2009/08/25

Yerinde sayan Liverpool, ve Aston Villa?

Blog bir süredir özel olarak Aston Villa’yı anmıyor, ama ancak ikinci yarısını izleyebildiğim (ilk yarıda insanlar Fener maçını izlediler haliyle) şu güzel skorlu maça yer ayırmamak olmaz. Geçen sezonun tamamında iki yenilgisi olan Liverpool, bu sene aynı sayıya üç maçta ulaştı. Geçen seneki gibi keskin olmadıkları görülüyor, fakat büyük maç özelinde görülecek bazı yeni sorunların dışında genel sorunlar geçen senekilerden farkı değil. Nedir bunlar? Kadro darlığı, ikincil oyuncuların birincileri tamamlayamaması, üçüncüllerle uçurum olması, oyunun gidişatını değiştirecek, takım oyuncusundan farklı oyuncu varlığı. Büyük maç özelinde Lucas’ın niteliksiz oyunu sahne almıştı sezonun ilk maçında, Xabi’nin eksikliği, bence, hissedilmişti. Bu sene ilk 4’ü zorlayacak takımlar arasından Everton’ı artık siliyorum, çok sevdiğim Tataroğlu Bilyaletdinov'u almalarına rağmen bunu yapıyorum (bu sene için). Tottenham, Manchester City’den bile daha iyi gibi ve Aston Villa da dolaylı olarak bir takip yapacaktır. Liverpool, Tottenham karşısında oyun üstünlüğünü yitirdi ve maçı bu şekilde kaybetti. Belirttiğim gibi Tottenham, hiç de fena takım değil. İşte böyle maçlar senede en fazla 3-4 kere olabilir, eğer takım ciddi bir krize girmez, güven problemi yaşamazsa. Üç büyük takım ve diğer üç takım, bazı özel durumlara bağlı olarak bu takımlara karşı oyun üstünlüğü yitirilebilir. Liverpool’un geçen seneye göre güçsüz yanlarının olduğu buna mukabil güçlü yanlarının da olduğu, misal sezonu en az 5 gol-5 asist bitirir dediğim Glen Johnson’ın varlığı göz ardı edilmemeli. Bu 3 maçta 2 mağlubiyet durumu çok net yansıtmıyor ama aynı zamanda bir uyarıdır da. Hani dedim ya, takım oyuncusundan farklı oyuncu diye, Xabi onlardan biriydi. Arbeloa da kendi çapında böyle bir oyuncuya dönüşüyor gibiydi, ama görünen o ki ondan çok daha iyi bir oyuncu alınmış: Glen Johnson. Gerçekten iyi ve çok da güçlü. Dün ondan daha iyi oynayan Nigel Reo-Coker (NRC)’dan top alışları vardı ki, aman aman. Hücumcu sağ bek deniyor, işte Brezilya’dan Dani Alves çıkıyor, İngiltere’den Glen Johnson, ülkenin futbol karakterine göre değişiyor.

Lucas’ın hücum setlerine bir katkısı olmadığı gibi oyunun ilk başlangıç anlarında pas kurgusunu ayarlama işinden de kaçıyor, top rakibe geçtiğinde de Mascherano’nun tamamlayıcısı gibi oluyor. Orta saha üstünlüğünü ele geçirdiğinizde o kadar da sorun değil, Xabi’nin şutlarını ve skora katkı özelliğini ararsınız sadece, bence o kadar da olur. Liverpool’un iki pozisyonda etkileyiciliği arttıracak oyuncuya ihtiyacı var her şeyden önce, kulübeyi güçlendirmeden de önce. Orta saha sol kanatta ve Xabi’nin yerinde oynayacak faydalı oyunculara ihtiyaç var. Babel ile sorunlar çözülebilse, Liverpool’un ofansif çeşitlemeleri kesinlikle artacak, bir kere yeni ve bir farklı oyuncu katılacak setlere. Liverpool, Benitez döneminde kanattan akın eden forvet oyuncusu kullanmadı. Bir başka artısı şutları olur. Oyuncuyu son 20 dakikada oyuna alıp git şut at diyemezsiniz, maç içinde kendiliğinden olur. O iki mevki şu an için idare ediyor, fakat tekrarlıyorum, idare etmesi ne bu 2 mağlubiyetin nedeni ne de başka çoğu maçta sorun yaratacak. Büyük maçlarda sorun yaşanacaktır. Bununla beraber takımın kalitesi de düştü. Kesinlikle böyle. Ama Aston Villa, Tottenham’dan farklı bir takım ve Villa’ya kaybettiğiniz maçları fazla kafaya takmamanız, arada olur öyle şeyler deyip geçiştirmeniz gerekir. 2 mağlubiyet fazla kafaya takılmamalı derken de aslında en sonda buraya bağlayacaktım.

Aston Villa bir şekilde skor üstünlüğünü ele geçirdiği zaman veya avantajlı taraf gibi oynadığında çok çok iyi bir takım. Takım karakteri böyle. Bununla beraber takımın kendine güveni geliyor, takım içi disiplin geri geliyor, aksi takdirde, takımın genç oluşu ve liderden eksik oluşu bu durumda kesinlikle etkili, herkes silikleşiyor, biraz da vur gitsin futbolu oynanıyor. Mağrur bir takıma sahibiz, bunda Martin O’Neill da yöntemleri de mutlaka etkili. En sonunda, istenilen ama mümkün olmayan dizilime dönüş yapılmış. Şu kadro, eksiksiz şekilde hedef maç kadrosu. Rakip üstüne geldiğinde gol yemeyecek, o konsantreyle kornere çok daha dikkat edecek, oradan gol arayacak, ayrıca Young’ın-Gabby’nin hızına güvenecek, Milner’dan farklılıklar bekleyecek bir takım bu takım. Aston Villa hafta içi 2-0 kaybedip elenebilir de. 5 maç üst üste izlemeden takımın ruh halinden tatmin olmam. Bu arada Martin O'Neill ve Rafa Benitez belli yönlerden benzerlik gösteren hocalar. Sevenleri çok, sevmeyenleri de bir o kadar. İkisi de transfer işinde sınıfta kalmışlar, yöntemleri acaip. Bazı marifetleri var, hatta bayağı da iyiler. Sorulan soru aynı. Bu takımlar daha da iyi olamaz mıydı?



Voronin'in varlığı bir yönden sorun yaratıyor. Genel kanı gibi ben de Liverpool forvet rotasyonunun yeterli olduğunu düşünmüyorum. Forvet oynayabilecek oyuncuların hiçbiri o pozisyonun gerekliliği yetilere sahip değiller. Voronin forvet arkası, El-Zhar açık oynar. Forvet de oynayabilirler pek tabii ama sanırım verimsiz olurlar. Torres'i yedekleyecek oyuncunun Nicolas Anelka olmasına gerek yok, Voronin kalibresinde uygun özellikli bir oyuncuya kesinlikle ihtiyacı var Liverpool'un. Emile Heskey çok iyi olurdu, bir yedekleyici olarak. Andriy Voronin kurtarıcı olarak bir orta saha elemanın yerine girdiğinde Gerrard orta sahaya yaklaşmak, daha geride oynamak zorunda kalıyor. Böylece Lucas'ın yerinde Gerrard, Gerrard'ın yerinde Voronin oynuyor; skora katkı yapma amaçlı değişiklik, en önemli skor silahınızı daha geride oynamaya hükmediyor. Voronin de aynı Benayoun gibi Gerrard'ı dinlendirme amaçlı kullanılabilir, ama eğer sonradan oyuna girecekse Gerrard'ı kısıtlamadan yapılması gerekir. Ya orta sahayı Masch'a emanet edeceksiniz bir şekilde, ya da verimsiz olan sol taraf oyuncusu yerine girecek.

2 senedir geliştirilen oyun düzeni emrolunduğunda -geride bekleyen, az ama öz pozisyona giren düzen- ve layıkıyla uygulandığında, yenilmesi çok zor bir takım Aston Villa. Dün Liverpool çok denedi, yüksek konsantrasyonda oynandığından kimse hata yapmadı. Insua farklı bir şeyler denedi, içeriye daldı, Torres’e çıkarttı, Torres golü yaptı. Golün öncesinde benzer bir pozisyonda Insua’nın rolünde Glen Johnson vardı, sanırım yine Torres’e çok güzel bir pas çıkarmıştı. Bir de Kuyt’ın direkten dönen topu var, Shorey’nin kontrolündeydi. Cuellar-Davies etraflarını kapatan takımdaşları da olunca taş gibi stopere dönüşüyorlar; ne havadan ne yerden, hiç top bırakmadılar. Yine de değişen bir şey yoktu, rakibin ceza sahası kadar önlerine gelmesine müsaade edildi, doğrudan karşılamalar orada başladı, bir anlamda savunma yapan herkes o alana yığıldı ve kaos futbolunda stoperler çok etkili oldular. Dün güçlü bir orta sahası vardı Aston Villa'nın ama takımın orta saha karakteri gereği, rakibi bozan bir orta saha değildi bu. Baktığınızda Sidwell-NRC harika oynadılar, Petrov da iyiydi ama buna rakibi geride bekleyerek ulaştılar. Yani ek bir orta saha oyuncusunun eklenmesi, nicelikteki artışla, daha iyi bir organizasyonu beraberinde getiriyor ama oyun karakteri, geride bekleme devam ediyor. Downing'in gelişiyle, kanatlarında Downing-Milner olan bir takımın rakibi bozabilmesi gerekir, umarım bunu da görürüz. NRC'yi çok beğendim, işte ondan istenen bu. Dinamik, oraya buraya koşan, alan kapatmaya uğraşan oyunculuğunun yanında hücumlara nitelikli katkı verdi bugün, birinde de çok güzel bir penaltı kazandırdı, takıma maçı kazandırdı. Nur inmiş bir oyuncu olarak bilinir, hakeme itirazdan sarı görmesi beni sevindirdi. Bunlar hep güzel gelişmeler. İkililer bazında Sidwell-NRC ve Petrov-Delph şeklinde iki farklı tercihim olduğunu söylemiştim, bu konudaki düşüncem aynı. Petrov'un yerine kim oynar derseniz Delph olabilir. Petrov belki de kadrodaki en iyi orta saha oyuncusu, ama fayda da kesinlikle önemli ve sanki en faydalısı NRC-Sidwell oluyor. Delph'in içinde bulunduğu düzen daha sıradan maçlara uygun olacaktır, çünkü Delph orta sahanın en hücumcu elemanı olacak, Sidders-NRC'nin önünde oynayacak ve pek çok şey katacak olmasıyla beraber takımın sertliğinden bir şeyler götürecek. Bir süredir haber alınamayan Gardner de NRC'nin yedeği olur. Tabi Petrov'un sağlığı el verirse hemen her maçta ilk 11 oynayacağını düşünüyorum, o yüzden bunlar hep birer acaba.

Tekli forvete geçince harika bir forvet hattı oluştu aslında. Gabby, Carew ve donkey Heskey. Eğer Heskey de kadrodaki herhangi bir oyuncu muamelesi görecekse, bence kadronun geri kalanına göre forvet hattı çok da şişkin değil. Bir kere bu adamların hepsi tek forvetli düzende en verimli oluyorlar. Gol atmak veya sahada daha fazla görünmek ayrı bir şey, ama daha verimli oluyorlar. Dünkü maçta kimse Gabby'e gol dayatması yapmadı, takımın iyiliği uğruna bazı sorumlulukları vardı ve kendisinden istenenler zaten en iyi yaptığı işlerdi: oraya buraya koşmak, zaman zaman orta sahayla bütünleşmek, top tutmak vs. Onu ikinci forvet oyuncusu gibi kullandığınızda skor anlamında daha büyük beklentilere girilmiş oluyor fakat Gabby tam anlamıyla öyle bir oyuncu değil. Gayet iyi bir forvet, ama golcülük konusunda geliştirmesi gerekenler var. Carew an itibariyle takımın en iyi oyuncusu, en faydalı oyuncusu da ayrıca. Sağlıklı olduğunda genelde her maç gol atar, top tutar, top dağıtır, ceza sahasına ortaları gole çevirmede genelde sorun yaşamaz, böyledir. Heskey'i biliyoruz, antipatik görünmediği sürece (bu durum Heskey'nin kendisinden kaynaklanmıyor) yine çok değerli bir oyuncu.



Zatyiah Knight'ın gidişini bir türlü kabullenemedim. Vakt-i zamanında o da gidebilir dediğim oldu bu adama, ama o zamanki beklentiler farklıydı. Herkes sandı ki iki yeni stoper alınacak, öyle olunca, Knight gitsin dedim, her şeyi yapmasına rağmen bu adamı pek beğenemedim. Aston Villa taraftarıdır ve hiçbir zaman da berbat oynamamıştır aslında. Biraz Mustafa Sarp gibidir, her şey tamam, ya kalitesi? Mustafa abiye buradan tebrikler, şu performansıyla Zatyiah'lıktan çıkmış gibi. İşte Zatyiah böyle bir adamdı. Ligin başlamasına 2 hafta kala hala transfer yapılmayınca çok değerli bir elemana dönüştü. Ben baştan beri Cuellar-Davies ikilisini savunuyorum, Cuellar'a bir şans verilmesi açısından. Ama sandım ki Laursen'in üzerinde bu kadar durulunca savunmaya gerçekten para harcanacak. Değilmiş. Bakın Barry hakkında böyle düşüncelerim yoktu, onun yerinin doldurulmayacağını falan biliyordum, çünkü öyle bir oyuncu yok piyasada. Demek ki defans için de tercih buymuş. Knight o saydığım özellikleriyle harika bir dördüncü olacaktı, böyle bir konuma gelmişti. Pencerenin kapanmasına 1 hafta kala, takım daha rahat hareket edecekti, Portsmouth da Distin için 3 yerine 5 isteyemeycekti. Çünkü herkes biliyor ki defans transferi konusunda takımın eli kolu bağlı. Başkan Lerner'ın daha kısıtlı bütçeyle ilgili açıklamaları da var, o zaman kimi alıp kimi gönderileceğine karar vermek daha bir önemli. Daha önce buna pek dikkat edilmedi, çok para harcandı, değdi mi, tartışılır. Knight yeni bir defans gelene kadar pek tabii idare ederdi, güven veren bir oyuncuydu, çok kaliteli olmasa da. Zaten dördüncü defanstan daha fazla ne bekleyebilirsiniz? Ligin başlamasına iki hafta kala, 4 milyon pound'a Bolton'a gönderildi. Şimdi alınacak Distin daha pahalıya gelecek ve acaba Knight'tan da o kadar iyi mi? Distin çok daha değerli bir oyuncu, kalite bazında daha çok aranılan adam. Ama Distin, Knight'ın da olduğu bir takımda yer almalıydı. Gelse dahi, ki ben Hart'ın izin vereceğine ihtimal vermiyorum, bir oyuncu açığımız olacak halen. MON muhtemelen Beye'yi de stoperde kullanmak istiyor ve bu şekilde bir yeni stoper alıp transferi kapatacak. Knight'ın gönderilişi dünyanın en büyük hatası değildi, ama anlamsız, gereksiz ve en önemlisi, zamansızdı. Olur da antrenmanda stoperlerden biri sakatlansa, onun yerini alacak oyuncu Ayala veya Semih Kaya kontenjanından Ciaran Clark olacak. Daha bununla beraber yaratıcı orta saha bağırışması var, Tuncay halen Championship'te. Takıma hakkaten derinlik katacak adamken, 4-2-3-1'den dönme 4-4-1-1 oynatacak adamken Tuncay, bir dönem de takımın gündemindeyken, şu an hiçbir yerde yazılmıyor. Madem maddi açıdan sıkışık haldeyiz, Downing'e verilen paraya yazık, hakkaten yazık. Son olarak şunu söyleyeyim, Knight'ın kaldığı takımda stoper tercihim Wheater olurdu, hala da o olur.

2009/08/19

Hayal kırıklığı



Steve Bruce 4-4-2 seven hocalardan. Martin O’Neill, Harry Redknapp, Sir Alex Ferguson da öyle. Pek çok şeyler kanıtlayan Bruce’un elinde bu sefer yeterli bir bütçe ve imkanlar vardı ve ben de zamanında benzer imkanlarla yola çıkan Aston Villa’dan daha iyi bir takım yaratacağını öne sürmüştüm. Peki neden? Hem ligin dinamiklerini biliyor hem de gerekli yaratıcılığa sahip. Daha geniş kadrolar ve daha geniş transfer veritabanlarıyla çalışıyor. Parayı da daha verimli kullanacak kuşkusuz, bir başka beklenti buydu. Aynı ligden transfer yapmak benim tercihlerim arasında değildir, her zaman daha çok para verirsiniz. Fenerbahçe’nin yedek kulübesini doldurmak için harcadığı paralara bakın. Delph’in bir milyon eksiğine Cana’yı alabiliyorsunuz bu şekilde. Beklentim, bu sene kesinlikle değil ama 3 sene içinde farklı bir takım yaratmasıydı Bruce’un; daha güncel, daha az İngiliz bir takım. Dünkü takım bu açıdan, safkan İngiliz oluşundan dolayı büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Bruce yeni ve dinamik bir takım yaratması için getirilmişti; iyi ama çok da farklı olmayan bir takım yaratması için değil. Hemen yukarıda yazılan teknik adamlara bakalım: MON, ‘Arry ve Sir. Bunlar da kendi kadro yapılarına uygun olarak, aynı dizilimi farklı yapılara sokuyorlar. Martin O’Neill’ın elinde hızlı oyuncular ve ligin en iyi kontra atağa çıkan takımı var, böyle olunca şu an Bruce’un uyguladığı 4-2-4’den dönme 4-4-2 oynatıyor. Orta saha rakibe teslim ediliyor, ortadaki ikiliden savunmanın önünü kapatmaları ve sahayı kat etmeleri, zaman zaman da ekstra olarak hücuma katkı yapmaları; paslar, goller atmaları bekleniyor. Böyle bir takımda kendi oyununu kabul ettirmek demek, topu rakibe verip onları bir anda az adamla savunmada yakalayacak duruma getirmek demek. Yani aslında oyunu kontrol ettiğinizde topa daha fazla sahip olan taraf rakip takım oluyor. Yaratıcı bir çözüm değil, basit bir oyun yapısı. Ama faydalı mıdır, kesinlikle. Kadro buna elveriyor ve iyi veya kötü sonuç alınabiliyor. Fakat yaratıcılıktan uzak, oyunu tamamen faydacı anlayış üzerine kurmayı imkanları sınırlı olan takımlarda görürsünüz. O’Neill da bu yönden, takımı bir adım ileriye taşıyamamasından eleştiriliyor. Diğer iki hoca, Redknapp ve Ferguson’ınsa 4-4-2’de günün gereklerini yerine getirebilen kadroları var. Bu nasıl oluyor? Forvetlerini orta sahaya çekiyorlar, bloklar daha kısa aralıklarla kuruluyor, takımın bütün yükünü aslında yine o ikili orta saha çekmesine karşın doğru bir oyunla orta saha üstünlüğü ele geçirilmiş oluyor. Yani aslında 4-3-3, 4-4-2, 4-5-1 çok da önemli değil; günün şartlarına uyum sağlayıp bunun üzerine bir şeyler koyabiliyor ve böylece farklılık yaratabiliyor musunuz? Daha büyük hedefleri olan takımlar için önemli olan bu.

Dünkü safkan İngiliz takımın sinyalleri ilk haftadan verilmişti aslında, benim de aslında hiç keyfim yokken gidip maç olan bir yeri bulmam da bu merakla oldu. Pazartesi chalkboard’ları incelemeye girişmiştim, Sunderland kendi yarı alanında 90 dakika boyunca herhalde 20 pastan fazla yapmamıştı, kanatlarda birtakım oyunlar vardı ve bir de beşinci dakikada Bent’in golü. 4-2-4 gibi oynuyor takım. Yapı gereği Bent en önde. Ve top dağıtan, oyun kurucu Jones onun biraz daha arkasında, orta sahaya daha yakın, ama zaman zaman da rakip defansı dağıtmaya girişiyor. Bent’in yedeği de aynı onun gibi, ne zaman ne yapacağı belli olmayan, hızlı, golcü bir futbolcu. Böylece rakibi çok zorlayıcı forvet ikilileri oluşturulabilir ve orta saha da yine çok sağlam bir ikili Cattermole-Cana’dan oluşuyor. Ama işte bu kadroya işlerlik kazandırabilmek için Bruce’da var olduğuna inanılan yaratıcılık ve ligin dinamiklerine uygun olarak faydacılığı kullanıp bir düzenleme yapılmasını bekliyordum. Tottenham’da Liverpool karşısında harika olan Palacios-Huddlestone benzer bir düzende aynı etkileyicilikte olabilir ama kesinlikle verimsiz olurdu. Rakibin Chelsea olmasından bağımsız konuşuyorum, çünkü Sunderland'in sorunları Chelsea özelinde değil. Tek hücum setleri var, o da top Jones’a yollamak ve o da indirebilirse Bent’e veya nadiren kanatlara açmak. Takım gerideyken, oyundan düşmüşken halen topu ilerideki oyuncuya şişirmeye çalışan takımları anlayamıyorum. Nasıl bir saçmalık? Gerekirse 5 dakika kadar al-ver şeklinde kendi yarı alanında pas yaparsın ve sonra yine istiyorsan uzun paslarla zorlayabilirsin ama rakip havayı arkasına almışken ve sen fiziksel ve zihinsel olarak sürünüyorken bunun hiçbir açıklaması yok. Aston Villa, Macheda’nın doğduğu o malum maçta, gol attıktan 10 dakika sonrasında dahi şişiriyor ve rakip de bir şekilde ribaundu alıyordu. Böylece kendi kendini bitirmişti. Aynı acı durumu dün Sunderland’de gördük. Zaman geçirmek o kadar da kötü bir şey değildir. 4-2-4 oynayan takımda açıklar forvetlerle beraber genelde yarı alanın diğer tarafında kalınca Chelsea’nin Hull City maçında yapamadığı oyunu iyi işledi: Cole ve Bosingwa kanatları çok iyi kullandılar. Oralara girecek ikinci oyuncular olsa, yani açıklarla oynayan bir takım olsaydı Chelsea çok daha rahat yıkabilirdi rakibi.


Bana kalırsa şu kadro yapısı Z şeklinde hücum setlerini gerektiriyor. Sunderland için konuşuyorum. Savunma düzeninin ve rakibi bozmanın gereği olarak da bloklar birbirine yaklaşmalı. Oyun uzun toplarla ve bu şekilde Bent’in ve kanatların önüne bırakılan toplarla başlayabilir, ki genellikle ilk anlarda gayet verimlidir. İlerleyen zamanda, bilhassa oyun üstünlüğü yitirilmişken, top yere indirilmeli, top kanatlara açılabilene, rakip yavaş yavaş kendi yarı sahasına geri çekilmeye zorlanana kadar gerekirse sürekli ileri geri yapılmalı. Sonunda orta saha ikilisi tandeme yaklaşıp topu kanada açtığında veya bunu bir savunma oyuncusu başardığında Jones’tan topu tutması, sonrasında dağıtması beklenebilir. En baştan alırsak top Z şeklinde bir yolu izleyecek: ortadan kanada, sonra kanattan ortaya ve ortadan sonra yeniden kanada. Bu da bir hücum setidir, aynı direk Jones’a atılan topla hızlı oyuncuları bir anda kaleciyle karşı karşıya bırakmak gibi. Bu şekilde iyice etkisizleşen kanat oyuncuları da verimlilik kazanabilir, ki hele de Chelsea gibi kanatsız oynayan bir takıma karşı, bu ikinci bahsettiğim düzen çok yararlı olurdu. Böylece hem Bosingwa ve Cole çıkamaz ve oyun yine ortaya yığılıp kısırlaşır hem de Sunderland topu muhtemelen daha fazla sahip olurdu. Sağda Henderson yerine sol taraf, Richardson tercih edilebilirdi bu tür aksiyonlar için. Bu sene resmi maçlardaki üç golü de sağ kanadından yedi Chelsea. Bu yeni kanatsız düzen, ilk zamanlarda savunmada sıkıntı yaratacak, ki gollerin kanatlardan gelmesi de bu yüzden sürpriz değil ama bu maçtaki golün özel bir Bent golü olduğunu kabul etmek gerek. Bunları çok yapıyor, bunlar için yaşıyor Bent. Golü dışında maçta hiç etkili olamadı ama yine de 90 dakika sahadaydı. Her an bir tane daha şişirebilir diye. Böyle bir oyuncu. Dediğim gibi Campbell da öyle ve bu ikililer farklı yollardan da olsa takım savunmasına katkıda bulunabilirler, yeter ki doğru kullanılsınlar. Defoe-Keane, Rooney-Tevez orta saha özellikleriyle 4-4-2’ye mutasyon geçirttiriyorlar, bu şekilde günümüze uygun hale getiriyorlar. Tabi bu dediğim Manchester United forvetleri için daha uygun. Sunderland, Aston Villa gibi takımlarsa bunu forvet özellikleriyle başarabilirler. Ama bunun uygulanabilmesi için, özellikle 4-4-2’de bir zorunluluk olarak takım olgusunun yerleşmesi gerekiyor, oyuncuların hepsinin önceliğinin takımın yapısını korumak uğruna çalışmaları gerekiyor. Mesela bu ikililer orta sahayı altılamak yerine rakibin savunma-orta saha köprüsünü çatlatmada etkili olabilir. “Ben x’in yerinde olsam Bent-Jones’a karşı oynamak istemem, gece uyuyamam.” sözleri vardır Rıdvan Dilmen'in. Öyle ya da böyle, takımın 6-4 düzeninden (altı savunan, dört hücum eden) kurtulması gerekiyor, herkesin daha çok her şeyi yaptığı, forvetlerin daha fazla savunma, orta sahaların daha fazla hücum yaptığı ortamda keskinlikleri göstermek daha kolay olacaktır.


Takım omurgası oluşturulurken şu ana kadar kendisinden istenilen neyse onu layıkıyla yapan Bent yerine ofansif bir orta saha oyuncusu tercih edilebilirdi ve belki bir tane de kanat oyuncusu alınabilirdi. Jones’ın ileride top tuttuğu, Campbell gibi farklı bir forvet ve Healy gibi 70’den sonra alıp maç kazandıracak bir forvet rotasyonu oluşturulabilirdi. Tabi bütün bunlar benim kafamın içinde gerçekleşiyor. Orta sahada daha gerideki ikili Cana-Cattermole verimli bir şekilde kullanılabilir, diğer orta saha oyuncusu uzun zamandır var olan orta saha-forvet iletişimsizliğini çözebilir ve kanatlar da çok daha öne çıkabilirdi. Reid’in sistemin emri üzerine kanatlarda kullanılmasını saçmalık olarak değerlendiriyorum. Bent’e harcanan meblağ yine onun gibi klas bir orta sahaya harcanırdı. Reid de gereken yedek olur, daha yararlı bir takım oluşturulabilirdi diye düşünüyorum. Her şeye karşın Sunderland fena bir takım değil. Şu an tahmin yapmak çok sağlıksız olsa da bence bu seneyi 11-12inci sıralarda bitirecekler. Değerlendirme yaparken esas aldığımız maçlardan birinin deplasmanda,diğerinin de Chelsea’ye karşı olduğunu göz önüne alıp daha zayıf bir maçı sonrası görüşlerin değişebileceğini not düşmek gerekir. Bir de Chelsea özelinde geriye düşülen durumlar var ve onlar şimdi Chelsea bölümünde yazılacak.

Chelsea’yi daha önce burada değerlendirmedim. En kısa şekilde söylemem gerekirse bu baklavalı düzen çok da sevdiğim bir uygulama değil. Scolari’nin 4-4-2’sinden kesinlikle daha iyi ve yararlı olacağını düşünüyorum fakat her yeni gelenin bu kadroyu denek olarak kullanmasından, sürekli farklı şeyler beklemesinden memnun değilim. Zamanla ufak tefek ayarlamalarla açıksız düzen en olumlu haline ulaşacaktır ama bu halde bile birtakım sorunlar yaşanacağını, hedef maçlarda, kanatları verimli kullanan takımların sıkıntı yaşatacağını ve ayrıca kanatları tekeline alan takımın da kendi oyununu kabul ettireceğini düşünüyorum. Bununla beraber şu an tam tersi gibi gözükse de gol atmakta daha az zorlanan bir Chelsea olacak, sistemin artısı bu. İlk maç diamond denen düzene daha yakında, tam anlamıyla öyle olduğunu düşünmüyorum, sahada ortadan hücumlarla sonuca gitmeye çalışan dizilim veremediğim bir takım vardı. Bu maç daha derli toplu, 4-1-2-1-2 oynayan bir takım gördüm ki kesinlikle daha ılımlı oldu, bir dizilim getirebildik en azından ve Lampard’ın daha geriden kullanılması ve onun rolünün Deco’ya verilmesinin ne kadar doğru olduğu görüldü. Ben açıkçası Ballack’ın farklılık katmadığını düşünüyorum bu takıma, sorun özelliklerinin olmamasında veya kalitesizliğinde değil, tersine ikisinde de dünya çapında bir oyuncu fakat eldekilere bir farklılık katmıyor. Mesela onun oynadığı pozisyona Mikel’i koysanız veya Essien’i, daha az verim alırsınız ama Ballack da sanki takımın değişmez oyuncusu değilmiş gibi bir yapıda. Lampard’a gelince o da Fabregas’ın İngiliz futbol kültürüyle yetişmiş hali gibi ve her ikisi de görüldü ki ofansif orta saha oyuncusu gibi kullanıldığında çok da verimli olmuyor. Böylece iki doğru saymış olduk; birincisi Deco’nun içinde bulunması gereken düzenin bu olduğu, ikincisi de Lampard’ın oynadığı alanın doğruluğu. Üçüncüsü, dediğim gibi takım belli bir dizilime girebilince, yani 4lü orta saha gerçekten ortaya yığılınca bekler de sistemin emrettiği görevleri yerine getirebildiler ve çok da etkili oldular. Geriden oyun kuran Lampard’ın açtığı ilk toplar genelde kanatlara oldu ve Drogba daha etkisiz gözüktü bu açıdan. Deco bence gerçekten iyiydi, hani zaten ondan istenen de bu. Kalou ve sonrasında giren Sturridge daha bir serbest oynadılar, bu da bir başka doğru. Drogba’nın tamamlayıcıları: Kalou, Sturridge ve Anelka hepsi de bu role, serbest oynayan orta oyuncusuna daha uygunlar. Tüm bunlar birleşince sahada ne yaptığını bilen, oyununu kabul ettiren bir Chelsea vardı, ki bu düzen zamanla daha da keskinleşecek, özelleşecek, oturacak. Bu özelleşen Chelsea’ye karşı, Chelsea’nin oyununu bozamazsanız topla münasebetiniz az olur, zorlanırsanız. Tabi her büyük takım için durum böyle. Daha mütevazı dediğimiz takımların dünkü Sunderland gibi çok ezilmemesi için o açığı bulmak, el verdiğince üzerine gitmek gerek. Tottenham, güçlü bir orta sahayla zaten hazır olmayan rakibi karşısında nispeten rahat başardı bunu. Sunderland’in yapabileceği olabildiğince kanatları zorlamaktı ve olabildiğince topu rakibe vermemek. Sunderland bunları yapamadı, böyle olunca Chelsea’nin oyununu bozamadı ve oyunu soğutmayı da denemeyip kazanılan topları rasgele ileri yolladı, Chelsealiler ribaundu aldı ve hücum etmeye devam ettiler. Ancelotti’nin Chelsea’si Community Shield’i kazandı ve ligde de ikide ikiyle yoluna devam ediyor. Gecenin diğer maçında Wolverhampton, Wigan’ı deplasmanda 1-0 yenmeyi başardı. Ah Aston Villa ah.

Sihirle 'Arry


*Bu yazıyı iki gün önce yazdım. İnternet yokluğundan ancak bugün yayınlayabiliyorum.

Tottenham kağıt üzerinde rakipleri olarak gözüken Aston Villa veya Everton’dan kadro olarak eksik değil, bir önceki yazıda, momentum saçmalamamda görülebilir, ama onlar kadar yararlı mı? Soru işareti buradaydı, Manchester City de yine benzer durumda bulunan bir takımdı. Tabi kendi adıma konuşuyorum. Bu iki takım, Manchester City ve Tottenham ilk hafta performansıyla kendilerini akladılar, o diğer iki takım Everton ve Aston Villa’ysa sezonu hüsranla açtılar. Everton’ın sorunları biliniyor, ama kaç maç daha bu kadar kötü savunma yapacaklar veya kaç maç daha şartlar aleyhlerine gelişecek? Everton çok kötüydü, fakat bazı maçların yıkımı daha fazladır, bu da onlardan biriydi. Benim beklentim yavaş bir başlangıçtan sonra sürekli yukarıya doğru bir ivmeyle devam etmeleri. Moyes’u hiç bu kadar sinirli görmemiştim, önce Lescott sorununun çözülmesi gerekiyor, sonra taşlar yavaş yavaş yerine oturacaktır. Geçen senenin tamamında 37 gol yemişlerdi, bu sezonu 6 golle açtılar. Sivasspor benzeri bir disiplin sorunu, belirsizlik, telaş yaşanıyor şu an. Haftanın sürprizi ödülü, skor avantajıyla açık ara Everton-Arsenal maçına gidecektir ama skoru göz ardı edebilsek Aston Villa da hemen arkalarında olurdu. Normalde biraz iyi, en azından kötü olmayan bir ölü sezon yaşanmıştı; bunun dışında yeni bir şey de yoktu Villa için. Transfer politikası, oyun düzeni ve bazı başka şeyler. Ama herkes iyi yönden bakmaya başlamıştı işlere, Peace Cup şampiyonluğu gerek taraftar gerek takıma özgüven ve umut aşılamıştı. “Yöntemlerinin başka gezegenden olduğu doğrudur ama ... O’Neill’ın başarılı olmasını herkesten önce ben istiyorum” temalı yorumlar artmıştı. Daha sindirilmişti bazı şeyler. Şöyle ki, bir ay önce forvete kesin ihtiyaç var denirken Delfouneso oynasın, gençlerimizi kaybetmeyelim, Gardner’a da Cahill’e baktığımız gibi bakmayalım deniyordu artık. Şimdi bakıyorum, eski defterler yeniden açıldı, aynı eleştiriler, yine MON’a lanetler okunuyor... Aston Villa’nın en iyi oyuncusu Carew yine O’Neill’ın kaprisi üzerine, O’Neill’ın has adamı Heskey’i oynatması uğruna yedek başladı. Her şey tamam ama bu kabul edilemez. Yöntemlerine herkes el verdiğince sabırlı davranıyor ve başarı geldikçe saygıyla yaklaşılıyor, bu çok ayrı bir konu. Ama Carew bir hiç uğruna takımdan uzak kalacaksa gerçekten çok kötü. Bu üçlüyü, MON-Carew-Heskey’i, biraz Denizli-Bobo-Nobre üçlüsüne benzetiyorum ben, her ne kadar Yusuf çakma Heskey rolüne daha uygun düşse de. Maçı izleyemedim ama anladığım şu ki orta sahadaki nicelik azlığından sorun yaşamışız. Milner’ın harika oynadığı, forvetlerin tutuk kaldığı ve Ashley Young’ın sadece topu alıp hızlıca rakibin üzerine yürüdüğü, maçı böyle bitirdiği söyleniyor. Benim Young’la ilgili düşüncem bellidir; oyun şekli gereği çok göz ardı edilen Milner’dan bence geridedir. Ama takım için çok önemlidir ve değişik bir oyuncudur orası ayrı. Rahat adam geçebilen bir yapısı yoktur aslında, ortaları da abartıldığı kadar değildir, sadece bu sistem onun için çok çok çok uygundur. Aaron Lennon’dan farkı frikik atabilmesi, daha iyi şutlar çekebilmesidir, ayrıca nispeten çok çok daha iyi orta açabilmesidir, çünkü Lennon kaç senedir orta yapmayı öğrenememiştir. Ondan daha bir kanat oyuncusudur başka özellikleriyle ve bakın söylüyorum yine kaliteli oyuncudur. Ama bana fazla abartılıyor gibi geliyor hep. Çok özelliği var, farklılık yaratabilecek bir kanat oyuncusu, Lennon veya Wright-Phillips delici oyuncular olmalarına rağmen Young delici bir kanat oyuncusundan fazlasıdır. Ama şu an en büyük sorunu silik oluşu, bazen çok iyi, bazen çok kötü oynaması ve keskinlikten uzak oluşu. Zamanla çok büyük bir oyuncu olacak, ama şu an, abartıldığını, keskin bir oyuncu olmadığını düşünüyorum.

Tottenham bir süredir havası bozuk takımlardan biri. Sorun, oluşturulabilen kadroda değildi, Jol’un da elinde imkanlar vardı, Ramos’un da; ‘Arry bu iki takımın karışımı yeni bir takımı devraldı, üzerine birkaç Redknapp eklemesi yaptı ve gereken pragmatik açılımı sundu. Palacios gibi dinamik bir oyuncu almıştı, orta sahaya onu yerleştirdi. Modric’i sol tarafa çekti, böylece daha rahat alan bulmasını, daha serbest oynayabilmesini sağladı, zaten 2li orta sahada takımı tutabilmesi de mümkün değildi. Sol beke de sol açıktan devşirme bir adam yerine o orjinde bir oyuncuyu koydu. Ama bunlar yeterli değildi, yoksa Tottenham sezon öncesi tahminlerinde muhtemelen daha üstlerde yer alırdı. Hâla yapılması gereken bilhassa şey takım olgusunu, takım disiplinini yaratmak, oyuncular arası sezgisel bağları kurmak; bu gibi şeyleri yapmaktı. Yoksa dün Liverpool’un attığı golü hatırlayalım; bunun gibi zaman zaman parlayan ve bunu da genelde iyi oyuncularının üzerinden şekillendiren bir takım görecektik.Geçen seneki Man City de bu tanıma uyar. Dünkü takım hiç de öyle değildi. Harika bir maç oldu, temposuyla, teknik olarak sunduklarıyla, bazı maç içi olaylarıyla (Carra-Skrtel aynı anda sakatlanabilmesi gibi)... İkili orta sahanın zaaflarını kapatabilen ve bunu takım olarak birbirine çok yaklaşarak, yere yakın forvet oyuncularını sürekli orta sahaya çekerek, alan daraltarak, verimli pres yaparak başarabilen, ne yaptığını bilen bir takım vardı sahada. İkinci golden sonra fiziksel olarak biraz düştü sanırım Tottenham, önde olmanın avantajıyla da oyunu yönlendirmekten vazgeçmiş olabilirler ama bence kuvvetleri yetmedi ve bu dönemde Liverpool’u daha geride karşıladılar.


Hemen Liverpool’a parantez açalım. Sorunlarının kadro darlığından kaynaklanacağını düşünüyordum, yani oyuncular arası sezgisel bağların, aynı işlekliğin sezon başı da olması itibariyle daha düşük olacağını, ama yine de bazı eksiklerle o geçen seneki oyundan bir şeyler göreceğimizi düşünüyordum. Liverpool takım olarak verimlilikten çok uzaktı, ileride ancak zaman zaman o üçgenler kurulabildi, sol kanattan Babel-Insua’dan hiç, yani gerçekten hiç verim alınamadı ve en önemlisi orta saha-forvet köprüsü kurulamadı, asıl sorun bence buradaydı. Alonso’nun yokluğu burada hissedildi, kendisine o görev verilen Lucas bunu gerçekten hiç beceremedi ve böylece Gerrard’a da top gelmedi ve Gerrard özellikle ilk yarı çok etkisizleşti. Yine de hızlı, düzenli, mekanik paslar yapmaya çalışan bilhassa adam da oydu. Liverpool yukarıda dediğim, zaman zaman oyuncuları üzerinden parlayan bir takım gibi oynadı dün, büyük olasılık Real Madrid de bu sezon böyle oynayacak ve Barcelona karşısında bu zıt akımı temsil edecek. İbrahim Altınsay, Guardian’ın Arbeloa-Glen Johnson karşılaştırmasından bahsetmişti, Johnson tam zamanında o çalışmayı somutladı, penaltıyı yaptırdı ve maçı döndürebilirdi de. Bir önceki yazıda da Gerrard-Torres şu maçları atlatabilirse sonraki maçlarda diğerleri onları idare edecek ve böylece sezon sonuna güçleri, formları kalacaktır demiştim; işte bu maç Gerrard’ın, Torres’in, unuttuğumuz Johnson’ın kazandıracağı maçlardandı. Kaptan penaltıyı gol yaptı ve maç çok kısa süreliğine yeniden başladı gibi oldu. O golden sonra, maçın adamlarından Bassong hemen golü atmasa Tottenham hak etmediği bir şekilde 3 puanı alamayabilirdi,hatta yenilebilirdi bile. Golün zamanlaması çok iyiydi. Liverpool, 4-2-3-1 oynuyor diyenlere karşılık, bence bu maç çok güzel bir antitez oluşturdu, 4-4-1-1 olarak yerleştiriyorum ben. Gerrard bariz bir şekilde çoklayıcıyı oynuyor, buna kimsenin itiracı yok. Kanatlardaki oyuncular zaman zaman ofansif seçilse de -Benayoun, Babel gibi- Benitez’in ana düzeninde kanat oyuncularının görevi, 4-2-3-1’in kanatları olacak Young gibi, Robinho gibi oyuncuların görevinden farklı. Skora katkı yaptıkları, kat ettikleri doğrudur ama forvet çoklayıcısı mı bunlar? Hayır. Mascherano-Gerrard arasında oynayan oyuncu da ne Mascherano’nun ne de Gerrard’ın karesine girebilir. Tek bir maç üzerinden değerlendirmek çok sağlıklı olmasa da benim gördüğüm Defour’un şu role hakikaten çok çok uygun olduğu. Sertlikten öte, ondan önce oyun kurabilen, bağı kurabilen bir oyuncunun varlığına ihtiyacı var Liverpool’un ve skor yeteneği olmayan, harika bir lider ve sahayı kuşbakışı gören genç Steven Defour sistemde çok iyi sivrilebilir. Insua, Glen Johnson’dan farklı bir oyuncu, daha çok Arbeloa olduğu Guardian Chalkboard arşivinden görülebilir. Babel’le iletişimi çok kötü olduğundan bunu gösteremedi, daha iyi bir ikinciyle Lennon’ın kanadı bol pasla delinebilirdi. Savunmada çok kötü kaldılar ve Tottenham atakları da hep o koridordan geldi. Babel bu haldeyken, Benayoun misali bir rol üstlenmekten başka şansı yok. Orada bir Riera olduğunu düşünelim; hem rakip ataklarının niteliği ve niceliği azalır, hem Insua oyuna katılır hem de bütün bunlarla beraber genel takım dinamikleri daha iyi işlerdi. Oyun sıkıştığında kenarda Babel, Benayoun, Voronin gibi oyuncular var; ama mesela Riera’nın bir ikincisi yok, onun ikincisini bulmak için bu sefer ideal 11’in sol bekini kesmek gerekiyor. Farklılık yaratacak oyuncuların yanı sıra ideal 11’e yerleştirilebilecek ikinci oyuncuyla birincisi arasında bir uçurum olmamalı. Dün Skrtel sakatlandığında Ayala girdi, daha önceden Hyypia giriyordu. Liverpool’un birtakım sorunları var ama onları bu kadar silik kılan da Tottenham’ın top rakip takıma geçtiğindeki harika oyunuydu.

Tottenham’ın uzun süredir var olan geniş, alternatifli kadrosunun işe yarar olma vakti geldi. Senelerdir sadece kağıt üzerinde bir heyecan yaratıyordu bu takım. Forvet ve defans rotasyonlarında düşüncem Bassong ve Defoe’nun değişmez adam olacağı. King-Woodgate-Dawson acaba ne kadar zaman aynı anda hazır olacaklar? Muhtemelen hangisi uygunsa Bassong’un ikincisi o olacak. Bassong kağıt üzerindeki ideal 11’de yer almasa bile sezonda 30 maçı geçer diye düşünüyorum. Kendi kalesine gol atacağı maçlar da olacaktır. Çok iyi bir ilk maç çıkardı; savaşçı, deli dolu, taraftarın seveceği bir adam. Güzel transfer. Crouch veya Keane muhtemelen Defoe’nun ikileyicileri olacaklar, benim gördüğüm bu ve Pavluçenko da kalan süreleri paylaşacak. Keaneli düzen takımın genel direncini arttıracaktır Defoe’ya katkı yapmaktan öte, Crouchlu düzendeyse forvetten daha fazla skor katkısı beklenebilir.Herhangi bir şekilde, bu diğer 3 oyuncu forvetle takımın gerisi arasındaki iletişimi sağlayacak. Oyuncuların her birinin rollerini benimsemesi çok yararlı olacak ve takım iyi gittikçe daha da kolaylaşacaktır. ‘Arry’nin idaresinde Jol devrindeki forvet bolluğu veya ertesinde Ramos’taki forvet kısırlığının tekrar edeceğini sanmıyorum. Huddlestone-Palacios bu maçta çok uyumluydular. Huddlestone’un daha geride bekleyip Palacios’a serbestlik tanıyan yapı bence gayet olumlu. Michael Carrick gibi topu oyuna sokma yetisi üstün bir oyuncu Huddlestone. Lennon, Redknapp’ın gelişiyle bu kimliği üzerinden attı ama Lennon da uzun bir süre aynı Huddlestone gibi, gelen geçen teknik direktörlerin ikinci tercihi durumundaydı. Yeterlilik olarak Jenas’tan geride, oyun stili olaraksa Palacios’u daha iyi tamamlayacağını düşünüyorum. Eğer Jenas’ın sakatlığı yoksa, Redknapp’ın da onu bu rolde kullanmakta hevesli olduğu söylenebilir.
Arsenal’den 4-2-3-1 bekliyorken sanırım şapkadan 4-3-3 çıktı. İzleyebilmek isterdim, olmadı. Haftasonu Spormax mümkün kılarsa ilk işim bu olur. Bir de Fulham, West Ham, Stoke City gibi kaldığı yerden devam eden takımlar var, bunları da takip etmeye çalışıyoruz el verdiğince.

2009/08/13

Momentum denen şey


Genelde kafada bir konu vardır, bu şekilde yazıya başlanır, bu konu işlenir. Şimdi benim aklımda hiçbir şey yok, o yüzden konu bulmam gerekiyor. Momentum denen şey üzerinden gidelim o halde, bir şekilde yazı kendi içinde düzenini bulur. Onun dışında, lig başlıyooo da olabilirdi buranın başlığı.

Momentumla kastım nedir? Momentum aslında benim sık kullandığım veya kullanmayı tasvip ettiğim bir kavram değil, ama kendi ürettiğim bir kavram falan da olmadığından affınıza sığınıyorum. Momentum iki ucu pis bir değnektir efendim, işler yolunda giderse lehinize çalışır, aksi durumda daha da berbat eder. Futbol oyununda payı büyüktür. Özellikle lig sisteminde çok büyük payı vardır. Her şeyiyle harika bir takım kurmak yetmez, tek maçlık performanslarla lig kazanılmıyor çünkü. Ligde özellikle, başarı için bu işi iyi yapabilmeniz, belki de sezonun büyük kısmı ne çok iyi çok kötü gitmeniz, form durumunu buna göre ayarlamanız gerekiyor. Kazanma geleneği ve zihinsel güç en az teknik güzellikler kadar önemli. Bu iş için sanatkar olduğu kadar biraz da zanaatkarlığı olan kenar adamlarına gerek duyulur. Bu arada bu sanatkar ve zanaatkar benzetmelerini de Mehmet Demirkol'dan aldım, kendisine teşekkür ederim . Bazı durumlarda gereken sanatkarlık, bazı durumlarda zanaatkarlık olabilir sadece. Martin O'Neill'ı ele alırsak, o iyi bir zanaatkardır, sanatkarlık yönündeyse çok da ağır bastığını düşünmüyorum. Çömez teknik direktör Maradona, kesin bir zanaatkar etkisi gösterecek milli takımda, ama başka tip bir zanaatkar. O tip takımlar için belki de zihinsel bir takım katkıların yeterli olacağını düşünüyorum ben, mesela Hiddink başında olsa Brezilya'nın, taktiksel açıdan şapkadan tavşan çıkarabileceğini sanmıyorum. Brezilya, Arjantin gibi takımların ihtiyacı olan biraz pragmatik bir teknik direktör ve bu teknik direktörde kesin olarak liderlik, kararlılık, saygı, kazanma geleneği gibi özellikler de olacak tabi. Baktığında teknik olarak çok etkileyici gelmeyebilir bu şekilde, ama işe yarayacaktır. İngiltere gibi belli bir sisteme, en yeni, en faydalı sisteme ihtiyaç duyan takım değil bunlar. İngiltere için söylediğim, tarihsel rakipleri Fransa için de geçerli. Bu Arjantin-Brezilya aşağı yukarı aynı seviyede olacak herhangi bir sistemde; ama uyum, keskinlik, kararlılık gerekiyor.

Kazanma geleneği hakkaten önemli bakın. Bu yapıda takımlar en kötü dönemlerinde bile fena iş çıkarmıyor. Mesela Aston Villa bu yaz flaş transferler falan yapmadı, ben hiçbir yerde de 6. sıraya layık görüldüğüne rastlamadım, ama güveniyoruz yani bu takıma, başka ne denebilir? Geçen senenin son bölümündeki serbest düşüş o havanın kaybedilmesiyle çok alakalı. Takımlar kötü gitmeye başladığında bunun tek nedeni kaybedilen kararlılıktır, momentumdur demek doğru olmaz; bunu düzelteyim. Şu ana kadar öyle bir hava yarattım. Ama o ayarlamaları iyi yapabilmek, takımı zihnen en yukarda tutmak çok önemlidir yine de. Bunu yapabilirseniz, takım durumdan minimum zararla çıkacaktır. Ülkemizden Mustafa Denizli iyi yapar. Villa'nın geçen seneki düşüşü kadronun darlığı ve oyuncuların yeni yıla girişten hemen sonra diller dışarıda gezinmeleriydi. Ama hep söylerim, o haldeyken nasıl oldu da Hull ve West Ham maçları kazanıldı? Bir parça şanstı bu, kesinlikle, merak eden atılan gollere bakabilir. Ama fark şu ki bu şanslara inanan bir takım vardı. Harry Redknapp bu bağlamda, iyi veya kötü, Spurs'ün ihtiyacı olan kenar adamı gibi görünüyor, zanatkar kontejanından. Gargamel muamalesi görür, ki ben de o kadar sevmem. Ama en azından kazanma geleneğini getirecektir. Şu var, bu sene yapabileceğini sanmıyorum, ama takım yavaş yavaş büyüyecektir. Yoksa kadro olarak rekabet ettikleri takımlarından hiçbir eksikleri yok, nasıl eksik denebilir anlamıyorum. Şu puslu hava yavaş yavaş dağılacak ve bir anda hesapta olmayan yeni elemanlar, rotasyon oyuncuları da katılacak. Düzgün bir ilk 11 oluşturabildi Tottenham, sırada bazı oyuncuları hatırlamak var, o da zamanla. Tabi 'Arry'nin huyunu bildiğimizden gelecek sene o hatırlanması gerekenlerin hepsini gönderip kendi adamlarını da getirebilir, ama bahsettiğim şey başka. Artık belli bir 11'i ve ikincil oyuncuları oluşan takımın oluşacağı.

Teknik olarak değil de diğer faktörlerle Hughes'un Manchester City'i beklenen yere getirebileceğini, en azından bu sene, düşünmüyorum. Daha önce de söylemiştim. Bu konu nereden açıldıya gelince, kimin şampiyon olacağı, kimin iyi işler yapacağı bu momentumla alakalıdıra bağlayacaktım. Ve 4 büyükleri değerlendirirken, en azından başarılarını değerlendirirken, zaman aralığını daha kısa tutmak gerek, bunu söyleyecektim. Takımları başarıları veya başarısızlıkları üzerinden değerlendirmek, değerlendirmelerde hep bunları el üstünde tutmak bence doğru değil. Neden kötü oldu, neden iyi oldu, bunlar elbette yazılabilir. Ama yense de yenilse de bazı doğrular değişmeyecektir, bu doğruların maçın skoruna o yana veya bu yana kaymaması gerekir. Şu an momentumu arkasına alan Chelsea gibi görünüyor, fikstürleri de iyi, ilk haftalar geçen sezonkine benzer bir seyir izleyebilir. Liverpool çok kötü başlayacak gibi geliyor bana, ta en baştan hedeflerine taş koyabilir. Çok dağınık giriyorlar sezona, Gerrard'ın ve geçen seneden borcu olan Torres'in ipleri eline alıp şu dönemi kayıpsız geçirmeleri gerekiyor. Sonra diğer elemanlardan daha yüksek katkı ve sezonun ortalarından itibaren maksimum seviyede Gerrard-Torres şeklinde bir yıl geçebilir. Manchester çok da etkileyici olmadan kazanacaktır büyük olasılık, Arsenal'in işiyse Allah'a kalmış. Hani şu momentumun yönünü ayarlamak sizin elinizde olduğu kadar sizden çıkan bir yönü de var. Yine şansslıklarla dolu bir sezon geçebilir, kim bilebilir? Aksi takdirde en azından 4. olmayacağını düşünüyorum bu takımın. Denilson-Fabregas-Arşavin'den oluşan orta saha gezegenin en iyilerinden fakat yeni formülde kanatlardan alınacak verim muamma benim için. Defansın ortasına gelince... Orası zaten yıllardır bir acayip.



Ancelotti de aynı Scolari gibi 4-4-2'ye dönmeye karar verdi, baklavalı bir düzende oynuyorlar. Genelde Lampard'ın rolü çok beğenilmiş, ya da daha doğru ifadeyle, çok daha fazla verim alınacağı söylenmiş. İlk yarıyı bir gözü açık, ikinci yarıyı iki gözü kapalı izlediğimden bir şey söylemem yanlış olur, ama illa ki söylenecekse sonu Scolari gibi olmasın diyelim. Şartlar lehine gelişiyor; ligdeki başarısızlığın çok önemi olmayacak, hazır bir Essien ve Drogba'sı ve yenilenmiş Malouda'sı ve Jirkov'u var. Tabi tüm kadro bir yaş daha tecrübelendi, bir de bu var. Joe Cole dönecek. Bu saydıklarım Scolari'nin şartlarına göre şanslı olduğu konular. Ancelotti'nin yapması gerekenler gayet iyi düzenlenmiş bir takıma Şampiyonlar Ligini kazandırmak ve bu arada takım içindeki saygınlığını kaybettirmemesi gerekiyor, çünkü o yolda giderlerken ligi de süpüreceklerini sanmıyorum. Aquilani yaklaşık 2 ay kaçıracak. Benitez bu şekilde fiyat düşürebildiklerini söylemiş. Sakat bir Aquilani'ye 20 milyonun hakkaten çok olduğunu düşünüyorum, umarım yeni oyuncu transferinde birini göndermek zorunda kalmazlar. Fakat bu gelişmenin çıkarımı Lucas olabilir. Liverpool cephesinde mutlaka öne çıkan bir isim vardır, Benayoun mu Lucas mı şeklinde. O cepheyi çok da sıkı takip edemediğimden durumu bilmiyorum, ama olur da Lucas kullanılırsa Liverpool'un çok lehine olur, verimli oyuncuları sayısı bir artar. Belli bir kumaşı var Lucas'ın, pasları olarak mesela hiç de bir ön libero diye tabir edilen bölgenin oyuncusu değil, ama geldiği günden bu yana verim alınabilen bir oyuncu olamadı. Aynı Babel gibi, rotasyonda var, ama Benayoun misali verim alınabilen, kadroda parlayabilen bir futbolcu değil. Xabi daha ofansif bir oyuncu olarak bu takıma gelmişti, Lucas defansif, sonuç olarak aynı rolün sahibi olabilirler. Xabi'nin ayrılışı bu takım için en büyük sıkıntı. Liverpool en iyi sistem takımlarından biri, ama bu sistemi sağlayan ona çok iyi adapte oluşmuş özel oyuncular. Ne Kuyt'tan ne de Gerrard'dan, başka bir takımda benzer bir katkı alabilirsiniz. Liverpool'un sistem özelinde oyunculara ihtiyacı var, Manchester United-Sir Alex-Ronaldo hikayesinden farkları bu. Sir Alex'in elinden geçen oyuncular belli bir özel sistemin parçası olmuyorlar, böylece bir şekilde Ronaldo'nun, Van Nistelrooy'un, Beckham'ın açıkları kapatılabiliyor. Doğru kelimeleri seçemediğimi biliyorum, ama umarım ne düşündüğümü anlatabildim. Benitez'in takımına adapte olmak o kadar kolay olmuyor, bu yüzden çok önemli bir oyuncunun kaybı çok önemli sonuçlar doğuruyor. İkinci sıkıntıysa kadroda nicelik olarak bir artış olması gerekirken, aynı şekilde kalması. Nitelikteki düşüş; sezona daha farklı amaçlarla başlanması, zamanın getirdikleri, Torres'in dönüşü gibi etkenlerle toparlanabilir ama bu takımın dar bir kadrosu vardı ve genşletilmesi gerekiyordu ve buna mukabil 3 yeni oyuncu katıldı. Ama 3 oyuncu daha önce ayrılmıştı. E öyleyse? Elde var sıfır. Arbeloa yerine Glen Johnson, Alonso yerine Aquilani ve ekstra olarak Voronin. Yapılması gereken bunun gibi ekstra hamlelerdi, ama olmadı, ki Voronin de kiralık kontratının bitişinde takıma katıldı. Şampiyonluk yolunda geçen seneden borcu olanlara çok iş düşecek, Degen bunlardan biri. Bununla beraber, olumsuz konuştuğuma bakmamak gerek, geçen yılki gidişatının aynısını izleyebilirlerse şampiyonluk öyle çok uzak da değil. Xabi Alonso'nun geçen sene bu dönemki piyasasını hatırlayalım, bu kadar dominant bir performans bekleniyor muydu?

Bu paragrafı kısa tutuyorum. Guardian güzel bir chalkboard çalışması sunmuş. Denilson varken ne gerek var Felipe Melo'ya? Avrupasever Dunga'dan neden hiç çağrı almıyor acaba Denilson?

2009/08/07

West Ham United


Şartlar onlar lehine gelişirse Everton'ın, Aston Villa'nın hemen altında yer alabilecek bir oluşuma; bunu sağlayabilecek kenar yönetimine, futbolcu kadrosuna ve altyapıya sahip West Ham United. Geçen sene Fulham'ın sezon sonundaki sırası ve Aston Villa'nın 2009'a girerken bulunduğu yer, kendi başarılarıyla beraber rakip takımların nispeten zayıf kalışının ortak bir sonucuydu. West Ham'ın geçen seneki rakiplerinin üzerine bu sene bir de Bruce'un Sunderland'i katıldı ve diğerleri güçlerini korumayı gayet de bildiler, hatta bir tanesi, Manchester City, belki o gruptan koptu bile. Alttan Big Sam'in Blackburn'ü ve kendi halinde takım Bolton da birer tehdit. Herhangi bir sırada bitirebilirler, bu sene ligin orta sıraları çok karışık.

İlk 11 olarak olmasa da kadronun genel kalitesi ve geniş oluşu açıkları kapatıyor. Oturmuş, belli oyun düzeni olan bir takım West Ham; topa sahip olma oranları gayet iyi, iyi top çeviriyor, iyi pas yapıyorlar; ama sorunları gol atmada. Geçen sene Tristan ve Di Michele alınmıştı ve istenen katkıyı verdiler; bu sene yine memleketini tercih etti Zola ve yine kiralık olarak Luis Jimenez'i kadroya kattı. Çok dengeli bir takım bir kere West Ham United, defansı-orta sahası-forveti aynı ölçüde iyi, zira hücumu ve savunmayı da benzer oranda iyi yapıyorlar; ama takımın yapısı gereği çarkı döndüren belli oyuncular ve bunların yanında farklı roller biçilmiş, değişken oyunculardan oluşuyor takım. Kadro genişliği buna olanak sağlıyor; Aston Villa, veya dengeli yapısı olarak bu takıma çok benzeyen Fulham, ilk 11'leri üzerinden bir oyun karakteri geliştiriyor, West Ham daha farklı. Bu iki takım için ilk 11, ve bunların yerini dolduran, bunların rollerini paylaşan oyunculardan oluşan bir yapıdan bahsedilebilir; Zola-Clarke'ın takımıysa her birine birer rol biçilmiş oyunculardan oluşuyor. Luis Jimenez, eğer oynayabilecek durumdaysa Kieron Dyer gibi oyuncular var; bir de altyapı ürünü olanlar: Jack Collison, Junior Stanislas, James Tomkins. Boa Morte yeni yıla kadar yok, böylece Stanislas için çok iyi bir fırsat doğuyor. Jack Collison'ın Manchester United karşısındaki pas performansı aşağıda.



Her sene Galatasaray'a gelen Lucas Neill takımdan ayrıldı ve sağ bek oynayacak bir tek Jonathan Spector kaldı. Futboldan soğuyan adam Faubert ve Behrami de orada oynayabilir ama bu şekilde kullanılacaklarını sanmıyorum. Şu anda sadece forvet arayışı var diye biliyorum, Toni kiralık olarak kadroya katılacak, sanırım her sene kiralık oyunculardan 10 gol katkısı alınacak bu şekilde ve daha önce de Mancini için girişimler vardı. İtalyadan bir hücum elemanı gelecek ve transfer kapanacak. Gerekirse yeni yılda bir transfer daha yapılabilir, bir sağ bek transferi. Dediğim gibi, çok oturmuş ve dengeli bir kadroları var. Kale Robert Green gibi çok klas bir kaleciye emanet, ben çok beğenirim bir de penaltı kurtarır Robert Green. Afrika kökenli Fransa çıkışlı oyuncular Premiership'e iyi uyum sağladılar; Herita Ilunga kiralık sezondan sonra 4 yıllık kontratı kaptı, bir başkası Bassong Woodgate-King-Dawson'ı yedeklemeye gitti ki çok çok doğru bir hamle ve Fortune da Mowbray'in peşinde Celtic'e katıldı. Kıta ötesinden tanınmayan oyuncular getirme veya Fransa'da oyuncu tarama artabilir de, bu sene iyi sonuç verdi. West Ham'a dönersek, Spector'ın ortalarına hayranım ben, hani Beckham'ın ortalarına hayran oluyor ya insan, onun gibi. Mesela Konfederasyon Kupası finalinde Dempsey'e açtığı orta, tam isabet olmasından bahsetmiyorum, topun süzülüşü, gidişi falan harika. Benim hayran olduğum o, yoksa çok daha iyi orta açan oyuncular tabi var. En son transfer gereken bölge orta sahanın ortası; diğer üçünden farklı özelliklere sahip, daha ofansif ve hızlı Dyer gibi çok iyi bir alternatif, Collison gibi ne kadar oynarsa kâr olacak bir genç, Hammer of the Year Scott Parker, şu anda ilk 11in bankosu ve ilerleyen dönemde bundan da çok daha iyi olacak Noble'dan oluşan 4 kişilik bir rotasyon var. Dean Ashton'dan artık çok şeyler beklenmiyor, yani Linderoth'a nasıl bakılıyorsa, ona da o şekilde bakılıyor; eğer bu sene toparlanabilirse seneye bir kez daha forvet kiralamak zorunda kalmayacaktır Zola. Ashton 10 golün altına düşmez, 15 gol de atar. 1 yıl yaşlanacak Savio-Cole-Ashton-dördüncü forvet gayet iyi gözüküyor. Aston Villa'dan sonra sevdiğim başka iki takım daha vardır aslında, bunlardan biri Arsenal, diğeri de West Ham.

West Ham United on edge as owner Stramur meets creditors
West Ham's future in fresh doubt

2009/08/06

Tahmin



1-Manchester United
2-Arsenal
3-Liverpool
4-Chelsea

5-Aston Villa
6-Everton
7-Manchester City

8-Tottenham
9-Sunderland
10-West Ham

11-Fulham
12-Blackburn
13-Bolton

14-Stoke City
15-Wigan
16-Burnley
17-Wolves
18-Birmingham City

19-Portsmouth
20-Hull City

Sezon öncesi tahmin yaparken, takımların bitirecekleri aralığı, kendimce belirlediğim grupların hangisinde bitireceklerini bilsem yeter, böyle düşünüyorum. Manchester City'nin yedinci sırası şaşırtmış olabilir, onları Big Four'u dağıtacak ekip olarak görmüyorum. Çok iyi bir kadro kuruldu, ama çok iyi takım olabileceklerini sanmıyorum; bu düşüncem Mark Hughes'la alakalı. Kötü bir teknik direktör kesinlikle değil, ama bu ağırlığı kaldırabileceğini sanmıyorum. Bu bağlamda bir eleştiri de Real Madrid'in Pellegrini seçimi için yapabilirim. Dediğim gibi, grupları doğru yerleştirmek daha önemli; sezon sonunda baktığımda takımlara doğru gözle bakabilmiş miyim, bunu görmüş olurum. Hemen aşağıda, bir önceki sezonun tahminleri var.

1-Chelsea
2-Manchester United
3-Arsenal
4-Liverpool
5-Tottenham
6-Aston Villa
7-Portsmouth
8-Everton
9-Manchester City
10-Newcastle
11-Blackburn
12-Sunderland
13-West Ham
14-Boro
15-Wigan
16-West Brom
17-Fulham
18-Bolton
19-Stoke City
20-Hull City

Sezon öncesi belli tahminlerde bulunup bunlarda başarılı olmak ya da olmamak çok da önemli değil. Başarılı tahminler elbette bir tebriği gerektirir ama bir de şu var, sezonun olağan seyrinde yaşanan gelişmeler sezon başında yapılanlardan daha fazla etkiliyor takımları. Bunları sezon öncesi tahmin etmek de mümkün değil. Portsmouth, sezonun ilk bölümünde eskisi kadar etkileyici olmadığını göstermişti; tahminler yaparken bunu da eldeki verilerin içinde değerlendirdik, ama Redknapp'ın ayrılacağını ve birtakım olaylar zinciriyle takımın kaosa sürükleneceğini kim bilebilirdi? Sezon öncesi tahmin yazılarını, yazarın takımların kaliteleri üzerine düşüncelerini gösteren belgeler olarak değerlendirmek yeterli. Geçen sezon yerini doğru tahmin edebildiğim tek takım Aston Villa olmuş, hiç tutturamamışım hiç. Ne Steve Bruce'u, ne de Hodgson'ı ciddiye almışım anlaşılan. Şu kalan 10 gün içinde tahmin üzerinden giderek belli takımları değerlendirebilirim sezon öncesi, ama herhalde değerlendirmem.

2009/08/03

Fabian Delph, ve Rıdman Dilmen gibi bazı başka şeyler


Son zamanlarda olağanın dışına çıktım, bilgisayarda daha fazla vakit geçiriyorum, böyle olunca yazılar çoğaldı. Aynı günde iki Dostoyevski yazısı, sonra Villa. Dün de güzel bir Juventus maçı, ondan önce Süper Kupa maçı vardı ama olağanın dışına çıkmamak için belki de değinme ihtiyacı hissetmedim. İlk paragraf çok kısa bunlara ayrılmış olsun. Bir kere yaz pek sıkıcı olmaya başladı benim açımdan, her zaman yaptığım şeylerin beni iyice sıkması, bununla beraber bir miskinlik, arkadaşların falan da buralarda olmayışı; mesela dünü futbola ayırdım hep. Önce U19 finalini izledim, sonra biraz Arsenal maçını falan derken aslında Süper Kupa maçını öyle oturup da izleyemedim. Günü de Juventus maçıyla bitirdik tabi. Öncelikli diyeceğim, Juventus maçında Ashley Young'ın kullanışı çok hoşuma gitti benim, bununla beraber takım yine çok iyiydi. Heskey cezalı olunca 4-4-1-1 gibi oynadı takım, Carew'in arkasında başladı Young, arada kanatlara da geldi, ortalar açtı, savunmaya yardım etti, ortadan top getirdi, adam geçti; çok çok iyiydi. Gençler harikalar, ama bununla beraber O'Neill'ın 5 transfere ihtiyacım var, bu transferler gelecek sözünü hatırlatan; bu gençlerin henüz olmadıkları, henüz piştikleri düşüncesini hatırlatan bir gelişme yaşandı kısa bir süre önce. Yazının yazılma amacı da bu. Delfouneso, Lichaj ve Albrighton; daha başka gençler de var bunların arkalarından gelen, Bannan gibi örneğin. Ama bu 3ü gerçekten çok umut vaad ettiler, hem kendilerine olan güvenlerini de tazelediler. Guzan'ı pişmemişler kategorisine almıyorum artık, sadece bir yedek kaleci olmadığını gösterdi. Bu nasıl olur, nasıl anlatılır bilmiyorum ama Orkun'u izleyip yedek kaleci demek ve Guzan'ı izleyip yedek kaleci demek farklı. Lichaj savunma özellikleri gayet iyi, bununla beraber duran toplar olsun, set oyunları olsun hücuma da katkısı yerinde (ama hücumcu bek değil bakın, zaten bizim takımımızda hücumcu bekin yeri bok; bakınız Shorey), bununla beraber günümüzün klasik hızlı beklerinden değil. Zaten bek gibi değil, daha çok stoper gibi, ama nasıl anlatsam, düz bir oyuncu değil, yani oyunu tek taraflı oynamıyor ve gayet umut verici pek çok özelliğiyle. Albrighton zaten turnuvanın oyuncusu bile olabilir bizim takım için, gerçi Sidwell-Young-Reo-coker bunlar da harikaydılar ama bu hazırlık kampında akıllara kazınan isim kesinlikle o. Çok hızlı, her zaman olmasa da çoğu zaman kaptırdığı topun peşinden deli gibi koşturan, süratli, tekniği yerinde, ortaları harika bir oyuncu. Ne kadar iyi olacağı bu özelliklerini ne kadar geliştireceğine bağlı olacak, yoksa sahip olduğu özellikler bakımından ciddi bir eksikliği olduğunu düşünmüyorum. 2 sene içinde, gerekli fiziğe ve gerekli kaliteye ulaşıp görev almaya başlayacaktır. Zaten bu söylediklerimin hepsinin 2 seneye ihtiyacı var, 1 sene az olur, 3 de fazla. Delfouneso'ya gelince, biraz da şansının etkisiyle, 7-1'lik Slovenya maçında attığı 2 gol ve 1 kişi eksik Fransa'ya uzatmalarda attığı 2 golle gol kralı tamamladı turnuvayı. Onu izleme şansı bulduk böylece ve bir dönem Gabby'e çok benziyor dediğim, yani söylenilenlerle bunu yakıştırdığım Fonz'un çok daha heyecan verici, eksikliğini çektiğimiz forvet tipine uyduğunu gördüm. Ligde oynadığı maçta top hakimiyeti hakkında birtakım fikirler vermişti, o zaman Gabby'nin daha yavaşı, daha tekniği demiştim. Değil aslında. Caner Eler, stili Henry'i hatırlatıyor dedi yarı final maçında. Hızı fena değil (Gabby'i gördükten sonra artık her oyuncuya çok hızlı demiyorum), ayaklarına hakim, bununla beraber oyun zekası da iyi bir oyuncu ve bitiriciliği de çok iyi. Biraz daha pişmesi gerekiyor sadece, tahminim yine zaman zaman, makaradan oynanan Avrupa Ligi maçları olsun, FA Cup maçları olsun, forma giyecektir. Dünkü maçta Cuellar yine soru işaretleriyle doluydu, umarım en kısa zamanda daha iyi olur. Şu an iyi olmadığı kesin ama bir kalitesinin olmadığı anlamına gelmiyor bu. Dün her şey bitti derken, Herd topu uçurduğunda (Buffon kurtarmış da olabilir, emin değilim) Del Piero öyle bir penaltı attı ki akıllara ziyan. Ve sonra da şampiyonluk geldi. Kendisine ayrıca teşekkürler. Juventus'a dün bakıyorum da gerçekten çok karizma bir kadroya sahipler. Buffon, Del Piero; ama Legrottaglie yakışmıyor oraya. Artık kendimi NTVSpor açmış dinler bulduğumda, sinirleniyorum, gerçekten, aç bir film izle, dizi izle diyorum en azından. O kadar sıkıcı olmaya başladı ki bazı şeyler, hele Rıdvan Dilmen'in şu anki karizması rahatsız ediyor beni. Ağırbaşlı yorumcularımızda bir büyük takım lakırdısıdır gidiyor, sakız olmuş, büyük takım büyük transfer yapar diye. Acaba Sir Alex'in transferlerine ne der Rıdvan Dilmen? Merak ediyorum. Manchester United hedef küçülttü. Yine de iyi futbol eleştirmenidir demek istemiyorum, çünkü eskiden anlatırken hem de eğlendiren adam, antipatik gelmeye başladı bana. Hem ayrıca, profilli oyuncu demek başarı getiren hamle demek değildir, takımın çapından büyük oyuncu sorun yaratır, takım da sadece saha dışı başarısıyla övünür. Villa forumunda Huntelaar, Sneijder falan heyecan yaratıyor mesela; keşke gelse diyorlar, ama devrede Inter var, olmaz tabi deniyor sonra. Ben Inter almasa da istemem Sneijder'i, kısa vadeli olur, 1 yıl-olmadı 2 yıl oynar ve ayrılır; takım içi sorunlara da yol açabilir. Aynı şey vakti zamanında Kaka-Man Citeh ilişkisi için de söylenebilir.

Asıl konuya gelemedim. Fotoğraftaki 19 yaşındaki gencin adı, Fabian Delph. Gol atıyor, koşuyor da; savunma-hücum görevlerini beraber yapabilen, pas da atabilen, komple bir orta saha oyuncusu işte. Böyle lanse ediliyor. Ayrıca bir de solak olması lazım. Kyle Naughton'la (Tottenham'la anlaştı) beraber, kesin Premier Lig yolcusu görünen alt lig oyuncularındandı. Uzun süredir MON'un takibindeydi, zaten kimlerin peşinde olduğumuzu Ağustos'a kadar öğreniyor, sonra da Ağustos'da peş peşe bunlardan bazılarını takıma katıyoruz. 2 alt ligden gelmesine rağmen 6 milyon pound'a mal olduğu sanılıyor ki zaten transferin çıkmazlarından birisi de yüklü bir meblağ istenmesiydi. Tottenham da istiyordu ve daha geçen günlerde Mark Hughes da istediğini açıklamıştı. İnsan bilmediği, tanımadığı etmediği oyuncudan bu kadar heyecanlanır mı diye sormak lazım. Ama bir transfer sonrası ortaya dökülenler vardır, hemen hikaye çıkarıcılar birer hikaye çıkarırlar; iyi özellikleri dökülür oyuncunun, heyecan yaratır; bir de önceden bilirsin, öyle değerlendirirsin. Inamoto gelir mesela, Arsneal günlerinden dem vurulur. Ama Delph öyle değil, dediğim gibi uzun süredir gündemde olduğundan, aynı Defour gibi, biraz bilgi sahibiyiz. Petrov'un partnerini, Barry'nin yerine geçecek elemanı da bulduk böylece. En kötü ihtimalde uzun vadede geçerli olacak bu, ama kısa vadede gerçekleşmesi de olası. Gereken her şeyi layıkıyla yapıyor, buna hücum gücü de dahil, bu yüzden Barry'nin yerini doldurmaya aday ve aynı zamanda bir orta saha oyuncusu olduğundan, 3lü orta sahaya geçişi de gerektirmez. Dedim ya, Sneijder deniliyor mesela. Hadi diyelim geldi, Premier Lig'de ikili orta sahayı kaldırabileceğini hiç sanmıyorum. Ki Sneijder Aston Villa gibi bir kulüp için o kadar zıt ki. 2li orta saha nasıl şekillenecek, Delph'e nasıl bir rol biçilecek tahmin edemiyorum. İkililer olarak bakarsak Delph-Petrov, Sidwell(Gardner)-Reo-coker diye ayırırım eldeki oyuncuları, uyumları bakımından. Delph'in ulusal takımda görev almaması çok da önemli değil, bunun farkında olduğumuzu belirtelim. Şimdi bakarsak, varan 2 oldu, kaldı 4 transfer. Newcastle'dan illa ki bir oyuncu alınacaksa (Habib Beye'nin adı geçti bugün) Bassong, gerek yaşı gerek potansiyeliyle o kadar doğru bir tercih olur ki... Hem Knight transferini anlamsızlıktan çıkarır. Söyleyeceklerim bunlar.

2009/08/01

Sahadaki diziliş çok da önemli değil


Sahadaki diziliş çok da önemli değil. 4-4-3'ten 4-4-2'ye geçerek iki önemli şey sağladık, dün gördüğüm bu. Birincisi, iyiden iyiye İngiliz takımı olduk, oyuncularıyla, sistemiyle, geleneğiyle. Bir sonraki aşama milli takıma düzenli oyuncu göndermek olabilir. İkincisi, Barry'nin eksikliğini, tahmin ettiğim gibi kadro içinden çözmeye çalışıyoruz. Hem o kalitede, hem bizim aradığımız oyun özelliklerine sahip fazla İngiliz oyuncu yok. Aslında bir başka şey daha var, takım çirkef bir görüntü sergiliyor adı Barış Kupası olan bu turnuvada. Çok da büyütelecek değil, 3 maçla hemen ahkam kesmek ayrıca hoş değil; ama şu var ki, O'Neill'ın bir maçlık tribün cezası alması, Heskey'nin rakibini kafasından sarsıp kırmızı kart yemesi (rakip bizi ilgilendirmez), MON'un sağ kolu olarak bildiğimiz John Robertson'ın her harekete el kol kaldırması, bunlar hoşuma gitmedi. Portoluların ulan böyle maç mı olur deyip sinirlendiğini düşünüyorum ben, gerçekten, laf olsun diye yazmıyorum, oyunu çok sertleştirdikleri doğrudur. Ama bizim takımımız tekmeyi yese de kafa önde koşan daha mağrur bir takımdı sanki, Barcelona da çok tekme yiyor. Oyundaki gereksiz agresifliği sevmediğimi daha önce söylemiştim.

Sahadaki diziliş neden çok da önemli değil? Aynı topu, aynı sistemi işletiyoruz da ondan. Ama ne var ki orta saha 2 kişiye düştüğünden, bu ikilinin defansif özellikleri daha yüksek oluyor ve kanatları da biraz daha savunmaya çekiyoruz. Yoksa aynı tas, aynı hamam. Maçı Heskey'nin kırmızı kartından sonra izlemeyi bıraktım, gittim yattım. Ama o dakikaya kadar, 70. dakikaya kadar, tüm atak başlangıçlarımız John Carew ve onun indirdiği toplar üzerinden oldu. Bir nevi takımın 10 numarası oldu Big JC. Gelecek için ümit veren Brad Guzan, Carew neredeyse topu oraya şişirdi. Sadece o değil, Cuellar da, başkaları da. Aynı oyun karakteri, artarak sürüyor. 2-0 önde olduğumuz ilk yarının 40 bilmemkaçıncı dakikasında, topa sahiplikte %43'le gerideydik, illa ki istatistik kullanmam gerekiyorsa. Ulan böyle maç mı olur demiştim ya, ben olsam ben de derdim hani, başka oyun planı olmayan, bilmeyen bir takım var, ortada pozisyon yok, bir bakmışsın 5 saniye sonra gol. Barcelona hızlı oynuyor ya, halt yemiş! Ben yeniden söylemek istiyorum; neden Total Futbol oynamıyoruz, artık uzun toplu oyunun modern futbolda yeri yok gibi zil zurna bir eleştiride değilim, eleştirim halen takımın bir ikinci planının olmaması ve bu tek planın ister istemez rahatsız etmesi. Hangi işi en iyi yapıyorsanız bu oyunda, onun üzerine gidip fark yaratacaksınız. Uzun topun veya defansif futbolun adı çıkmış. Kadro böyle emrediyorsa, sizin işiniz, teknik direktör olarak kadrodan en yüksek verimi almak. Yoksa ne Sivasspor'un ne Barcelona'nın bir B planı vardı. Var mıydı? Benim futbol oyunu üzerine genel kanım, her şeyi iyi yapabilmek üzerine, yeri gelmişken söylemek isterim. Belki en zor sistemi uygulamaktan daha zor olur bu alışkanlığı oturtmak, ama düşünsenize, rakibe göre, zaman geliyor 4-6-0, zaman geliyor 4-4-2 oynuyor, farklı sistemler sunabiliyorsunuz. Her neyse...

Taraftardaki karamsarlık yerini heyecana bıraktı. Delfouneso'nun golleri, diğer gençler, kupada alınan sonuçlar... MON üzerindeki baskıyı biraz olsun attı. Yeniden Porto maçına dönelim. Ofansif olarak değişen şeyler olmasa da, daha iyi takım savunması yaptığımızı gördüm ben. Bir kere Sidwell-Reo-coker ikilisi Barry-Petrov kadar rahat adam geçirmiyor. Bu ikili daha global bir takımın daha global oyuncularıydı, onlar daha global orta saha özellikleri sunuyorlardı; bu ikili daha farklı. Barry-Petrov gibisini uzun yıllar göremeyeceğiz, bunu 5-6 ay önce söylemiştim. Orta saha hücuma katkı verebiliyordu daha önceden, şu anki klasik oyun düzenindeyse orta saha hücuma katılma görevini yapıyor sadece. Orta sahalardan biri daha geride bekliyor ve diğeri beşinci eleman olarak hücuma katılıyor, ofansif görevini yapıyor. Dün layıkıyla bunu uygulayabildi NRC-Sidders ikilisi, hatta Sidwell maçın adamı bile seçildi. Petrov ve Barry top çalmada ustaydılar, özellikle Petrov'un bu huyunu pek sevdiğimi söylemiştim, ama markajda sınıfta kalıyordu orta saha. Zaten blokları oturtamamış, birbirinden çok uzak oynayan takımda, Barry hem yavaş kalıyordu hem de pek iyi markaj yapamıyordu. Barış Kupası yarı finalinde, bloklar arası mesafesi rakip takım yarı sahaya geçtiğinde azalan, dikine zor adam geçiren bir Aston Villa vardı. Ataklar hep Lichaj-Albrighton'ın olduğu koridordan geldi, ama olacak o kadar. Young'ın daha defansif bir rol aldığını görüyoruz, bununla beraber Shorey de savunmada hata yapmadı. Ama enterasandır, bu oyuncuların ikisinden de ilk bekleyeceğiniz şey iyi savunma yapmaları değildir. Shorey'nin Reading günlerindeki çıkışlarını çok nadir görüyoruz bir senedir, tabi bunun sistemle çok alakası var. Ashley Young sanırım yine beğenilmiş, bence de iyiydi, ama ofansif performansı vasattı. Bu arada, Petrov takımın ruhudur ama kaptanlık yetileri yoktur demiştim, topu Reo-coker'a atmıştım. Defansın önünde oynayan 2 farklı kaptanımızın olması oldukça iyi, bunu bir kere daha gördük. Bakın hatta iyice ileriye götüreyim, Reo-coker lider değil ama kaptan. Albrighton bu sefer ilk 11'de başladı ve o bir anda gelişen hücumlarımızdan birinde Heskey'e ortayı yapan, Heskey'e golü attıran oydu. Fotoğraf o golün fotoğrafı. Curtis Davies ilk yarıda omzundan sakatlanıp çıkmıştı, ama şu ana kadar hiçbir şeyin yazılmaması, önemli olmadığını gösteriyor. Neyse ki.

Sonuç olarak, Aston Villa kendi oyun yapısı içinde iyi oynadığı bir maçta Porto'yu 2-1 yenmeyi başardı. Hulk'un ilk 11 başladığı, daha da önemlisi çok daha iyi oynayan bir Porto bu sonuca bence izin vermezdi. Çok tutuktular, umarım Juventus iyi oynar da bir de iyi oynayan büyük takıma karşı neler yapabiliyoruz, onu görmüş oluruz.