2008/12/28

Liverpool şampiyon olur mu?

Bir köşede dursun.

1-Manchester United
2-Aston Villa
3-Liverpool
4-Chelsea
5-Arsenal
6-Everton
7-Manchester City
8-West Ham
9-Tottenham
10-Wigan Athletic
11-Sunderland
12-Fulham
13-Portsmouth
14-Blackburn
15-Bolton
16-Hull City
17-Newcastle
18-Stoke City
19-WBA
20-Middlesbrough

---

[sezon öncesi]

1-Chelsea
2-Manchester United
3-Arsenal
4-Liverpool
5-Tottenham
6-Aston Villa
7-Portsmouth
8-Everton
9-Manchester City
10-Newcastle
11-Blackburn
12-Sunderland
13-West Ham
14-Boro
15-Wigan
16-West Brom
17-Fulham
18-Bolton
19-Stoke City
20-Hull City

2008/09/28

Takım Olmak

2006 yazını hatırladınız değil mi? Üstünden iki yıl, berbat bir turnuva geçmiş olmasına rağmen hâla tadı damağımızda. Litvanya'yı açılış maçında yenmemiz, birkaç sene önce Machado'nun son saniye basketiyle yenildiğimiz Brezilya'yı çok hoş bir mücadeleyle yenmemiz, Slovenya'yı Engin'in el üstünden attığı iki üçlükle başlayan bir seri sonucu dize getirmemiz, berbat bir turnuva geçiren Ender'in mucizevi bi şekilde çevirdiği Litvanya maçı hala Milli Basketbol Takımımız adına hatırlamak istediğimiz sınırlı güzel anlar. Bütün bunları tarihimizin belki de en yetenekli iki oyuncusu olan Hido ve Memo'suz başarmak takım üzerindeki beklentileride yükseltmişti doğal olarak. Kimse pek dile getirmek istemese de Hido ve Memo'nun bu takıma iyi bir şekilde monte edilmesi durumunda İspanya’da şampiyon olabileceğimiz düşünülmüştür sanırım. Fakat yine olmadı ve beklentilerden uzak kaldık. Aslında hep sorun olarak gösterilen Hidayet ayakta kalan nadir oyuncularımızdan biri olmuş hatta İtalya'ya karşı efsane bir şekilde tek başına direnmişti ama en son Fransa örneğinde şahit olduğumuz gibi bir oyuncu tek başına bir takımı sırtlayamıyordu işte.Yine hayal kırıklıklarıyla kapatmıştık bir turnuvayı.

Bu yaz geçen seneden biraz farklı başladık işe.Takıma alınmamaları gerizekalılıktan başka birşey olmayan Kerem Tunçeri ve Ömer Onan takıma monte edilmiş, Hidayet NBA'in en çok gelişme kaydeden oyuncusu olmuş ve bir sene önce takıma liderlik yapabileceğini göstermiş, Ömer Aşık gibi NBA draftında seçilmiş parlak bir oyuncu takıma eklenmişti. Bir diğer farklılıksa Mehmet Okur'un oynayamayacak olmasıydı. Şahsen ben buna sevinmiştim. Nedenini ise birazdan açıklayacağım, çünkü yazıyı esas yazma sebebim bu! Hazırlık maçlarında pek iyi bir görüntü vermesek de eleme maçları başladığında 2006'dan izler taşıdığımız açıkca görülüyordu. Fark ne olursa olsun her top için mücadele veriyor, maçı kesinlikle bırakmıyorduk.Bunun sonucu olarak da 6da 6 yaparak Polonya'ya lider olarak gitme şansı yakaladık.

Eleme maçlarında yenilgi almadan bir büyük turnuvaya gitmek gayet güzel bir başarı. Grubumuzdaki takımların vasat olduğu gerçeğini inkar etmiyorum.Lakin takımın oynayış tarzı, kazanmayı alışkanlık haline getirmesi, Hidayet'in önderliği bizi gelecek yaz için umutlandırıyor. Bu yaz sakatlıklarından dolayı takıma katılamayan gayet iyi oyuncularımız da var. Onlardan "doğru" oyuncular takıma monte edilirse Polonya'da sürpriz bir başarı elde ederiz diye düşünüyorum. Ancak dediğim gibi doğru oyuncuların seçilmesi önemli.

Fransa maçı sonunda oyuncuların röportajlarını dinlerken Engin'in dedikleri bayağı bir dikkatimi çekti. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama sanırım Mehmet Okur'la ilgili sorulan bir soruya "Her yaz takımın kimyası değişiyor,doğru kimyayı oturtursak Polonya'da iyi birşeyler başarırız" gibilerinden bir cevap verdi. Engin son derece terbiyeli ve düzgün biri olduğu için bu şekilde söyledi ama esas demek istediği –bence- Memo’nun takımın uyumunu bozduğuydu. Bunu yazarken de Memo’nun kişiliği hakkında yargıda bulunduğum sonucu çıkarılmasın sakın. Memo’yu severim,hatta takıma uyum sağlamasını çok isterim ama olmuyor işte. Allstar olarak her zaman övünebileceğimiz,üstünden 1.5 sene geçmesine rağmen hala gururlanabileceğimiz bir an yaşattı bize. Maçtan önce Türk bayrağını sahada görünce hepimiz ne kadar duygulanmıştık. Mehmet bence bu şekilde NBA’de bizi temsil ederek devam etsin ve daha yıllar boyunca bize gururlu anlar yaşatsın. Ilgauskas yanlış bilmiyorsam ömrü boyunca Litvanya formasını giymedi. Mehmet için de aynısı neden yapılmasın?

Ülke medyamızın biraz sapık olmasından dolayı herhangi bir milli başarısızlıkta ne denli spekülasyon yapıldığını iyi biliyoruz. Şayet Memo gelecek yaz takıma katılır ve yine bir başarısızlıkla karşılaşırsak eleştiriler geçen seferkinden de daha kuvvetli olacak.Bu ister istemez Memo’yu etkileyeceği için, iki tarafın da iyiliği adına bu radikal kararın alınması gerektiğini düşünüyorum. Umarım ben yanılırım ve Mehmet takıma katılırsa son derece başarılı olur. Yanılmaktan hoşlandığım sınırlı anlardan biri olur sanıyorum...

Uzun süredir üniversite işlerinden dolayı yazamadım.Bu yüzden de bir özür borcum var sanırım.

gica

2008/09/04

Kırmızı Kart!


Hakemlerimiz lige yine çok kötü başladı. Trabzonspor'un Ankara'daki 4 yanlış (hepsi net gol pozisyonu, ikisi gol) ofsayt kararı, verilmeyen penaltılar, öylesine çıkan ilk sarı sonrası ikinci sarıdan oyundan atılmalar... NTVSpor gün boyu tüm liglerin (İtalya-Hollanda-Almanya-Fransa...) maç özetlerini yayınlıyor, kulağım ne zaman oraya gitse 've kırmızı kart!' deyişini duyuyorum. Sahiden bu sezon biraz haşarı mı başladı? Yoksa - hakem konuşmak istemiyorum klişesini özellikle araya sıkıştırmayarak - yine mi hakem? Ben ikisi de diyorum, en azından Türkiye için.

...

Türkiye - 2 hafta - 7 kırmızı
Hollanda - 1 hafta - 5 kırmızı
İtalya - 1 hafta - 5 kırmızı
İspanya - 1 hafta - 2 kırmızı

İngiltere - 3 hafta - 2 kırmızı
Fransa - 4 hafta - 3 kırmızı
Almanya - 3 hafta - Henüz yok!

*** Polldaddy'de 'an email has been sent to our development team who will investigate it. Click back on your browser and try again.' yazısı çıktı. Üşenmeyenleri, yorumlara davet ediyorum. ***

St. Martin, Aston Villa, Delfouneso


St. Martin, Amerika'da bir dağ veya Orta Avrupa'dan bir aziz değil. Kendisi Martin O'Neill. Konuları genelde kısıtlı tutsam ve çok fazla yazı girmesem de, takımımızdan bir şekilde bahsetmek gerekiyor. Transfer dönemi kapandı ve yazıya da buradan giriyorum.

Martin O'Neill, esasında, çirkin bir adamdır. Ki Andy Murray ve son bölümde sahne alacak Delfouneso de öyledir. Ama beni burası ilgilendirmiyor, ezelden sevdiğim bir adam. Gerek gittiği her takımda başarılı olması (Leicester, Celtic, Aston Villa), gerek gittiği her takımda kendi yıldızlarını yaratması (Emile Heskey, Gabby Agbonlahor, Ashley Young...), gerekse taç çizgisine fazlaca inen biri olması nedeniyle... Transfer diyorduk, oraya geliyorum.

Premier lig, globalleşmeden öte 38 maç üzerinden dünya kupasına dönerken, üçüncü gruptaki takımlar (Premiership Preview yazısını hatırlayın, hatırlamazsanız tıklayın) arasında yerelliği koruyan üç takımdan biri Aston Villa. Diğerleri, Portsmouth ve Everton. Portsmouth'ta bu yapıyı ayakta tutanın Harry Redknapp olduğunu ama kendisinin aynı zamanda Fransa pazarından hoşlandığını ve Everton'ın da satılmasının gündemde olduğunu düşünürsek, bu ekolün tek temsilcisi olarak kalabiliriz. Benim rahatsızlığım bu konuda. Ne Robinho, ne Villa, ne de Mario Gomez'i istiyorum fakat O'Neill'ın her gittiği yerde yaptığı gibi, yalnızca Britanyalı oyunculara yönelmesi çok canımı sıkıyor.

Daha kaliteli yabancıları daha ucuza alabilecekken neden daha pahalıya bu adamları alıyoruz? Curtis Davies, Ashley Young ve hadi belki James Milner'ı ayrı tutuyorum, pahalı da olsa potansiyelleri yüksek oyuncular ve Young şu anda takımın en büyük 2-3 oyuncusundan. Ama Luke Young? Kaç senedir oynuyor ligde, 29 yaşında ve n'apacağı belli az-çok, İbrahim Üzülmez neyse o. Neden Miguel transferinin üzerine yoğunlaşmıyoruz? Veya De la Red'in, Nikola Zigic'in? Bu adamların hepsiyle adımız çıktı, Randy Lerner parayı verse De la Red gelmeyecek mi? Zigic, Santander'e bile döndü! Yarın Carew sakatlansa, Bouma gibi uzun süre dönemeyecek olsa, Gabby'nin yanında oynayacak adamımız yok. Harewood, sadece bir yedek. Transferin son günü, Zigic-Doyle (O'Neill'ın çok istediklerinden, Young'ın yaptığını o da yapabilir ) takviyesi UEFA'da ilerlere gidebilme adına çok önemli bir gelişme olacaktı. Ocak'ta daha kaliteli sağ bek ve en az bir forvet almak şart.

...

Senior takımının maçlarını zar zor justin.tv'den izleyebildiğimiz için, hazırlık maçlarını izleme şansım olmuyor. Nathan Delfouneso hakkında söylenenler çok olumlu, bunlardan da bahsedicem ve eğer İngilizlerin o bilindik şişirmelerinden biri değilse, sıra dışı bir futbolcu. 1,85 boyunda olduğunu ve Reserve takımın ana hücum stratejisinin Delfouneso'yu uzun toplarla, açık alanda birebir bırakmak olduğunu söyleyerek başlamış olayım! Telaffuzu zor, Villa-talk'takilerin dediğine göre Delfonso şeklinde. Bir parça Carew, bir parça Agbonlahor. Ayaklarına çok hakim, oldukça güçlü, uzun ve aynı zamanda hızlı. Kumaşı çok iyi. Eksikleri olarak hava toplarında beklenen etkide olamamasından, çok fantazi hareketlere kaçmasından ve ham olmasından bahsediliyor. Henüz 17 yaşında. Adebayor'a ettiğim lafları ona da etmemem için (Biraz Heskey'i de andırıyormuş, çok kaçırıyor) önünde 2-3 yıllık bir süre var. Sonu Vassell'e benzemezse, milli takıma şahane bir adam yolluyoruz.

...

İngiltere B Takımı

Stuart Taylor
Luke Young / Curtis Davies / Zat Knight / Nicky Shorey
James Milner / Nigel Reo-Coker / Gareth Barry / Ashley Young
Gabriel Agbonlahor / Marlon Harewood

Subs: Steve Sidwell, Craig Gardner, Wayne Routledge, Nathan Delfouneso

2008/09/02

Gol



Futbol Kulübü'nün futbol programları arasında en seviyeli olduğunda herkes hemfikir. Ama her şeye rağmen, orada program yapılıyor. NTVSpor'da denk geldiğim Gol dimağımda daha iyi bir yer edindi kesinlikle. Güntekin, Ersin Düzen ve Mert Aydın, Avrupa liglerini yorumluyor. Diğer yayınların aksine, bir sunucu yok. 2 saatlik, gayet doyurucu. Ersin konuyu açıyor; Güntekin coşuyor, Mert Aydın o gülüşü yapıyor. Kaçıranlar için, yarın sabahın erken saatleri veya bu gece tekrarı olacaktır muhtemelen.

Keegan Şakası


Tanrı 'Renksiz takım olmaz' demeye getiriyor. Siyah-beyaz formalı takımlar hep bir garip, Juventus'tan tutun Beşiktaş'a, onu bırakın Newcastle'a. Corluka transferine yorumum Tottenham transferi olmuştu, buna yorumum, Newcastle hamlesi. Eğer karakteristik özelliklerini göstermeye devam ederlerse, takımın başına Dennis Wise geçecek; takım son 4'te kalınca Ocak ayında kovulacak, sonra takımın başına Mancini gelecek, üç maç kazanıp yönetimin onayını alacak ve planlar gelecek sene için yapılmaya başlanacaktır. Futbolu anlatan bir film çekilirken -Gol- adı geçen bir takımın düştüğü durum ne yazık ki bu.

Fakat işin garipliği, Newcastle'ın Newcastle hamlesi yapmasında değil. Bu sezon her zamankinin aksine; büyük hedefler olmadan, kadro genel olarak korunarak, istikrar sağlanarak başlanmıştı. United deplasmanında bir puanı koparmışsın daha ne ister taraftar? Onu geçtim, sahada sadece adları gezen adamlar dönemi geçmiş gözüküyor. Takım savunma yapmayı öğrenmiş. İnsanlar umutlanmaya başlıyor. O zaman Keegan'ın ayrılma nedeni nedir diye sormak lazım. Transfer yapılmaması, Owen'la imzalanmaması, Milner'ın tutulmamasıymış! Dıdısının dıdısı. Yahu gören, takımın çok büyük hedefleri olduğu ve transfer yapılmadığından bu hedeflerden koptuğunu, teknik direktörün de kendini haklı çıkartmaya çalıştığını sanır! Çok büyük sorunlar değil ki bunlar! Triplere girmesine neden olan adama, Milner'a 12 milyon £ verilmiş, e satılmasın mı?!

Yönetimle çokça ters düşüyordu. Durum böyle olunca Mike Ashley aman tutayım girişiminde bulunmadı. Newcastle United taraftarı olmak çok sancılı olsa gerek.
The real culprit for the latest fiasco to engulf St James's Park is not Kevin Keegan, but owner Mike Ashley.

Edit: Newcastle şaka yapmış!
Newcastle deny manager Kevin Keegan has been sacked

US Open - Rising Stars



Andy Murray - Juan Martin Del Potro



Flavia Pennetta - Dinara Safina

Harika iki maç. Organizatörlerin aynı saatlere koymamasını ve Eurosport'un yayınlamasını umuyorum sadece.

Manchester City'nin Balı


Araplar soğuk denizlere çıktı! Shinawatra'nın işlerinin bozulması City'ye yaradı. Kulüp 1 sene içinde ikinci kez el değiştiriyor. Manchester City'nin balı. Suleiman Al Fahim, Abu Dhabi United Group'un başındaki adam, transfer dünyasına 'Arap'ça bir dalış yaptı. David Villa, Gomez, Berbatov derken Robinho Manchester Cityli oldu! Roman Abramovich, ilk kez bir transferi ekonomik nedenlerle kaybetti! 42 milyon euro, şu an Britanya -dolayısıyla İngiltere- transfer rekoru. Premier ligin dördüncü günü, 14 gün sonra, Manchester'da Manchester City-Chelsea karşılaşıyor! Araplar'ın 100 milyon daha harcayacağını hesaba katarsak, Liverpool'un Şampiyonlar Ligi'ne gidişi tehlikeye girdi demektir! Ortalığı tarihte her daim olduğu gibi bombok ettiler ama bu sefer kenardan izleyip kıs kıs gülen taraf olacağım için memnunum. Bu gelişmeler, gelecek yaz Kaka'yı Chelsea'ye getirir. Manchester City de globalleşeceğinden, İngilizlerin piyasa yapacağı takım sayısı 2'ye düşer: Aston Villa - Portsmouth.

Erken saatlerden enteresan transfer haberi yine City kaynaklı. 8 milyon pound'a aldıkları Corluka'yı 8,5 milyon pounda bıraktılar. Sanki Gordon -o nasıl soyadsa- Schildenfeld'i satıyorlar! Tottenham açısından yorumum, Tottenham transferi yaptıkları olur. Aynı ayarda bir başka sağ bek, Alan Hutton'ı, henüz geçen bahar aldılar.

Berbatov çoktan evet demişken, Manchester'ın diğer kanadı United, bu güne kadar neyi bekliyordu? Fiyatın düşmesini mi? Arap kazığı ve Calderon'un sığ çabaları sonucu bonservis, 37.5 milyon euro. Aceto Bülent abi 'nokta' yorumu getirmiş, fakat bırakın noktayı gerekli bir transfer olduğu konusunda bile emin değilim. United'ın ihtiyacı, bence, wizard'lıktan dedeliğe terfi etmiş Giggs yerine, orayı daha etkili kullanabilecek kanat. Ronaldo'nun açtığı kapıdan Nani bile girdiyse, Angel Fabian di Maria neden olmasın?

Rafa'dan kumaşı belli adamları almaya devam. Albert Riera ikinci bir Luis Garcia olur mu? Daha önce City'de (Ne kadar çok adları geçti bu yazıda), sanırım Stuart Pearce döneminde, oynadı bu adam. Lanet olsun sana, Rafa! Perde arkasındaki takım Everton. Saha ve Marouane Fellaini, iki sancılı bölge, orta saha ve forvete takviye. Fellaini, Standart Liégeli. Hiç izlemedim, tanımam etmem; ama tahminim Mehmet Topal - Essien karışımı olduğu. Liége'in başına gelenler bu kadar olur dedirteceklerden. Önce Liverpool, sonra arka sokak Everton. Acaba Ersun Yanal'dan başka Belçika ligini takip eden teknik direktörümüz var mı?

Transfer döneminin başında, ortasında, her anında olduğu gibi son saatlerde de İngiliz kulüpleri hareketliydiler. Beğenilmeyenler veyahut henüz genç olanlar hava değişikliğine, Championship'in yolunu tuttular. Sibierski ve Grounds, bunlardan ikisi. Newcastle İspanyollardan gidiyor, nedeni nedir, Keegan'ın İspanyol sevgisi nereden geliyor, bilmiyorum. İnce ayar olarak, Xisco ve Ignacio Gonzalez son gelenler. İlk, bonservisiyle, ikincisi kiralık. Portsmouth'dan son gün bombası: Nadir Belhadj! Baros gibi, bir köşeye atılmayacaksa, çok yararlı olur bu adam. Roy Keane, Higginbotham'ı Stoke'a yollayıp McCartney'i geri çağırdı. McCartney, Higginbotham'dan yarım gömlek üstün, fazlası değil. Rangers'ta yaprak dökümü bitmek bilmedi. Daniel Cousin, Hull'da.

Son diyeceğim de Diego Milito. Bu kadar mı düştü bu adam yahu?

Top 10 British transfers
£32.5m
Robinho (Real Madrid to Man City)

£30.75m
Dimitar Berbatov (Tottenham to Man Utd)

£31m
Andriy Shevchenko (Milan to Chelsea)

£29.3m
Rio Ferdinand (Leeds to Man Utd)

£28m
Juan Sebastián Verón (Lazio to Man Utd)

£27m
Wayne Rooney (Everton to Man Utd)

£26.5m
Fernando Torres (Atlético Madrid to Liverpool)

£24.4m
Michael Essien (Lyon to Chelsea)

£23.8m
Didier Drogba (Marseille to Chelsea)

£21m
Shaun Wright-Phillips (Man City to Chelsea)

Son Gün Transferleri - BBC.

- Manchester City's new owners put national pride before profit.

- Hughes merits a place in man from the Gulf's grand ambition.
- Blues fans take the latest Eastlands revolution in their stride.

2008/09/01

8 Reasons to Read a Russian Novel


- War and Peace (Leo Tolstoy)
- Anna Karenina (Leo Tolstoy)
- The Brothers Karamazov (Fyodor Dostoevsky)
- The Idiot (Fyodor Dostoevsky)

- Crime and Punishment (Fyodor Dostoevsky)
- Demons (Fyodor Dostoevsky)
- Lolita (Vladimir Nabokov)
- Absurdistan: A Novel (Gary Shteyngard)


8 Reasons to Read a Russian Novel.


Coşku, her kitapta biraz daha, biraz daha artıyor. İlk 200 sayfa geçildikten sonra, coşkunun yerini bitecek olmasının verdiği hüzün almaya başlıyor. 'O' Rusya'dan ayrılıyorum diye üzülürken 'başka' bir Rusya'da buluyorsun kendini. Kumarbaz, Budala ve daha nicesi, Dostoyevskiiy'in 'gözlemlerini', 'görüşlerini' ve 'kendini' anlattığı birer kitap. Ben, Kumarbaz'la başlayıp Budala'yla devam etmiştim. Şimdi Karamazov'ların büyüsündeyim. Tavsiyem, Karamazov ile -henüz okumasa şerefine erişmesem de- Suç ve Ceza'nın sona saklanması. Şayet, Budala sonrası Karamazov insanı sarhoş edebilirken, Karamazov sonrası Budala büyük hayal kırıklığı yaratabilir.


"...

Bir şey daha, yalnız bir sahne daha anlatayım sana. Bunu meraklı bir şey olduğu, çok karakteristik bir yönü olduğu için anlatacağım. Hem bunu biraz önce bizim eski dergilerden birinin topladığı ciltte okudum. 'Arşiv' dergisinde miydi, yoksa 'Eski Günler' dergisinde mi, bunu araştırmalı, nerede okuduğumu bile unuttum. Olay, kölelik çağının en kötü zamanında olmuş. Daha yüzyılın başlangıcında. Çok şükür, geçti o günler! Yaşasın, 'Halkımmızın Kurtarıcısı'...

O zamanlar, yani bu yüzyılın başında bir general varmış, bu generalin büyüklerle ilişkileri olduğu gibi kendisi de çok zengin bir toprak sahibiymiş, ama öyle toprak sahiplerinden biriymiş ki! (Doğrusunu söylemek gerekirse, o zamanlarda bile bu tür toprak sahipleri çok azmış) Bunlar hizmet süreleri sona erip emekli oldukları vakit, neredeyse kendi adamlarının hayatı üzerinde de, ölümü üzerinde de söz sahibi olmak hakkını kazandıklarına kesin olarak inanırlarmış. O zamanlar böyleleri varmış.

İşte bu general iki bin canlık çiftliğinde yaşıyor, herkese yukarıdan bakıyor, daha aşağı bir düzeyde olan komşularına, sanki onlar yanaşmaları ya da kendi soytarılarıymış gibi davranıyormuş. Tavlasında yüzlerce köpek ve hemen hemen yüz kadar köpek bakıcısı varmış. Hepsi de üniformalı, hepsi de atlıymış. Bir gün çiftlikte çalışanlardan birinin oğlu, senin anlayacağın küçük bir çocuk, ancak sekiz yaşında bir oğlan, her nasılsa oynarken bir taş fırlatmış ve generalin en çok sevdiği cins bir av köpeğini bacağından yaralamış. General: 'En çok sevdiğim köpeğim neden topallamaya başladı' diye sormuş. Kendisine: 'İşte şu çocuk köpeğinize taş attı, onu ayağından yaraladı.' diye bildirmişler. General, çocuğu tepeden tırnağa süzmüş: 'Ya! Demek sensin bunu yapan?' demiş. 'Yakalayın şunu!' Çocuğu yakalamışlar, annesinden zorla kopararak alıp götürmüşler. Çocuk, bütün geceyi hapis odasında geçirmiş. Ertesi sabah gün doğarken, general tam bir av giyimi içinde ava çıkmış. Atına binmiş; etrafında beslemeleri, köpekleri, köpek bakıcıları ve av kovalayıcıları varmış. Hepsi de at üstündeymiş. Etraflarına da çiftlikte çalışanları toplamışlar. Bu iş onlara ders olsun diye. En önde de suçlu çocuğun annesi duruyormuş. Hapis odasından çocuğu çıkarmışlar. Bulutlu, soğuk, sisli bir sonbahar günüymüş. Tam av için bir gün. General, çocuğu soymalarını emretmiş. Çocuğu çırılçıplak soymuşlar. Yavrucak tiril tiril titriyormuş. Korkudan aklı başından gitmiş, bağırmaya bile cesaret edemiyormuş. General 'Koşturun şunu!' diye bir komut vermiş. Köpek bakıcıları çocuğa 'Koş, koş!' diye bağırmışlar. Çocuk koşmaya başlamış... General avazı çıkıtğı kadar 'Tut! Getirin şunu!' diye bağırmış ve tüm av köpeği sürüsünü onun üzerine saldırtmış. Çocuğu anasının gözleri önünde köpeklere kovalatmış, köpekler de çocuğu paramparça etmişler. Ondan sonra generali galiba hacir altına almışlar. Eh... Ne yapacaklardı onu başka? Kurşuna mı dizmeliydiler yani? Başkalarının vicdanı tatmin olsun diye, kurşuna mı dizmeliydiler onu? Söyle. Alyoşa!

Alyoşa yüzü sapsarı olmuş, dudaklarında garip, eğri bir gülümseyişle, gözlerini ağabeyine doğru kaldırarak, yavaşça:
- Kurşuna dizmeliydiler ya! dedi.

İvan tuhaf bir heyecanla:
- Bravo! diye bağırdı. Mademki artık sen de bunu söylüyorsun, demek ki... Şu rahibe bakın hele!.. Demek senin de içinde bir şeytan var, Alyoşa Karamazov!

- Saçma bir şey söyledim, ama...

İvan:
- Belki de, yalnız, asıl önemli olan o 'ama'dadır, diye bağırdı.

Şunu bil ki bu dünyada saçmalıklar çok gerekli şeylerdir, rahip adayı! Dünya saçmalıklar üzerinde duruyor. Onlar olmasaydı, belki bu dünyada hiçbir şey olamazdı. Biz bildiğimizi biliriz!

Hiçbir şey anlamıyorum. Artık hiçbir şeyi anlamak da istemiyorum. Yalnız olaylar üzerinde durmak istemiyorum. Her şeyi anlamaktan çoktan vazgeçtim. Eğer bir şeyi anlamak istediğimi duyarsam biliyorum ki, hemen üzerinde durduğum olayı değiştirmiş olurum. Oysa ben olayı olduğu gibi ele almaya kararlıyım.

Alyoşa büyük ve içten bir üzüntüyle:
- Beni niçin deniyorsun? diye bağırdı. Bunu bana sonunda söyleyecek misin?

- Tabii, söyleyeceğim. Zaten sözü sana bunu söylemek için o yöne götürdüm. Sen benim için değerlisin. Seni elimden kaçırmak istemiyorum ve o Zosima'ya da kaptırmayacağım.

Beni dinle: Bu çocukları iş daha açıkça anlaşılsın diye ele aldım. İnsanların dünyanın üstündeki toprağı, ta ortasından kabuğuna kadar sırılsıklam hale getirmiş olan gözyaşlarından artık tek bir söz söylemek istemiyorum. Konumu kasıtlı olarak daralttım. Ben bir tahta kurusuyum ve boynumu eğerek şunu kabul ediyorum ki, olup bitenden hiçbir şey anlamıyorum. Her şey neden böyle düzenlenmiştir? Bunu anlamıyorum... Demek ki, insanların kendileri suçlu: Onlara cennet verilmiş, onlar ise özgürlüğü istemişler ve bundan ötürü mutsuz olacaklarını kendileri de bilmeden gökyüzündeki ateşi çalmışlar; o halde demek ki, onlara acımak boşuna! Gel gelelim benim o zavallı, o bu dünyaya göre yaratılmış ve Öklid prensiplerine göre işleyen aklım diyor ki, dünyada asıl var olan şey, çekilen acılardır. Suçlu diye bir şey yoktur. Her şey bir başka şeyden dümdüz ve basit olarak çıkar. Her şey akıp gider ve her şey aynı paralele girer. Ama bu yalnız Öklid'e yakışır bir acayipliktir. Çünkü bu acayipliğe uyarak yaşamaya razı olamayacağımı çok iyi biliyorum! Suçlu diye bir şeyin olmadığından, her şeyin bir başka şeyden çıkmasından bana ne? Bunu bilmemden ne çıkar? Benim ihtiyaç duyduğum, suçun cezalandırılmasıdır. Suç cezalandırılmazsa, kendimi mahvederim! Hem de ceza, sonsuzluğun bilmem hangi noktasından ya da bilmediğim bir zamanda verilmeli. Ceza burada, bu dünyada verilmeli, ben de bunu gözlerimle görmeliyim.

Evet, madem iman sahibi benim, bunu kendi gözümle görmeliyim. O ceza günü gelip çattığı vakit, ölü olursam, beni diriltsinler, çünkü o iş bensiz olursa, çok, çok yazık olur. Ben kendi varlığımı, işlediğim kötülükleri ve çektiğim acıları bilmem kim için meydana gelecek olan mahşerden sonraki o kusursuz düzene temel olsun diye mahvetmedim, onun için çırpınmadım. Ben, kendi gözümle karacanın, aslanın yanına nasıl yatacağını, bıçaklananın nasıl dirilip kendisini öldürmüş olanları kucaklayacağını görmek istiyorum. Herkes her şeyin neden meydana geldiğini, niçin yapıldığını öğrendiğini vakit burada olmak istiyorum ben!..

Dünyadaki bütün dinlerin temelinde bu istek vardır. Ben de dine inanıyorum. Yalnız, işte o çocuklar var ya, onlar ne olacak? Bu sorunun karşılığını bir türlü bulamıyorum. Belki yüzüncü kezdir söylüyorum; karşımızdaki sorunlar pek çok. Ama ben yalnız çocukları ele aldım, çünkü ne demek istediğimi böyle açıkça belirtebiliyorum. Beni dinleyin: Eğer herkesin acı çekmesi zorunluysa, herkes mahşerden sonraki 'ölümsüz' kusursuz düzene ancak acı çekmek pahasına kavuşabilecekse o halde çocukların bu işte suçu ne? Bunu bana söyler misin lütfen?.. Neden onlar da büyüklerle aynı doku içine girmişler? Neden onlar da bilmem kim meydana gelecek o kusursuz düzene kavuşsun diye bu yükün altında eziliyorlar?

İnsanların günahta ortak olmalarını anlıyorum, hattâ cezada bile ortak olmalarını anlıyorum, ama çocukların büyüklerin işledikleri günahlarda onlarla ortak olduklarını kabul edemem! Eğer çocukların babaları ile her bakımdan hem de babalarının işledikleri bütün kötülüklerde onlarla ortak oldukları bir gerçek ise, bu gerçek bu dünyaya göre değildir ve kavranılması, anlaşılması imkansız bir şeydir!..

Şakacının biri 'Çocuk nasıl olsa büyüyecek ve günün birinde günah işlemeye vakit bulacaktır!' dese bile, o anlattığım çocuk büyümedi ya, onu, sekiz yaşındaki bir çocuğu köpeklere parçalattılar ya! Ah, Alyoşa, Tanrı'ya isyan ediyorum! Gökyüzünde ve toprağın altında olan her şey, tüm varlıklar, tüm canlılar ve eskiden yaşamış olanlar, hepsi hep birden aynı ağızdan 'Sen haklısın, ya Rab!.. Çünkü bize yolumuzu gösterdin!..' diye bağırdıkları vakit, tüm evrenin nasıl sarsılacağını anlıyorum! O ana, çocuğunu köpeklerine parçalatan o canavarla kucaklaştığı ve üçü birden, gözyaşları içinde: 'Sen haklısın, ya Rab!' diye bağırdıkları vakit, biliyorum ki artık bilincin son halkasına ulaşılmış ve her şey anlaşılmış olacaktır.

Ama işte, işin püf noktası burada! Ben işte bunu, bir türlü kabul edemiyorum. Onun için daha dünyada olduğum bir sırada kendi tedbirlerimi almakta acele ediyorum. Bak Alyoşa, belki ben de o ana kadar hayatta kalacağım, ya da olup bitenleri görmek için herkesle birlikte ben de dirileceğim, belki ben de o yavrucağın celladı ile kucaklaşan anaya bakarak 'Sen haklısın, ya Rab!' diye bağıracağım. Ama o zaman bile öyle bağırmak istemiyorum, bu yüzden, daha vakit varken kendimi bundan korumak istiyorum. Onun için daha şimdiden o ölümsüz, o kusursuz hayattan vazgeçiyorum.

Mahşerden sonraki o kusursuz düzen, o pis kokulu helâda mini mini yumruğu ile göğsünü yumruklayan ve karşılığı ödenmemiş gözyaşları dökerek 'Allah babaya' dua eden çocuğun bir tek gözyaşı damlasına değmez! Değmez, çünkü o gözyaşlarının karşılığı ödenmemiştir. Ama neyle ödeyeceksin bu karşılığı? O gözyaşları ödenebilir mi hiç? Yoksa intikam alarak mı ödenecek bunların karşılığı? Ama, intikam ne yapayım ben? Celladların cehenneme atılması, ne yapayım ben? Celladların cehenneme atılması ne anlam taşır? Neyi düzeltecektir cehennem?.. Madem ki o çocuklar artık işkence ile yok edilmişlerdi?

Sonra eğer cehennem varsa, her şeyi içine alan kusursuz düzen nerede? Ben bağışlamak ve kucaklamak isterim, artık kimsenin acı çekmesini istemem. Ama eğer, çocukların çektiği çileler, insanlığı gerçeğe kavuşturmak için toplanması gereken tüm acıların, tüm çilelerin toplamı eksiksiz olsun diye kullanılacaksa, o zaman önceden söyleyeyim ki, insanlığın kavuşturulacağı o gerçek, tümü ile kendisi için ödenen fiyat kadar etmez. Son olarak şunu da belirteyim: Ben o ananın, çocuğunu köpeklere parçalatan o cellatla kucaklaşmasını da istemiyorum! Onu bağışlamaya cüret etmemelidir o ana! Eğer istiyorsa, kendi namına, bir ana olarak çektiği o sonsuz acının üzerinden bir çizgi çekerek celladı bağışlayabilir, ama parçalanan çocuğun çektiği acıyı o celladın yanına bırakmaya, bundan ötürü onu bağışlamaya hakkı yoktur. Hatta çocuğun kendisi celladı bağışlasa bile! Madem öyle, o zaman şunu sormak cesaretini kendimde görebilirim: Öyle olacaksa, o halde kusursuz düzen bunun neresinde?..

Bu dünyada o işi bağışlayabilecek, daha doğrusu onu bağışlamaya hakkı olan bir varlık var mı? Ben tüm insanlığa karşı duyduğum sevgiden ötürü böyle kusursuz bir düzen istemiyorum, böylesi daha iyi. İntikamı alınmamış acımla, dindirilmemiş öfkemle kalayım daha iyi, hatta haksız olmam bile!

Evet, biz mahşerden sonraki o kusursuz düzene aşırı bir fiyat biçtik, böyle bir âleme girmek için böylesine pahalı bir ücret ödemek bize göre değil. Onun için giriş bedelini vermekte acele ediyorum. Eğer ben namuslu bir insansam, bu bileti bir an önce geri vermem gerekir. Ben de öyle yapıyorum işte. Benim kabul etmediğim Tanrı'nın kendisi değildir. Benim yaptığım şey, sadece Tanrı'ya sevgi ile biletimi geri vermektir, Alyoşa!..

Alyoşa gözlerini yere indirerek:
- Buna isyan derler! dedi.

İvan karşısındakini etkileyen bir sesle:
- İsyan mı? dedi. Doğrusu senden böyle bir söz beklemezdim. İnsan isyan içinde yaşayabilir mi? Oysa ben yaşamak istiyorum. Şimdi bana doğru söyle, bak seni tartışmaya çağırıyorum! Bana karşılık ver, söyle: Bir an için düşün ki: 'İnsanlığın kaderi' denilen yapıyı sen meydana getiriyorsun. Amacın da sonunda insanları mutluluğa kavuşturmak, onlara en sonunda barışı ve rahatı kazandırmaktır! Yalnız, bunu sağlamak için kaçınılmaz bir şekilde , bir tek küçük varlığı, diyelim ki, intikamı alınmamış gözyaşları içinde mini mini yumruğu ile göğsünü döven o küçük çocuğu işkence içinde öldürmek gerekiyor. Öyle olsaydı, sen bu şartlar altında böyle bir yapının mimarı olmaya razı olur muydun? Söyle! Ama yalan olmasın söylediğin!..

Alyoşa yavaşça:
- Hayır razı olmazdım, dedi.

- Bundan başka, uğrunda o yapıyı meydana getirmeye çalıştığın insanların da işkence ile öldürülen küçüğün, intikamı alınmamış kanı pahasına elde edilecek mutluluğu kabul edeceklerini, kabul ettikten sonra da sonsuzluğa kadar mutlu kalabileceklerini düşünebilir misin?

..."

İvan Karamazov, kardeşi Aleksey Karamazov'a anlatırken. Devamı, Büyük Engizitör bölümü en az bunun kadar güzel, hatta bundan daha da güzel. Fakat elle yazıyorum, yeterli.

Karamazov Kardeşler, 337-342. sayfalar

2008/08/31

Dört Koldan Transfer


Sanıyorum, döndüm. Süper Kupa-Kuralar-Galatasaray-Premier Lig. Pek çok şey kaçtı, onlara bir ara değinmeye çalışırım. Şimdi, transferlere ufaktan bir giriş yapayım, yakın zamanda hazırlamayı düşündüğüm transfer dosyasına altyapı oluşturayım.

Nokta transfer, yıldız transferinden daha değerlidir benim için. Nokta transfer Doritos Dippas, yıldız transferi ise onun yoğurtlu sosudur bi başka boyutta. Yiyen bilir. Dippas, yoğurt-soslu yenmediği zaman o heyecan alınamaz, sadece karın doyar. Tek başına yoğurt yenir ise karın doymaz, aynı zamanda uyku gelir. Yoğurdu çok severiz millet olarak, her yemekte yenir. Bilgin Gökberk yazısına döndü, durum böyle diyerek toparlayayım. Bu paragrafın kahramanları Tottenham, Milan, Manchester City. Veya Pavlyuçenko, Şevşenko, Wright-Phillips. Tottenham, yaz döneminin yıldızıydı; sezon başlamadan markete gidip çerezleri almıştı. Bentley'i Modric'e batıra batıra yiyordu. Hatta son kullanma tarihi geçti sandığı Bent de ikinci paket olarak yetişmişti. Tadı kaçıran adam Berbatov oldu. Ramos'un takımı hücumda top tutamadı. Böyle olunca, Pavlyuçenko apar topar Londra'ya indi. Berbatov gibi çok nadir bulunabilecek forvetlerden. Noktanın noktası bir transfer bana göre. Tottenham'ın senelerdir transferin sıçan takımı olduğunu, takıma hep güzel adamlar kazandırıp istenileni alamadığını düşünürsek; Arşavin'in yerine Pavlyuçenko tercihi sürpriz denebilir. Berbatov sonrası kadro inanılmaz, Pavlyuçenko [Bent] - Arşavin [Giovani dos Santos] - Modric - Bentley - Jenas - Zokora [Huddlestone]. Bir de, gelecek hafta Tottenham-Aston Villa maçı var, çok acaip, geçen seneki 4-4'ten sonra 5-5 de bitebilir.

Diğer takımlar City ve Milan'ın hikayeleri benzer, aradığını bulamayıp yuvaya dönüş yapanlar. Rota önce kuzeye, Manchester'ın mavi kanadına. Aslında böyle hikayeler çok. Mid-table takımının yıldızını zengin kulüp kapar, oyuncu aradığını bulamaz ve kariyeri tepetaklak gider. Ezquerro, Sidwell, Ali Bilgin. Fenerbahçe bir dönem çok yapardı bunu, Kemal-Murat Hacıoğlu-Deniz-Uğur Boral-Zafer Biryol, kim yıldızlaşsa onu alırlardı. Aralarında aşama kat eden bir Uğur var, ki o da zorunluluktan, Tuncay'ın ayrılmasından 11'e girdi bilindiği üzere. SWP'nin ayrılışı sonrası City'de onun yerini doldurulamamıştı. Eriksson oraya Vassell'i koydu. Ben ikisini de hiç sevmem. Vassell'in dizi eline alması sonrası, şimdi yeniden Manchester City'de. Gecikmiş, bir başka nokta transfer. Hughes, o koridordaki açığı geç farketti ama düzgünce sıvadı. Bu transfer ve Jo'nun dönüşü Elano'yu uçurur. Mark Hughes cipsi hep soldan batırıyordu; artık çeşitli varyasyonlarla, sağdan-soldan-ortadan batıracak işin özü. Taş durduğu yerde ağır. Onca lüks transferden sonra Milan'ın 'asıl' transferi Şevşenko. Yılın en dramatik anı, El Nino'nun Atlético'ya karşı koşturması değil, Sheva'nın süper kupada Cech'e sallaması olacak kendi adıma. Bir de, Liverpool-Juventus-Manchester United-Real Madrid-Fenerbahçe hep kaybedecek hissi veriyor bana. Öyle de bir ara pas atmış olayım.



İkinci hikaye 'Transfer Yapamayanlar'. Nam-ı değer Real Madrid, Everton, Manchester United, Roma. Real'in durumu Canaydınlı Galatasaray'ı anımsatıyor. Transfer yapamayan takım. Sneijder-Van der Vaart-Heinze-Drenthe, bunlar hep güzel transferler ve takımı daha iyi bir oluşuma götürüyor, kesin. Fakat Real'in bunları biraz da zorunluluktan aldığı yadsınamayacak bir gerçek. Eskiden olsa Cazorla'dan vazgeçtikleri için almazlardı, şimdi, alamıyorlar. Galatasaray'ın milenyum başındaki harika oluşumunun yanı sıra, yapılan transferler de çok hoşuma gitmiştir Faruk Süren-Mehmet Cansun döneminde. Teknik direktörün çok konuşan, tribüne oynayan, maça etki edeni; başkanın transfer yapanı, teknik kadronun arkasında duranı makbul. Berbatov-Manchester United aşkına değinmek gereksiz, ben bu transferin nokta olduğunu düşünmediğimi belirteyim.

Bir başka konu, bilhassa İngiltere'de kiralık + bonservis taktiğinin hız kazanması. En garanti, en güzel transfer taktiği. Ya batacak ya çıkacak oyuncu alıyorsan kesinlikle böyle alacaksın. Amr Zaki ve Villanueva'dan sonra sürpriz şekilde Smolarek (Bolton) de bu taktikle İngiltere'de. Kıyıda köşede belirtmiştim Zaki'nin çok akıllıca bir hamle olduğundan. Fakat bu kadarını beklemiyordum kesinlikle. Wigan'ın sıfır risksiz çok iyi hamlesinin yanında, çok da iyi bir oyuncu aldığı anlaşılıyor. Üç forvetinden (Heskey-Zaki-Kamara) en fazla 15 gol beklediğim takımda, bu sayı şimdiden 4. Hull, Wigan'dan 5 yedikten sonra McShane'i kiraladı. İtalya'da da, Suazo, Benfica'ya bedelsiz kiralık gitti. 1-2 gün daha böyle transfer haberleri duymaya devam edicez gibi gözüküyor.

Son söz olarak Liverpool'un, pardon Benitez'in, transfer politikasını eleştirmek gerekiyor. Bunu, yazının dördüncü kolu olarak kabul ediyorum. Benitez'in transferlerini fazla, gereksiz ve kötü şeklinde özetleyebilirim. Gereksiz ve iyiyle, gereksiz ve kötü farklı şeyler. Robinho, Chelsea için gereksiz ama iyi; Keane, Liverpool için gereksiz 've' kötü transfer.



Liverpool, yeni bir oyuncu almak için bir oyuncusunu satmak durumunda. Nedeni ne peki? Nedeni, Rafa'nın gereksiz transferlerini, aynı zamanda çok pahalıya kapatması. Liverpool, 4-5-1'den dönmeyecekse eğer, Keane'i almanın mantığı nedir? Babel yokken sol açıkta kullanmak veya Torres'i de 'rotasyon'un içine sokmak mı? Keane, Inter macerası dışında İngiltere dışına çıkmamış bir oyuncu. Ben böyle adamlara güvenmem kesinlikle (Gerçi Toni'ye de güvenmiyordum). Peki, Barry'de bu kadar ısrar etmesinin, benim sinirlerimi hoplatmasının nedeni nedir? Barry, ön libero oynar, central-midfielder oynar, daha oynamaz. Gerrard-Mascherano-Xabi-Lucas o bölgede oynuyor senin takımında. Bu ısrarın nedeni ne? Farklı bölgelerde oynayabilmesi; sol bekte de kullabilmesiymiş! Barry'e o kadar para döküp sol-bek oynatacak!

Liverpool çok fazla transfer yapıyor. Fazla transfer göz çıkartmaz, aslında böyle düşünürüm. Ama Liverpool, sürekli aynı kalibrede adam transfer ediyor, sorun burada. Lucas çok iyi bir transfer, bir üst seviyeye çıkabilecek; Mascherano-Xabi'yi çok iyi back-up'layacak bir futbolcu. Yine Dossena, Clichy-Sagna kalibresine çıkabilir, beklemek lazım. Fakat zaten inanılmaz kalabalık olan defansa Degen'in ne gereği var? Agger gibi yükselen bir değer varken Skrtel nerden çıkıyor? Ve böyle iki oyuncun varken neden Hyypia'ya kalıyorsun? Anlamak güç. Carragher'ı bir kenara koyarsak, birbiriyle hemen hemen aynı seviyede 9 defans oyuncusuna sahip Liverpool! Ve bu 9 oyuncunun belki de hiçbiri Carvalho-Vidic-Evra gibi oyuncuların kalibresinde değil. O kaliteye çıkabilecek bilhassa oyuncu, Agger de şu an 11'de başlamıyor ne yazık ki.

Benitez, yıldız oyuncu transfer etmiyor. Yükselen yıldız şeklinde gördüğü oyuncuları almayı seviyor ve genelde de bu adamlar İber'den geliyor. Bu güzel bir şey. Ama bu umutla aldığı adamlar, beklediği gibi aşama kaydedemiyorlar, Liverpool'un 11'inde oynayan bazı oyuncular oldukça vasat. Reina-Agger-Babel-Lucas-Xabi-Mascherano-Torres'i ayrı tutmak gerek. Fakat Benayoun'da, Pennant'ta, Voronin'de, Kuyt'taki ısrar neden? Riera geldiği zaman ne kadar katkı yapacak? Kanat oyuncun yoksa neden olimpiyatlarda yükselen tangoculara, sambacılara saymıyorsun paralarını? Rafael Sobis, taş gibi futbolcu. Keane'den 10 milyon ucuza alır, Torres'i de gerçekten yedeklemiş olursun. Büyük umutlarla aldığın Babel, niye kenarda oturuyor? Aston Villa maçında 4 defansın önünde oynayan oyuncular, Mascherano-Xab-Lucas-Kuyt-N'Gog-Keane. Böyle bir kadroda, yarım saatte bir gol yeme potansiyeline sahip Aston Villa'ya karşı neden hiç oyuna sokmuyorsun? Oyunu niye bu kadar kısırlaştırıyorsun? Lanet olsun, Rafa!

Dixi.

2008/08/27

2008/08/22

Mehmet Demirkol


"Yazmazsam olmaz
Bu Pazar karşılıklı oturup program yapacağız. Yüz yüze bakacağız. Bu yüzden yazmak zor. Ama yazmamak daha zor ve yazmazsam kendime haksızlık yapmış olurum. Bu kadar adamı, arkadaşımı türlü yayınlar için eleştirip, Ömer Abi’yi eleştirmezsem, hem bana hem ona ayıp olur. Olimpiyat seviyesinde basketbol ve voleybolda oyun üzerine yorum yapacak bilgi ve birikime sahip olduğunu düşünmekle birlikte bu olacak iş değil. Bir basketbolcunun ilk takımı Celtics olmaz. Önce bir üniversitede, olmadı Kobe gibi lisede ya Lloyd Daniels gibi New York asfaltlarında kendini göstermek gerekir. Yorumculuğa da böyle bakmak lazım. Ömer Abi en iyisini yapmış olsa bile yine de herkes için bir şok oldu bu. Şimdi Kaan Kural’ı alsak ve Avrupa Şampiyonası Finalleri’nde TV’ye yorumcu olarak çıkarsak Ömer Abi ne der? (Gerçi şahane de yapardı ya!) Yani Ömer Abi kızmasın, ama keşke hiç yapmasaydı.

Alfabe farklı olunca
Beijing olmaz Beycin olur diye yazdım ya, değerli dostum Bülent Tuncay da dalga geçmiş. O zaman L’Equipe’i, Löqip yazalım diye. Bir kere Löquipe okunmaz o, Lekip okunur. Ayrıca öneri değil kuraldır bu. Başka ‘ALFABE’yle yazılan özel isimler, Çin, Rus, Japon, Arap, Yunan vs. okunduğu gibi yazılmalı. İngiliz de öyle yapıyor. Biz onun yazdığı gibi yazıp sonra kendi okuduğumuz gibi okuyoruz. Niye? "

Konuşmasından, sürekli ıh cık etmesinden rahatsız olurum aslında, Burcu Esmersoy da bunu çok yapar; fakat değindiği noktalar gerçekten çok iyi, çok önemli. Galatasaray mezunu adamın hali başka oluyor.

Enerji politikaları

2008/08/21

It doesn't make any sense!


Ben sorunun hep Eriksson'da olduğunu düşünmüştüm İngilizler için. Capello'yla yeni bir heyecan geldiği kesin, ama değişen bir şey yok. Acaip şeyler oldu bu akşam; Capello'nun taktiği sahiden bu mu bilmiyorum da İngiltere'nin düşüncesi, Beckham'a topu verip, açacağı ortalarda kafayla gol bulmaktı. Kafayla diyorum, çünkü 2315 ortanın hiçbiri Rooney'nin vole vuracağı, göğüsle alacağı şekilde gelmedi. Bu ortalarda Ujfalusi'yle kafaya çıkan da Defoe'ydi, Rooney'di; ikinci yarıda e hadi Heskey'di. Şaka gibi, Fransa-İsveç maçından da 5 gol çıktı. Fransa'nın İsveç'e 3 attığına mı şaşırayım, İsveç'ten 2 yediğine mi şaşırayım, yoksa bu ikisinin hazırlık maçında olmasına mı şaşırayım bilemedim.

Gareth Barry, vasatın çok altında oynayan Lampard'a ve pek hazır olmayan Gerrard'a rağmen bana fazlalık gözüktü. Fazlalık, sanıyorum en uygun kelime. Çocuğun oynadığı oyun iyi, fakat böyle iki üst düzey oyuncu varken bir üçüncü orta sahaya gerek yok. Onun oynaması, Gerrard'ın sol açıkta oynamasına neden oluyor aynı zamanda ki bu hem Gerrard'ın, hem sol açığın verimini düşürüyor. Bu konuya uzun uzun değindim daha önce. Hücumun verimliliği ve akıcı oyun oynanması açısından gerekli olan bu. Zaten oyun stilinizi oturtup, 'oynamaya' başladığınızda çoğu şey halloluyor (bknz. Arsenal). Yanlış bir ifade var. Galatasaray'ın gol sorunu var deniyor. Değil. Galatasaray'ın sorunu, oyun planını oturtamaması. İkinci yarı girilen pozisyonlar, Nonda'nın golü ve daha nicesi gösterdi ki, orta saha top yapabildiğinde Nonda istediği kadar kaçırsın (Çok üst düzey forvet olmasa da, Hakan'dan az kaçıracağı kesin) bu takım gol atabilir. Barry oynamadığında hem Gerrard göbeğe geçip maksimumla oynayacak hem de Cole sola geçip o koridoru yıpratacak. Çözüm bu. Rahat adam geçen ve sürpriz goller atabilen (bu önemli) bir adamın İngiltere 11'inde kesinlikle bulunması gerek. Cole-Gerrard-Lampard-Beckham-Rooney-Crouch benim kadro seçimim olur.

Kadro kağıt üstünde çok iyi fakat bu adamlar birbirlerini tamamlamıyor kesinlikle. Beckham'ı hücumda etkin kullanmak için top tutabilen, ortalara iyi karşılık veren bir forvet gerekir. Rooney'nin bunla alakası yok. Zaten sabit forvet değil, zaman zaman orta sahaya top almaya gelen bir oyuncu. Onu etkili kullanmak için bol bol bindirme yapan, yarım forvet oyuncularla beslemen gerekir. Ne Van Nistelrooy ne de Ronaldo İngiliz olduğundan çok ters bir durum bu. Lampard'la Gerrard da birbirine çok benzer oyuncular mesela. Gol atarlar, asist yaparlar; ama baktığında Deco gibi bir oyuncu da değillerdir; onlar daha çok orta sahada bel kemiği olan adamlar. Lider özellikli, oraları derleyen toparlayan. Ama hangisini keseceksin?



Şili maçına gelirsek, Terim döneminde oynadığımız en iyi hazırlık maçı gibi göründü bana. Makine düzeninde değiliz belki ama diğer kabus maçları düşünürsek savunmada hata yapmadığımız (ikinci yarının başını izlemedim, orada olduysa bilemem), ara ara düzgün ataklar geliştirdiğimiz bir maç olduğunu söylemek mümkün. Halil ve en sonunda Nuri'yi yeniden takımda görmek oldukça güzel. Sıra Yıldıray'da. Bu sefer daha düzgün bir takımla giriyoruz elemelere. İlk maç Ermenistan'la olacak ve muhtemelen politika futbolun önüne geçecek. Belçika'nın yeni jenerasyonu çok iyi, onlara çok dikkat etmek gerekiyor ayrıca.

***Ertesi gün şöyle iki yazı gelmiş: Rooney pours his heart out, but in the wrong places -- We're killing Gerrard by playing him left midfield.

Atletico Madrid

2008/08/20

İlk Hazırlık


Milli takım 2010 için ilk hazırlık maçına çıkıyor. Sadece biz değil, hemen her ülkenin maçı var aslında. İsveç-Fransa maçı acaip. Lippi, Brückner'e karşı. Queiroz ilk sınavı Faroe maçıyla veriyor. NTVSpor İngiltere, Kanal A Almanya maçını almış. Slovenya-Hırvatistan maçı var, Yugoslav derbisi. Rusya-Hollanda gecenin en keyifli maçına aday, Portakallar Van Persie'yle önde şu an.

Türkiye-Şili, TRT 1-20:55
Almanya-Belçika, Kanal A-21:30
İngiltere-Çek Cumhuriyeti, NTVSpor-22:00

Maç Listesi

2008/08/19

Genç Senna


Kezman'ın Paris'e uçmasından sonra Fenerbahçe yeniden Senna'ya döndü Marca'ya göre. Sözü edilen para 20 milyon! Herhalde bu adamı da getirirlerse, bir çeyrek final daha görememek başarısızlık sayılacak. Şanssızlıkları, Villareal'in de sezonu iyi yerde bitirmesi, Şampiyonlar ligine katılacak olması. En azından 1-2 sene daha bu performans civarında olacağını düşünürsek 'yaşlı, satalım' da demeyecekler. İş parada bitiyor. Çıta 20'den 30'a çıkarsa belki, yoksa iş zor. Gerçi Hürriyet işi çoktan bitirmiş, Senna bir-iki güne İstanbul'da.

Fiyodor Mihayloviç Dostoyevskiiy


"Ölümsüzlüğün hayal edemeyeceğimiz, kavrayamayacağımız bir şey olduğunu
düşünürüz. Büyük, çok büyük, uçsuz bucaksız bir şey! Peki ya eğer ufak bir oda,
belki bir hamam, siyah ve pis, her köşesi örümceklerle dolu bir hamamsa? ”
- Fiyodor Mihayloviç Dostoyevskiiy

İlk Haftanın Ardından

Liglerin açılış haftalarından sonra şöyle uzun uzun sallamak da pek keyifli. Babama gidip de 85 milyon daha basar mısın mı diyeyim, pek peyifli açamadık gerçi. Ama yine de justin.tv alternatif olarak güzel bir site, oraya bir alkış. Şimdi bakıyorum, 90'a çaktığım da olmuş; kendi kaleme attığım da. Tottenham'ı basan bir takım olarak biliyorduk :sergen yalcin:, Arsenal'in de ilk 11'i belliydi :hakan ünsal: halbuki.

Bu aralar gruplamayı seviyorum; yine oradan gideyim. Oha, çüş dedirtenler; ben demiştim dedirtenler ve yanılmışım dedirtenler olarak üçe ayırayım maçları. Boro-Spurs maçı oha dedirtti; Manchesterlıların dökülmesini, Villa'nın 3-4 atacağını, Chelsea'nin çocuğu koyacağını, Hull'un şaşırtabileceğini bekliyordum; Stoke'nin bir puanı çıkaracağı, Adebayor'un artık gol kaçırmayacağı, Sunderland'in puan alacağı, Everton'ın en çok bir gol atıp, en çok bir gol yiyeceği konusunda ise yanıldım. Şimdi bunları bi açalım.

Middlesbrough-Tottenham maçında kendi kaleme golüm var. Hatırlayanlar olacaktır, Enckelman bir geri pası ayağından kaçırıp gol yemişti; hem de öyle bir gol attım kendi kaleme. Anadolu kulüplerinden ayırdığım Tottenham berbattı. Hücumda yoktular. Tek-forvet-Bent'li sistem işlemedi. Tek forvet oynayacaklarsa Berbatov'un kalması gerekir zaten, Ramos'un bu tercihi eleştirilebilir. Yalnız 3 pure defans ve 1 pure forvetli çıkması da bir acayipti. İlk yarı Middlesbrough Kayseri, Tottenham Galatasaray'dı. İki pas yapamadılar, orta sahadaki o inanılmaz güce rağmen. Boro'ysa harikaydı, Tuncay bir ara takımın performansının üzerine çıktı; ki spikeri 'Tuncaay is everywhere' söyletmeye kadar götürdü. Forvette oynamayınca daha iyi oluyor bu adam diye söylemiştim previewde. Umuyorum orada kalır, Arca'nın sakatlığı yüzünden oynamamıştır. Bir de Mido-Digard, Shawky-Aliyediyer'in yerine gelirse tam olur. Aliyediyer kaçtır oynuyor, Arsenal'de de kaç sene oynadı; ne kadar üzerine koydu? Biraz kulübeyi ısıtsın. Defans yine sağlam, Wheater bıraktığı yerden devam edenlerden. Şöyle defans oyuncularını seviyorum, hem geride klas hem kornerden golcü. Bizden Laursen, işte buradan Wheater, Everton'dan Lescott bu tarzın öncüleri.

Arsenal aynı tas aynı hamam. Maçın başında yine inanılmaz baskı ve sonlara doğru biraz tempoyu düşürüp yapılan ayağa paslar göze çok hoş gelen oyun izletti. Nasri harika bir debut yaptı, zaten gol o kadar erken gelince ilk yarım saatte 3'ü bulup ikinci yarı zevksiz geçer diyordum. Ama gerisi gelmedi. Adebayor'un artık gol atmayı öğrenmesi, Afrikalı bir santrafor olmanın ötesine geçmesi lazım. Drogba ve Eto'o bunu başardılar. Drogba artık aynı zamanda durduğu yerden füze çıkarabilen bir futbolcu. Afrikalı oyuncu deyince fiziği çok iyi olan ve bu fiziğini çok iyi kullanan oyuncu aklıma geliyor. Dahası değil. Zaten o yüzden dünyanın en iyi ön liberoları genelde Afrika'dan çıkıyor. Yani şöyle söyleyeyim, Torres geçen sene attığı 24 gol için 35 net gol pozisyonuna girdiyse, Adebayor aynı sayı için 50'yi buldu muhtemelen. Hele yerlere yatıran bir pozisyon vardı ki maçta, kaleciyle karşı karşıya sol çaprazdan şutu sağ korner direğine kadar gitti. Hava toplarında iyi, arkadaşlarına alan yaratıyor falan ama bir yere kadar. Top tekniğini de gelitşirmesi lazım, zaman zaman bir şeyler yapmak isterken topu ayağından fazla aşıyor veya birebirde çok etkisiz kalıyor; ama şimdilik gol atması yeterli. Van Persie ve Toure'nin yedek başlaması bir acayipti, Toure'nin oyuna girdikten sonra orta sahaya geçmesi daha bi acayipti. Geçen sene Eboue'den sağ açık mı olur diyordum Wenger'e, fakat ön liberoda hiç de sırıtmadı. Taş gibi de oynadı. Bendtner'se bana göre zorunlu kalınmadıkça (Adebayor'un imandan çıkarması, Van Persie-Eduardo'nun aynı anda sakat olması) ilk 11 başlamaması gereken bir adam. Van Persie duruyorken ve hatta Euro 2008'de pasını biraz atmış gibi gözükürken çok riskli bi fanteziydi. Miller çok karıştırdı defansı, birini atabilse sonuçları ağır olurdu. West Brom, Arsenal'ın gazı gittikten sonra gayet iyi top oynadı. Kadro olarak ligde kalmaya, bence yeterliler. Zaman zaman Do-Heon'un forveti ikilmesiyle 4-4-2'ye dönen 4-5-1'de Miller ilerdeki adam olarak hiç de sırıtmadı, seneye fantasy'de 6.0 netten girecek havası var. Gerçi Moore iyilişince n'olacağı bilinmez. Sağ kanatı hiç işletemediler yalnız. Greening ve Cech iyi başlayamayanlardan.

Manchester City sezona bir türlü hazırlanamadı. Hughes'tan klasik bir 'Bu takımın kondisyonu ne halde, hoca?' göndermesi bile geldi. Portsmouth ve Manchester United da ilk haftaları çok zor geçirecek takımlar. Aslında bu 3 takım için sorun, hazır olmamanın yanında oyuncu eksikliği. Manchester paslaşma-takım savunması vs. açısından kaldığı yerden devam etti örneğin (Gerçi Newcastle maçını izleyemedim, Portsmouth maçına göre konuşuyorum). Ama bu takımda da farkı yaratan adam Ronaldo'ydu. Ronaldo oynasa takımın geri kalanı sırıtsa yine olmazdı; ama takımın hepsi oynayıp Ronaldo oynamayınca da olmuyor. Geçen senenin başında ne kadar tutuk oynadıklarını, 1-0 serileri yaptıklarını biliyoruz. Mourinho döneminin Chelsea'si de böyleydi, 1-0 serilerini kapatan adam Arjen Robben'di o zaman. Asıl silahı savunma olan takımlarda bu tür sorunlar olabiliyor. Şu an Manchester'ın ihtiyacı olan adam Berbatov mu, emin değilim. Bosingwa kesin bir ihtiyaçtı örneğin, kanatlarda iki beygir; bir tarafta Evra, bir tarafta Bosingwa önlerinde Nani ve Ronaldo. Fakat daha önce de dedim; bu sene Manchester'ı Portekizliler yaktı. Ronaldo'nun geçen seneki performansını yakalaması imkansız. 2 ay kadar zaten oynamayacak ama ondan sonra da ne kadar oynayacak? Arsenal-Henry ilişkisini hatırlatıyor bana. Takım Ronaldo'ya bağlı, Ronaldo cık cık etmeye başlıyor, sonra sakatlık, performans düşüşü, sezon sonu İspanya'ya uçuş ve başarısız bir sezon. Daha önce Aceto Bülent abi de yazmıştı (Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum aynı zamanda), Ronaldo sabit forvetle etkili olamıyor diye. Kesinlikle katılıyorum. Ayrıca Ronaldo buradaki kadar rahat da olmayacak, büyük bir mali yükün yanında takımdaki dengeleri de bozacak muhtemelen. Şu durumda Sir'in ihtiyacının Berbatov değil, bir sol açık oyuncusu olduğunu düşünüyorum. Unitedlı arkadaşlar kızacaklar belki ama, Giggs o 'wizard' olduğu dönemlerden uzaklaşıyor gün geçtikçe. Scholes da yaşlandı fakat sırıtmıyor, Anderson'ın çok iyi bir kumaşı olduğunu düşünüyorum örneğin, ama henüz fazla oynamamasını da sakıncalı bulmuyorum. Nani varken artık üstüne gidilmeli, çirkef-acaip bir adam da olsa. Zaten öyle adam bulunuyor genelde bu camiada. Eric 'legend' Cantona, sonra Roy Keane, Rooney, Ronaldo vs.

Pompey'in eksiği yine kanat, City'nin de yine kanat ve ayrıca forvet. Portsmouth, Crouch-Defoe'yle ligin en komple yerli forvet ikilisini kurmuş durumda. James inanılmaz güven veren bir kaleci ve yaşlı oyunculardan kurulmuş da olsa sağlam da defansa sahipler. Fakat top tutma-pas yapma konusunda inanılmaz sıkıntıları var. Forvetteki ikili gerek Manchester gerek Chelsea maçlarında hiçbir varlık gösteremediler. Top geçmedi çünkü bu adamlara. Daha zayıf rakiplerle oynayacakları maçlarda bu kadar zorlanmayacaklar belki ama kesinlikle çözümlenmesi gereken bir sorun. Şu anda asıl pozisyonu kanat olan sadece yeni transfer Jerome Thomas var! Ne Kranjcar, ne Diop, ne de Mendes (Rangers'a gitti zaten) kanatta oynayacak oyuncu değil. Bu yüzden oraları verimli kullanamadıkları gibi bu oyuncuların performanslarının düşmesine neden oluyorlar. Alex'in yeni oynadığı pozisyon gibi. Hem oyuncunun hem de mevkinin verimini düşürüyor. Kranjcar-Diarra çok klas, çok komple bir ikili olabilirler göbekte. Sol açığa Thomas yerine isterse beni koysun, takım daha tıkırında işleyecek bu durumda, şayet o bölgeyi yine kullanamayacaklar ama göbekten çok iyi bir güç haline gelecekler. Mark Hughes bu hatasını gördü ve hemen telafi etti. Elano winger oynayabilitesi olan adam değil. Etuhu'yla başladı, yapılması gereken bu. Sağ bekimiz eksik diye takımın en komple orta saha oyuncularından birini (Hamit'i diyorum) orada oynatmak zorunda değiliz. City'nin bir de forvet problemi var yazdım başta, ama bu biraz karışık; forvet alacaklarsa önce 2-3 tanesini satmaları gerekiyor. Bunun dışında Şovn Rayt Filips'i geri getirmeleri veya o ayarda adam almaları lazım. Ve bir de Gelson-Hamann'dan birini oynatacaklar mı, bunu kararlaştırmalılar. Yani durum karışık. Preview yazımda City düzeni oturtana kadar çok puan kaybederse Newcastle yetişebilir diye bir şeyler gevelemiştim, bu düzeni oturtmanın süresi de Hughes'ın elinde. Taksin'in başkanlığı da tehlikede olduğundan şu dönemde West Ham'a karşı bir galibiyet almalı ve Midtyjlland'i bir şekilde geçmeyi başarmalı. Sonra transferleri yapıp işine koyulmalı. Bana göre 4-5-1'e devam edip, Gelson-Johnson-Petrov-Elano-Yeni sağ açık-Jo şeklinde oynaması ve Sturridge-Caicedo'dan birini kiralayıp injury-prone olmayan bir forvet almaso gerek deyip bir başka maviye geçeyim.

Chelsea sezonun en hazır, en komplike takımı. Bir sürpriz olmazsa geçen sene United'ın yaptığını (Lig+Şampiyonlar Ligi) tekrarlayacaklar. Ballack'ın yedek kalabileceği bir takımdan bahsediyoruz sonuçta. Scolari de hiçbir mazaretinin olmadığının farkında. Lampard uzun süre sonra o eski halini hatırlattı bana. Deco ile birlikte inanılmaz oynadı. Anelka konusunu ise bilemiyorum. Bana hep bir alt takımın golcüsü gibi geliyor. İspanya'da Valencia'nın, İtalya'da Fiorentina, İngiltere'de Tottenham'ın. Scolari'nin ikinci yapacağı hamle Drogba'yı toparlamak olmalı. Şayet oraya bir de Drogba eklendiğinde, sistem daha bir canavar gibi işleyecek. Essien'in sakatlığı yok diye biliyorum; gerçi maçı Makedonya kanalından izlediğimden spiker bahsetmiş de olabilir, oynamaması oldukça enteresan. Bu sezon en önemli performans göstereceğini düşündüğüm adamlardandı halbuki. Gerçi oynayacaktır yine ama Mikel'i FA Cup, formalite şampiyonlar ligi maçları için düşünüyorum daha çok.

Bizim çocuklar (Aston Villa), tam gaz gidiyor. Gabby oğlan 7 dakikada hat-trick yapıp Capello'ya mesajı yolladı. Mesaj yerine ulaşacaktır muhtemelen ama İngiltere'nin önde tek Rooney, 4-5-1 sistemiyle oynaması daha mantıklı. Şimdi bundan bahsetmek ne alakaysa. Villa'nın enteresan yönü, çok gol atıyor gibi gözükse de aslında öyle aman aman gol pozisyonuna girmemesi. İlk yarı maç ortadaydı, ikinci yarı Carew perdeyi açınca açık oynanmayı başladı; Agbonlahor da girdiğini attı. Maçlar gerçekten çok keyifli oluyor. Martin O'Neill yerinde duramayan bi adam, o hopluyor zıplıyor; ikinci yarılarda top bir oraya, bir buraya gidiyor; Young kanattan bindiriyor, Laursen kornerden golü yazıyor, 2 dakika geçmiyor golü yiyoruz, sonra aynı senaryo falan geçip gidiyor maçlar. Kadro bu yaz çok genişletildi fakat halen bir sağ açık ve bundan daha önemlisi yedek forvete ihtiyacımız var. İkinci transfer döneminde halledilecek muhtemelen.

Diğer maçları izleyemedim; yine de hemen bir özet geçeyim. Yazılanlara göre Liverpool 3 puanı zor kurtarmış; tam bir 0-0 maçıydı maç öncesi, yazık olmuş. Sunderland transferlere devam ediyor. Rio Ferdinand'ın kardeşi Anton tamammış, Benni McCarty de yolda. Hull lige harika girdi. Ligde kalmak için kendi evlerinde, 15-20. sıra arası gidip gelecek takımları mutlaka yenmeleri gerekiyordu. İlk engeli başarıyla geçtiler. Stoke'dan beklentilerim vardı, fakat Bolton'a kolay teslim olmuşlar. Onlar için iyi değil; şayet Bolton kesinlikle zorlamaları gereken bir takım. Everton-Blackburn maçı yine kendi kaleme attıklarımdan. Neville ve Jagielka'nın geçen sene defansta oynadığını göz önünde bulundurursak 6 savunma nitelikli adamla, kendi sahalarında Blackburn'den 3 yemeleri inanılmaz. Ince kredileri toplamaya başladı. Rus ruletine yazdığım Villanueva oynamamış, oynadığı vakit izlemek lazım o çocuğu. Everton'ın fikstürü fena değil ayrıca; fantasyde Arteta veya Yakubu iyi tercihler olur. Ve West Ham 2-1 kazanmış Wigan önünde, berbat bir maç olmuştur diye tahmin ediyorum.

2008/08/18

Olympic God


Öğlen girdiğimde Liu olayını not etmiştim. Beijing'e girdiysek şu adamı da not etmek lazım diye düşündüm şimdi. Elbette Isınbayeva'ya, Bolt'a ve daha nicelerine de aynı tarifeyi uygulamak lazım; fakat fark etmişsinizdir bu aralar resimle ilgili problemim var. Kendi bilgisayarımı kullanamıyorum. Tasarımda ufak ayarları da bu yüzden yapamıyorum, photoshop'a sahip değilim. Olimpiyatlar aslında yazmaktan çok hoşlandığım bir konu değil, bazı şeyler vardır hani; oturup izlemek büyük keyif verir, bu da öyle. Yüzmede Cesar Cielo Filho, jimnastikte Shawn Johnson şu ana kadar en çok gözüme girenler diyerek kapatayım.

Liu Xiang


Çin'in atletizmde en büyük favorisi, 110 m engelli koşucusu Liu Xiang. Henüz elemelerde hatalı çıkıştan sonra sakatlığını öne sürerek tünele gitti. Çin için büyük bir hayal kırıklığı. Sakatlanacak diye arabaya bindirilmeyen bir atletten bahsediyoruz. Ne zaman ne olacağı hiç belli olmuyor işte. Bunun yanında yiyeceği yemekler de planlı, bu planın dışına çıkması kesinlikle yasak. Diğer sporculara oranlı daha katı bir disiplinde. NTVSpor'un bu durumdan sıkıldığı için, bilerek yaptı diyenler var yazdığını da gördüm. Doğru da olabilir. Adam Nelson'ın elendiğinde yaşadığı o inanılmaz hayal kırıklığını onda göremedim. Basit bir sakatlık da olabilir, illa ki komplo teorisi üretmek gerekmiyor; fakat Çin halkında çok büyük bir boşluk yaratacağı kesin.

2008/08/15

Premiership Preview

Ve evet, yazı biraz gecikti.

League Table & SporMAX

1-Chelsea
2-Manchester United
3-Arsenal
4-Liverpool
5-Tottenham
6-Aston Villa
7-Portsmouth
8-Everton
9-Manchester City
10-Newcastle
11-Blackburn
12-Sunderland
13-West Ham
14-Boro
15-Wigan
16-West Brom
17-Fulham
18-Bolton
19-Stoke City
20-Hull City

Tablom böyle. Bazı takımlar konusunda oldukça eminim, örneğin Chelsea, Aston Villa, Newcastle. Fakat öyle bir durum söz konusu ki 13'e yazdığım West Ham küme düşse, sanıyorum pek şaşırmam.

Ligde çok ciddi bloklaşma olacağını düşünüyorum. Bu blokların ilk grubunu Chelsea ve Manchester United dolduracak muhtemelen. Title Contenders. Bu ikisi yanlarına yaklaştırmayacaklar kimseyi. Ne Liverpool'u, ne Arsenal'i, ne Tottenham'ı. Chelsea'nin muhakkak alacağını düşünsem de puan farkı da 3-4'den fazla olmayacaktır tahminim. Sonra şampiyonlar ligi challenger'ları gelecek. Liverpool, Arsenal. Ve Tottenham. Hazırlık dönemi gösterdi ki Tottenham geçen seneki Everton'dan çok farklı bir takım. İlk 4'ü zorlayan Anadolu kulübü (geçen sene Everton bu yöndeydi) tadında değil, daha çok beşinci büyük gibi. Kayserispor düzgün bir yakıştırma olur. Bu ikinci grup ilkinden 6-7 puanla ayrılacak. Fakat kendi aralarındaki fark da 3'ü, 4'ü geçmeyecek. Sonra arkalarından 'esas Anadolu kulüpleri' geliyor. Aston Villa, Portsmouth, Everton, Manchester City. Alacağı oyuncuların kalibreleri belli, oynayacakları top belli. Bizim adımız Joe Cole'la geçiyor örneğin, fakat Cole İstanbul görmüş bir adam. Anadolu'ya dönmesi zor. Ronaldinho'yu isteyen kulüp Tottenham olsa, belki şu an İtalya'da olmayacaktı örneğin. Bu takımlar neresinden bakılırsa bakılsın ligin elit ekiplerinden. Şu an gerek kadrosu, gerek staff'ıyla en hazırları Aston Villa (Kendi takımım diye demiyorum), Midtyjlland karşısında rezil de olsa en potansiyellileri de Manchester City. Everton bir türlü alamıyor, Moutinho'yu geçtim; aptal sarışın Alan Smith'i bile alamadılar. E kimi alıcan abicim o zaman sen? Jagielka, Baines de güzel oyuncular ama lige her yeni çıkan takımın oyuncuları o kadar iyi olmuyor. Portsmouth da şimdilik iyi yolda. FA Cup biraz yanıltıcı, şans faktörü önemliydi. Henüz ikinci grubu zorlayacak seviyede değiller. İstikrarları sürecektir ve Everton daha uzun ömürlü olacaktır sanıyorum, fakat işte 'henüz' değil. Aston Villa, Tottenham'a 10 puan geriden yetişir anca. Gerek UEFA macerası, gerek diğer takımlar oturana kadar çok puan kaybedeceğinden. Diğer 3 takım da yine 3'er 4'er puan farklarla ayrılır.

Grup 4. Tatsız, tutsuz, amaçsız, hedefsiz takımlar grubu. Newcastle, West Ham, Boro buraya ait. Boro buranın yıllardır müdavimi. West Ham da o yolda. Fakat Newcastle bir sonra yazacağım 'olacak amcası' grubuna dahil olabilir bu seneki performansı sonrası. Boro, tipsiz McClaren'in UEFA finali oynatmasının dışında senelerdir aynı yerde. Ligten düşmez, ama 10. sıranın üzerine de çıkmaz. Kadro seviyesi de öyledir, hiçbir sezon bir önceki sezonun çok üstü takım kurulmaz fakat çok kan kaybedilerek de girilmez. Bunun adı istikrardır aslında. Fakat istikrar her zaman doğru adım demek değildir, bunu iyi ayırmak lazım. Southgate tercihleri bence yanlış, Premier Lig teknik direktörü değil. Peki Paul Ince öyle mi? Onu zaman gösterecek. Tuncay direk forvet çıktığında etkili olamıyor, Fener'i hiç mi izlemedi veya bunu kendi takımında hiç mi göremedi anlamak güç. Orta saha yaratıcı özürlüydü; Boateng sonrası emekçi adamını da kaybetti. Tuncayı koy forvet arkasına, serbest oynasın. Daha az gol atsın, daha verimli oynasın. West Ham'ın durumu çok karışık. Behrami-Lastuvka dışında transfer yapmadılar. Gerek de yok belki. Ama kadronun yarısı injury-prone. Craig Bellamy kahvaltı ederken sakatlanabilir örneğin. Onun dışında Ljugberg'in kontratı da feshettiler. Sakatlıklar nüksederse ligde zor bile kalabilir takım, fakat her şey toz pembe giderse de geçen seneki yerlerini (10.luk) koruyacaklar muhtemelen. Newcastle da ne idüğü belirsiz bir takım fakat istem dışı bu sezon genel olarak kadrolarını korudular. Kadro belki çok yeterli değil, ama ilk hedef ligte başarı değil kadroda düzen olacağından doğrusunu da yaptılar. Gutierrez iyi bir transfer olabilir. Coloccini gayet güzel. Takımda bir Arjantinli geleneği başlamış durumda. Bir ara Aimar'ı da alıyorlardı. Grup 4 , 3'ten inanılmaz kopacak diye düşünüyorum. Belki puan olarak değil ama, oynanan oyun açısından. Biz mid-table takımlarıyız, biz top-table takımlarıyız diye ayrılacaklar oynadıkları topla. City düzenini ayarlayana kadar çok puan kaybederse, puan farkı az olabilir, 5'e kadar inebilir örneğin. Ama olmaz böyle bir şey, sanıyorum orası da 10 puan civarı olur.

Grup 5, 'olucak amcası'na geçelim. Buraya Blackburn ve Sunderland'i yazıyorum. Grup 4'e puan sıralamasında çok yakın olacaklar. Hatta onları geçebilirler de. Farkları ne peki? Farkları bir şeyler yapabilecek potansiyeli taşımaları, belli bir heyecan yaşatmaları. Özellikle Sunderland çok iyi yansıtıyor bu karakteri. Keane geçen seneki kadrodan maximum verimi sağladı. Bu sene de sağlayacaktır. 2 grup atlayıp 3'e geçebilmeleri için çok flaş transferler gerekmiyor, her sene Malbranque (Hiç sevmem bu adamı, ayrıca belirteyim)-Chimbonda tadında 2 transfer yapsalar bile bunu sağlayabilirler. Blackburn adanın kapalı kutusu, medyanın 'kara'ladığı takım. Hughes sonrası eski başarıyı yakalayamayacağı, Big Sam sonrası Bolton statüsüne düşecekleri konuşuluyor. Blackburn'ün seviye düşeceği doğrudur, fakat kesinlikle Bolton olmaz. Bolton farklıydı. Hughes'ın da, Allardayce'ın da sihrini yaratan doğru transferler, fakat bakıldığında Bolton'ın Santa Cruz-Bentley-Friedel gibi topçuları olmadı. Hughes, çok cüzi fiyata yıldız potansiyelli oyuncuları getirerek fark yarattı, takımı böylece kademe atlattı; Allardayce ise kariyerinin sonuna gelmiş, Campo gibi, Hierro gibi veteran oyuncularla Nolan-Jaaskelainen gibi adamları iyi harmanlayıp onlardan maksimum verim alarak bunu başardı. Bolton'ın Sam sonrası çöküşü bu. Onların zaten süper bir kadrosu olmamıştı, yeni gelen adamın orayı doldurması bu yüzden çok zordu; hatta imkansızdı. Örneğin, Keane'siz bir Sunderland sezonu sonuncu da bitirebilir, o havaya kaybetmesinin etkisiyle. Paul Ince çok sıkıntısız bir sezon geçirecek bana göre. Zaten herkes performans düşüklüğü beklediğinden geçen seneki dereceyi korusa büyük başarı sayılacak. Peki, bakıldığında Friedel'la Bentley dışında kayıp var mı? Yok. Friedel büyük kayıp. Robinson yeterli bir adam değil. Bentley artık kademe atlayan bir adam oldu, ama ayrılmasının da çok büyük sıkıntı yaşatacağını düşünmüyorum. Villanueva bana kalırsa çok ama çok akıllıca bir hamle. Amr Zaki (Wigan) de öyle şayet. Latinlerin adayı genelde kaldıramadığını düşünürsek, bonservisle almak hele hele takımın sembollerinden Bentley'i replace edeceğini düşünürsek, çok büyük risk olurdu. Ama kiralayınca böyle bir sorun yok. Başarılı olursa, 5 milyonu basar, alır; Bentley'i 15 milyona verdiğini düşünüp kâr ettim dersin. Başarılı olamazsa da bi şey kaybetmez, geri yollarsın. Zaten beklentisiz bir sezon.

Geçelim 6'ya. 6'yı 'enjoy the challenge' takımları oluşturuyor. Bunlar hem ligten düşmesi hem de safe mid table'a oynaması zor takımlar. West Brom tam buranın takımı olacak gibi duruyor. Wigan'la Fulham geçici olarak ikamet ediyor. Kendi aralarında oynadıkları maçların alt bitmesi oldukça olası. Bir üstteki ve bir alttaki gruptan kopmalarını bekliyorum ayrıca. West Brom, Bolton'dan 5 puan üstte, Boro'dan 10 puan altta bitirebilir. Son grubu da ligden düşmesi muhtemel takımlar oluşturuyor. Bolton, Stoke ve Hull. Stoke ve Hull bütçesi, seviyesi belli takımlar. Hull City 5 yıl önce 2 alt ligin orta sıra takımıydı. Tarihinde ilk kez en üst arenada. Stoke'nin kadrosu hala Championship seviyesinde, ama onların sürpriz yapması muhtemel. 3 sıra üstte bitirseler çok sürpriz değil.

Digiturk'ün Turkcell Süper Ligi kaptırma telaşıyla tüm ligleri kapatma hevesine de değinmek gerekiyor. Geçen sene Fox'a kalmadığımız, Digiturk'e sahip olduğumuz için seviniyorduk. Fox Sports yayınlıyordu 70. kanalda, bilmeyenlere. Bu sene ne bileyim Samanyolu da alsa daha çok sevinirdim sanıyorum, şayet Digiturk'ün ihaleyi kazanması sonucu ligi izlemek için bir 40-50 milyon daha vermemiz gerekicek. Bir de bu konuda genelde konuşulan, futbol yayıncılığında berbat olduğumuz; sanal reklamlar, spiker rezillikleri vs vs. Aceto abi de buna değinmiş bugün. Ama ben bunlarda değilim. Evet, bu durumda olmamız çok üzücü. Fakat, tek istediğim Premier Lig maçlarını televizyonunun karşısına kurulup yayıla yayıla, keyifle seyretmek. Sesini açmak, gol olduğunda o 'yeaaa' sesini hissetmek. HD kalitesinde bunlar daha 'yaşanır' elbet ama Digiturk plus da kaç kişide var? Mecburen internetten, uydudan, oradan-buradan ufacık ekranlarda izleyicez. Maçların verileceği SporMAX henüz yayında değil ve eko-spor paketine sahip olanlar bile izleyemiyor denilenlere göre. Dolayısıyla henüz düzen oturtulamamış durumda. Ligin ilk haftası gümbürtüye gidecektir muhtemelen. Ama henüz ne yapılacağının kesin belli olmaması, beni ufak ufak ümitlendiriyor yine de. Beklemek lazım.

İlk hafta maçlarından beklentilerimi de yazsam iyi olacak, ama bu bu haftayı pas geçeyim. Haftaya yapayım diyorum, yazı uzadıkça uzuyor. Ben en iyisi tek pasla gole gideyim.

Tek Pasla Gol

- Verimlilik bölü fiyattan en kötü transfer: Andy Johnson (Everton'dan Fulham'a - 10, 13 milyon arası)

- Verimlilik bölü fiyattan en iyi transfer: Friedel, Deco

- Ben matematikten anlamam - en iyi transfer (Takıma gereklilik, uyum vs açısından, kalite açısından değil): Bosingwa, Modric, Friedel, Crouch, Chimbonda

- Bunlar da bir köşede dursun topçular: Lucas, Heurelho Gomes, Geovanni, Jo, Tainio, Koren

- Çıkış yapacaklar: Nani, Essien, Bent, Ashton

- Çıkış Yapacak Genç Oyuncu: Sears

- Gol Kralı: Fernando Torres

- Yılan hikayesi - Memoliler: Barry, Arshavin, Berbatov...

- Yılın gafı: Gareth Southgate. Guardian'dan Paul Doyle'a kulak veriyoruz. "Gareth Southgate thinks his team could qualify for the Champions League this season. Gareth Southgate may also fancy his chances of photographing the Abominable Snowman in a compromising position with a mermaid."

- Wrong time wrong place mağdurları: Castillo, Joe Cole, Jason Roberts, Bianchi

Fantasy Classic Tips
İddaa Profesöründen Çok Kazandıran Fantasy Kadrosu

Green / Sorensen
Toure - Clichy - Evra - Carvalho / Meite
Ashley Young - Geovanni - Bentley / Marney - Filipe Teixeira
Adebayor - Bent (captain) - Torres

Arsenal ///

Rus ruleti: Nasri, Rosicky
En Alınası (?) 4'lü: Almunia-Gallas-Fabregas-Adebayor
Genç Semih: Ramsey, Vela
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Nasri (***), Rosicky (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Van Persie, Walcott

Aston Villa ///

Rus ruleti: Sidwell (Milner gelene kadar)
En Alınası (?) 4'lü: Friedel-Laursen-Young/Barry-Agbonlahor
Genç Semih: Delfouneso, Gardner
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan:
Young (****), Friedel (***), Agbonlahor (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Shorey

Blackburn ///
Rus ruleti: Villanueva
En Alınası (?) 4'lü: Robinson-Samba-Gamst Pedersen-Santa Cruz
Genç Semih: Derbyshire, Simpson
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Gamst Pedersen (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Roberts, Dunn

Bolton ///
Rus ruleti: Al Habsi, Elmander, Riga
En Alınası (?) 4'lü: Al-Habsi-O'Brien-Nolan-Elmander
Genç Semih: ?
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Nolan (***), Al-Habsi (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Taylor

Chelsea ///
Rus ruleti: Deco
En Alınası (?) 4'lü: Cech-Terry-Lampard-Drogba
Genç Semih: Ivanovic, Di Santo, Sinclair
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Essien (*****), Bosingwa (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Anelka, Kalou

Everton ///
Rus ruleti: Cahill
En Alınası (?) 4'lü: Howard-Lescott-Arteta-Yakubu
Genç Semih: Anichebe, Vaughan
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Osman (****), Yakubu (***), Neville (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Pienaar, Jagielka

Fulham ///
Rus ruleti: Bullard, Andy Johnson
En Alınası (?) 4'lü: Schwarzer-Konchelsky-Davies-Johnson
Genç Semih:
?
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Gera (***½), Kamara (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Stoor

Hull City ///
Rus ruleti: King
En Alınası (?) 4'lü: Warner-Gardner-Geovanni-King
Genç Semih: ?
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Geovanni (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Marney, Halmosi, Windass

Liverpool ///
Rus ruleti: Keane (Sol açık oynayacak bu adam), Babel
En Alınası (?) 4'lü: Reina-Carragher-Gerrard-Torres
Genç Semih: Plessis
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Babel (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Lucas, Dossena, Arbeloa

Manchester City ///
Rus ruleti: Elano, Jo
En Alınası (?) 4'lü: Hart-Richards-Petrov-Jo
Genç Semih: Schmeichel (Hart'tan daha iyi olduğunu düşünüyorum kesinlikle),
Sturridge
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Sturridge (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Johnson, Corluka

Manchester United ///
Rus ruleti: Nani, Ronaldo
En Alınası (?) 4'lü: Van der Sar-Ferdinand-Ronaldo-Tevez
Genç Semih: Anderson, Campbell
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Nani (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Rooney, Evra, Vidic

Middlesbrough ///
Rus ruleti: Wheater
En Alınası (?) 4'lü: Jones-Wheater-Downing-Alves
Genç Semih: Jones, Grounds
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Alves (****), O'Neil (***½)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Tuncay, Huth

Newcastle ///
Rus ruleti: Owen
En Alınası (?) 4'lü: Harper-N'Zogbia-Milner-Owen
Genç Semih: Guthrie
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: N'Zogbia (***), Milner (***), Martins (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Smith, Butt, Taylor

Portsmouth ///
Rus ruleti: James, Crouch
En Alınası (?) 4'lü: James-Johnson-Kranjcar-Defoe
Genç Semih: Sahar
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Thomas (****), Diarra (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Kanu, Diop, Campbell

Stoke City ///
Rus ruleti: Kitson, Lawrence
En Alınası (?) 4'lü: Sorensen-Shawcross-Lawrence-Kitson
Genç Semih: Shawcross
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Shawcross (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Cort, Abdoulaye Faye, Fuller

Sunderland ///
Rus ruleti: Malbranque, Reid
En Alınası (?) 4'lü: Gordon-Chimbonda-Malbranque-Jones
Genç Semih: Leadbitter
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Gordon (***), Leadbitter (***), Chopra (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Richardson, Diouf, Tainio

Tottenham ///
Rus ruleti: Modric, King, Lennon
En Alınası (?) 4'lü: Gomes-Woodgate-Bentley-Bent
Genç Semih: O'Hara, Giovani dos Santos, Bale
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan:
Gomes (***), Bent (*****), Modric (****), Bentley (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Lennon, Jenas, Huddelstone, Hutton

West Brom ///
Rus ruleti: Koren, Carson
En Alınası (?) 4'lü: Carson-Zuiverloon-Koren-Moore
Genç Semih:
Moore, Morrison
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Moore(****), Meite (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Cech, Bednar, Filipe Teixeira

West Ham ///
Rus ruleti: Behrami, Parker
En Alınası (?) 4'lü: Green-McCartney-Noble-Ashton
Genç Semih: Noble, Sears
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan:
Green (****), Noble (****), Ashton (*****), Sears (****)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Bellamy, Cole, Bowyer

Wigan ///
Rus ruleti: Amr Zaki, Valencia
En Alınası (?) 4'lü: Kirkland-Scharner-Valencia-Heskey
Genç Semih: Cattermole
Verimlilik bölü fiyat oranı çok çıkan: Kirkland (*****), Scharner (****), Kapo (***)
Hiçbir yere giremeyen, ama yine de not edilesi (?): Palacios, Melchiot, Koumas

***NOT: Blogu okuyan, bloga tıklayan varsa arada, kendi listesini yorumlara bıraksınlar diyorum. Bakalım kimin tablosu daha yakın olacak sezon sonu.

Premiership Preview - Medya

Benim previewdan önce basının çalışmalarına bakalım.

Guardian

1-Chelsea
2-Manchester United
3-Liverpool
4-Arsenal
5-Tottenham
6-Aston Villa
7-Portsmouth
8-Everton
9-Manchester City
10-Newcastle
...

2008-09 sezonu sayfası
Takım previewleri sayfanın sağ kısmında, season 2008-09 bölümünün altında sıralanmış durumda.

Times

Yeniden yazmaya üşeniyorum benzer tabloyu, siz en iyisi bu paragrafın herhangi bir yerine tıklayın. Bu liste Guardian'a göre biraz daha eski. Ama yine de iş görür.

Fox Sports

1. Chelsea
2. Manchester United
3. Arsenal
4. Liverpool
5. Aston Villa
6. Tottenham
7. Everton
8. Manchester City
9. Portsmouth
10. West Ham
11. Wigan
12. Sunderland
13. Blackburn
14. Middlesbrough
15. Newcastle
16. West Brom
17. Bolton
18. Fulham
19. Stoke City
20. Hull City

Tam da benim istediğim uzunlukta bir yazı yazmışlar. 10 Ağustos tarihli, 5 gün öncesinin.

Sky Sports

1 - Man Utd
2 - Chelsea
3 - Liverpool
4 - Arsenal
5 - Spurs
6 - Portsmouth
7 - Everton
8 - Aston Villa
9 - Man City
10 - Newcastle
11 - West Ham
12 - Middlesbrough
13 - Blackburn
14 - Sunderland
15 - Wigan
16 - Fulham
17 - Bolton
18 - West Brom
19 - Hull
20 - Stoke

Aston Villa 8'e konmuş, olmamış; Stoke 20'ye konmuş, o hiç olmamış. 4 analiz içerisinden en yenisi bu, 12 Ağustos tarihli.

Burada keseyim. Daha böyle birçok preview var , ben en prestijli sitelerinkini almaya çalıştım. Çok meraklı olanlar google'a 'premiership preview 2008-09' yazdığında tatmin edici sonuçlar alabilirler.

4'ü arasında en beğendiğim Guardian'ınki. West Ham dışında benim yapacağım tahminlere çok yakın.

ve ayrıca...

Oynanabilecek Fantasy Oyunları

Premiership Fantasy Game Classic
Guardian Fantasy Game
Times Fantasy Game
Metro Fantasy Football

Sakatlıklar

Guardian'dan Rebecca Christenson futbolcuların yaşadığı sakatlıklar, bu sakatlıkların ciddiyeti ve bu sakatlıkları yaşayan oyuncular hakkında güzel bir makale yazmış. Not düşmekte yarar var. Buraya tıklıyorsunuz.

2008/08/14

Chelsea'de Oynamış Olmak Ayrıcalıktır (?)


Roman'ın birinci nesil* (son paragrafta devam edeyim) transferlerinin en pahalı & en çok girenler listesinde bir ara en üste çıkmış bir adamdı Mutu. Sonraları bu şerefli makamı Duff’a bıraktı. Tiago da halen oraları zorlayanlardan. Mutu’nun ilk (ve resmi olmasa da son) senesi gayet iyiydi. 22,4 milyonluk bir oyuncu muydu? Değildi belki, fakat dediğim gibi gayet de iyiydi. Hem zaten Chelsea kazık yese takacak bir takım değil. Morinyo'nun gelişiyle, takımdaki eski havasını, eski rolünü kaptıracak gibi oldu. Eylül'deki testleri geçemedi, kokain kullandığı anlaşıldı. Yerini tamamen kaybetti ve bir ay sonra da gönderildi. Morinyo adamı uyuşturucu kullanmaya kadar götürüyor. Aslında ne öcü ne de başka bir şey. Farklı bir karizması var deyip burayı kapatayım.

Bu yaz eski defterler açılmaya başladı. İlk davayı kaybetti ve Chelsea'ye 12 milyon avro (yurodan daha şık) ödemekle yükümlendirildi. Şimdikiyse daha bir hayvani. Tam 17.4 milyon! Bir futbolcuya verilmiş en büyük para cezası. Düz bir hesap yaparsak; Mutu'nun Chelsea'ye bonservis bedelsiz gelmesinin yanı sıra bir de üstüne para vermesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Ben buna Roman'ın balı diyorum. İsteyen Mutu'nun dangalaklığı veya FIFA'nın hassasiyeti de diyebilir.

*Chelsea’nin transferlerini Roman öncesi-Roman sonrası diye ayırmakta fayda var. Hatta Roman sonrası da 1-2-3 diye ayrılmalı kesinlikle. Birinci nesil, kulübü satın almanın, bir an önce başarı istemenin verdiği heyecanla yapılmış ve aynı zamanda yeni ekonomik yapılanmanın kuvvetliliğini gösteren transferler. Mutu, Duff, Crespo, Veron. Ayrıca bir kişilik Doğu Avrupa kontenjanından Smertin (Daha sonra orayı Jarosik devr aldı.) İkinci nesil Mourinho izlerini taşıyor, hatta Mourinho’nun ta kendisi (?). Belli bir yaş aralığında (24-27), sisteme uyacak, Londra öncesi vasatın gayet üstü sayılan ama henüz yıldız olarak görülmeyen oyuncular. Üstüne bir düzine Portekizli. Drogba, Essien, Cech, Carvalho, Tiago, Ferreira. Değişmeyen tek şey dudak uçuklatan fiyatlar. Üçüncü nesil takımın ve takımın hedeflerinin ciddi şekilde büyümesi sonucu Roman’ın yıldız oyuncu transfer etme ihtiyacı duymasıyla oluşuyor. Sheva, Ballack buranın adamları. Kaka ve Robinho da onlara katılmaya hevesli. Peki bir dördüncü nesil olur mu? Sanmıyorum. İlla da olacaksa adı gerileme dönemi ıslahatları/transferleri gibi bir şey olur. Kaka’dan daha üstü mü var yahu? Mars’tan adam mı getirtecekler?