu ve sonra da Borges'i okudum. Beşiktaş'ın bu sene Denizli'yle temellerini attığı 6+4'ten bahsedilmiş orada, bunu görünce Everton neden Aston Villa-Fulham gibi takımlardan daha iyi, neden daha ilgi çekici, daha başarılı olduğunu dile getirmek istedim...

Everton'ın Villa veya Fulham'dan veya Wolfsburg'dan farkı, komple bi takım olmasında yatar. Futbol üzerine iki görüşten bahsedebiliriz, bu oyunda önemli olan nedir? Sadece kazanmak mı? Yoksa tatmin edici bir seyir midir daha önemli olan? Ben ikincisi derim. Bir şeyi çok iyi yapmaktansa, birçok şeyleri iyi yapmak daha iyidir. Büyük takım olma yolundan geçen de budur. İlki üzerine kurulan oyun, bu oyundan kastım daha çok oyuncuların bireysilliklerine ve b planı üretilemeden, belli özelliklerin güvenilirliğine yüklenen oyun genelde geçici başarılar sağlayacaktır. Sistem içerisinde bu oyunculların bireyselliklerini öne çıkartmak ise daha farklıdır. Wolfsburg'un şampiyonluğu üzerine Magath ne kadar övülse azdır veya Villa'ya getirdiği heyecan için teşekkür edilmelidir, ama bunlar kalıcılıktan uzaktır, takdir edilesi, zekice uygulanmış birer oyun planıdır. 11 kişilik bir düzeni yansıtarak bu düzen içinde yıldızlaşmak, pek çok şeyi iyi yapmak veya bu olmuyorsa, rakibin pek çok şeyi iyi yapamamasını sağlamak, devamlılık getirmek, böyle bir yapı daha makbuldur. Uzun vadeli planlar yapılması gerekir. Uzun vadeli plan derken, en büyüğü 19 yaşında oyuncularla sahaya çıkmaktan bahsetmiyorum; bahsolan, kalıcılık. Burada karşınıza finansal güç çıkar. Sonuçta sizi ayrı tutan o düzeniniz olsa da, sizi bi adım ileriye taşıyacak olan da barındırdığınız yüksek kaliteli oyuncular olacak. İstediğiniz kadar harika bir atmosfer yaratın, oyunculardan en yüksek verimi alın, yine de belli bir ortalamanın üzerinde oyunculara sahip olmak zorunluluğunuz var. Daha vasat kulüplerde, finansal yetersizlikten dolayı ve pek tabi başka nedenler de mevcuttur, elden gelenin en iyisi yapılır, belki en üst sistem değil ama en üste taşıyacak sistem hedeflenir bu yüzden: günlük çözümler. Elden başka bi şey gelmez şayet. Bu alanda başarılı takımlar sürpriz, beklenmedik sonuçlar alacak, antitezleriyle herkesi şaşırtacaktır. Sivasspor, 2004 Yunanistan, Aston Villa, Wolsfburg, Fulham... Başarılı olunmuştur, peki devamlılık var mıdır? Pek çoğu için erken olsa da (Fulham örneğin), pek mümkün gözükmüyor. Eğer gerekli ortam varsa, taraftar-başkan vs, benim takdirim o vasat kulübün hamlelerinin, en verimliyi elde etmeden öte, en iyiye doğru yavaş-kararlı atılması gerektiğidir. Felix Magath örneğin, inanılmaz bir iş başardı ve Schalke'ye de 4 yıl sonunda şampiyonluk vaad etti. Olur mu? Neden olmasın... Fakat 6 yıl sonra, isterse şampiyon olsun, Schalke'ye baktığımızda yine şu an olduğu yerde kalacağı belki daha olasıdır. Bir teknik direktörün 7-8 yıllık çalışmasının başarı getirmesinden öte, kademe atlatması kendi adıma çok takdir ettiğim bir durumdur. Bana kalırsa şampiyonluk kadar önemlidir.
"Mr. David Moyes is probably a fine example to everybody in government of stability and making the right decisions for the long term."

Andy Burnham, Secretary of State for Culture, Media & Sport
Everton'a gelelim. Moyes, ikinci kenar adamı göreviyle 2002'de başa geçtiğinden beri çok şeyler değişti, yukarıda bahsettiğim, takımı bir üst seviyeyi çıkarmayı başarıyla yaptı. Şu anda mesela Celtic'in başına geçse, takım bocalama elbette yaşayacak olsa da Bolton gibi bir değişim geçirmeyecektir. Önemli olan budur. Sistem, kendi yıldızlarını yaratmış ve bu oyuncular artık sistem oyuncusu olmaktan çıkıp pek çoğu gayet de kaliteli oyunculara dönüşmüştür ayrıca; başta Arteta olmak üzere. Daha da önemlisi, Moyes'ın bunu yaparken yine elde ciddi imkanların olmaması, bu başarının altında finansal kolaylık yatmamasıdır. Moyes, 7 yıl içinde takıma bir kimlik kazandırdı, ki başarı burada, olayların günlük yürütülmemesi ve ligin en iyi 5 orta sahasından birine sahip olarak da Big Four'un hemen altına yerleştirdi. Moyes, uzun vadeli planları olan ve günlük çözümlerde de çok başarılı bir deha. Çok iyi bir planlamacı olmasının yanı sıra, ana hedeften, verimli sistem değil en iyi sisteme gidişte, günlük oynamaları, maçlık mucizeleri de çok iyi yapan bir teknik adam. Her türlü olumsuzluğa rağmen önde kalabilmesi, maç içi hamlelerinin yerindeliği, yaratıcılığıyla (4-6-0); yalnızca iyi bir planlamacı değil. Yarattığı huzurlu ortamın yanı sıra transferde hiç sekmemesi ve yaptığı transferlerin ayrıca gayet kaliteli olması, onu Martin O'Neill'dan bariz ayıran yönü. Ki toplamda baktığımızda da O'Neill'dan öndedir. Örneğin MON, transferde sekteye uğramasının yanında, bir de genelde daha vasat oyuncuları transferi eder. Bunlardan 2 katı verim alır ve hakkını verir, süper de bir yöneticidir tabi aynı zamanda. Ama neresinden bakarsanız, bunlar aslında vasatın üstü oyuncular değillerdir. Eğer illa ki Sir'e bir veliaht aranıyorsa, benim takdirim David Moyes'un olması gerektiğidir.

2009/06/08

Paralı asker!



Ayrılışının ardından Barry'e denen bu, paralı asker, mercenary. Ya da başka anlamlara da gelir, siz nası çevirirseniz. Doğru bi yakıştırma değil bi kere, fakat tabi hep görüyoruz bunları, futbol oyununun iğrençleştiği durumlar olarak sayıyoruz. Futbolu oyun olarak çok seviyoruz, basketboldan, tenisten diğer bütün toplu sporlardan daha çok. Burada sosyolojik yanını da seviyoruz, ama bu sosyolojik yan burada olduğu gibi saçmalıklara, bilinç dışı holiganlıklara örneğin, yol açabiliyor ayrıca. Ha bakın bilinçli holiganlık güzeldir, diskoda sabah kadar danstan farkı yoktur, Leedslilerin götlerini cama yapıştırmaları da komiktir, bizim insanımız yapsa kendimizi üst insan hissetmediğimizden (İngiliz-Fransız-Amerikalı kadar kendini beğenen adam var mı?) haha kro, biz Türküz gibi tepkiler gelebilir, ama çirkin de olsa eğlencelidir, ve zaten mantığı kılavuz edinip eğlenmiyoruz ya? Ama onun dışında iş birbirini dövmeye, sen benim takımıma şöyle mi dersin ulana geldiğinde veya işte bu transferde olduğu gibi değişik anlamsız tepkiler vermeye geldiğinde iş kötü, olay 11 adamın peşinden koştuğu oyuna döner. Şayet bi futbolcu hakkaten ayıp bi haraket yaptıysa, buna tepkini de koyabilirsin, ama vatan elden gidiyor gibi tavırlar takınmaya, külhanbeyliğe de gerek yok, n'oluyoruz? Başka iş güç, kafa yoracak yer mi yok? Şurada yazmaktan, izlemekten keyif alıyorum da işin aslı banane Gareth Barry takımdan ayrıldıysa, başarılar diler geçerim, gidip de bunun için adama ana avrat sövecek değiliz, keyfimizi yapar iki muhabbet eder veya şöyle bi yazı gireriz. Nereden geldiyse bu ilk paragraf...

Evet, transferin hikayesi malum, 12 milyonluk bir meblağ karşılığı 2-3 günde sonlanan görüşmelerle, Barry kariyerinin uzun bi bölümünü, 12 yılını geçirdiği kulübü Aston Villa'dan ayrılıp Man City'e geçti. Bence riskli bir hamledir bu. Her ne kadar ilk düşündüğümde makul bir karar verdiğini düşünsem de, şu transfer piyasasına baktığımda çok net konuşamıyorum. Eto'o-Tevez, bunlara ister paranız yetsin, ister takımda huzurlu bir ortam sağlnasın, büyük takıma ilerleyişte bundan bahsedemiyoruz. Barry'nin de City'e asıl gitme nedeni, finansal gücün sağladığı çok daha büyük bir potansiyel. Aynı meblağ, aynı haftalıkla Everton'dan gelecek bir teklif, onu çok daha düşündürecekti kuşkusuz, Everton Big Four'un ardından en derli toplu takım olsa da. Barry'nin aklında new challenge vardı, herhalde ki kafasından artık Liverpool'da, daha fazla, daha büyük maçlarda oynamak, bu şekilde bir değişim yapma fikri vardı. Ama sonra Arapları tercih edip, potansiyeli çok büyük bir oluşumun temel parçası olmak istedi, anlaşılabilir bir durum, fikirler değişebilir. Benim açımdan şaşırtıcı olan transferdeki anilik oldu, bu yeni teklifin Barry'i Liverpool husunda biraz düşündürüceğini zannederdim mesela ben. Ama hiç de böyle olmadı, Hughes'dan doğru parçalar sözü alınmış olacak, imza hemen atıldı. Benim burada diyeceğim iki şey var, bir taraftarın olayı değerlendirişi, iki City'nin izlediği yol.

Taraftarın tepkisi, bir sene boyunca Şampiyonlar Ligi futbolundan yakınan Barry'nin Europa Cup'a bile gidemeyen City'i tercih etmesi. Sahiplerin Arap olmasıyla geyikler de hemen hazır. Bakın o konuda haklılar, bu gerçekten hoş değildir, fakat benim de genel taraftara tepkim bu hamlenin kuru parayla olduğu, yorumların hep bu açıdan yapılması. Toplamda 5 milyonluk maaş bir katalizör, ana nedense o bahsettiğimiz potansiyel. Kırgınlıkla nefret karıştırılmamalı. Yine büyük çoğunluk bu yaz olacak bir Liverpool hamlesinin 'her şey için teşekkürler kaptan' havasıyla karşılanmış olacağını söylüyor, ki hakkaten öyle olurdu. Biraz yaratıcı, biraz da psikopat bi taraftardan deve kafası malumatı bekliyorum. Hani şu Figo'nun domuz kafası olayı gibi. Onun dışında transferin Villa cephesinden yönüyle alakalı bir iki söyleceğim daha var, ama affola pek toparlayamadım, o yüzden daha önce yazdığımdan alıntı yapıyorum.

"Kaptanın gidişi beklenen bir durumdu, ama 12 milyon koparabilmemeiz ve benim şimdi öğrendiğim o Brighton olayıyla bunun da bi kısmının kaybedebilecek olması, gerçekten korkutucu. Barry olsun, Laursen olsun, bunlar hedef küçültücü gelişmeler. Beni bi taraftar olarak sevindiren, takımın hedefi küçük de olsa sevindirici bir gelişim izlemesi oldu her zaman, mesela varsa eğer bir Wigan taraftarı, Steve Bruce'i kaybetmek Palacios'u veya takımın piyasalı adamı Valencia'yı kaybetmek daha acı olmalı. Çünkü farkı yaratan adam bu, takım her ne kadar geriye gitse de... Her neyse, kaptanın ayrılığı elbet herkesi üzse de ele geçecek 10 milyonluk meblağ beni korkutuyor. MON'un transferlerde iyi bir ünü olmadığını biliyoruz ve gereğinden fazla para saçıyoruz, takımın en iyi oyuncusu ancak Defour'e vereceğimiz parayı karşılayacak ne yazık ki. Bu konuda senin bahsettiğin etkenler mevcut elbet, bununla beraber takım ve MON da 12 yıllık oyuncuya kıyağı yapmış ve fazla üstüne gitmemiştir, herhalde durum budur. City patronları da durumun garkında olarak, erken davranmış ve çok iyi bir iş yapmışlardır. Barry, Villa'dan daha önü açık bir kulübe gitmeyi tercih etti, Birmingham Mail'deki özür açıklamasında futbol açısından transferi yorumlamış ve bence söylediği doğrudur da..." vs vs.

İkinci konuya gelince, Manchester City için Eto'o-Tevez gibi hedefler gayet gerçekçi olsa, yani bunları yapabilecek güçte olsalar bile, böyle bir işe kalkışmamaları gerekiyor. Bir kere işin içinde bazı özel durumlar yoksa, Podolski-Köln ilişkisi misal, parası olan küçük kulübün büyük kulüpten oyuncu transferi yüzde doksan sakıncalı. Önce takımı o seviyelere çıkartacak bir omurga oluşturmak, sonra bunun üzerine koymak gerekiyor. Chelsea örneği çok taze ve çok çok iyi de bir örnek teşkil ediyor. Yine Chelsea örneğinde olduğu gibi, önemli olan parayı az saçmak değil, doğru oyuncuları bulmak... Eğer bu takımın ihtiyacı Miguel Veloso'ysa, karşı takım da 30 milyon istiyorsa, parayı basar alırsın. Böylece ilerleme yolunda olduğu gibi karizma yolunda da oldukça ilerleme kat edersin. Sen Veloso'yu koyduktan 3 yıl sonra Essien'i alırsın, gerekirse. Bu oyuncular geçişi temsil de olabilir, değişmez parça da... Gareth Barry, bu takımın Lampard'ı olmak için gerekli meziyetlere sahiptir, ama Micah Richards bir soru işaretidir ve geçiş oyuncusu olabilir. Geçiş oyuncusu derken, Damien Duff-Arjen Robben-Makelele bunlar geçiş oyuncuları. Bu oyuncular yeni ve heyecanlı bi oluşumun yapı taşları olmaya geldiler. Makelele de, zaten sürekli benzetme yapıyoruz, Barry misali bu işin ciddiliğini yansıtan karizma bir transferdi. Sonraki kuşak Ballack-Bosingwa vardıklarında ise Chelsea artık Premiership şampiyonuydu. Ve işte o yüzden, City'nin kadroyu iyice bir gözden geçirmesi, çok iyi bir kadro planlaması gerekiyor. Sakin sakin, kim gidecek, kim kalacak, şablon nedir, bu şablona göre nasıl transferler yapılmalı, bunlar belirlenmeli. Beceremezlerse, Gareth Barry'nin Manchester City kariyeri de büyük olasılık 1 sene sürecek ve Liverpool geç de olsa adamına kavuşacaktır. Şayet, milli takımın da banko oyuncusu olarak, çok çok kötü bir sezon geçirmezse, piyasası şu ankinden aşağı olmayacaktır.