2014/09/15

Üçlü savunmanın büyüsü



Üçlü savunmayı işler bir oyun planına çevirmeyi başaran hocalar dahi, işe ilk başladıkları vakit bu fikirle yola çıkmış değillerdi. Antonio Conte'nin Juventus'taki ilk ayları, 4-2-4 diye bahsettiği bir dizilimin gölgesinde geçiyor; ertesi sezon aynı sistemi devam ettirerek FA Cup'ı kazanan -ama bu kez ligden düşmekten kurtulamayan- Wigan'a 14 lig maçında mucizevi bir şekilde 27 puan kazandıran üçlü savunma, ancak sezon ortasında, şubat ayında ilk kez görücüye çıkıyordu. Louis van Gaal'in Hollanda Milli Takımı için 3-4-1-2 tasarılarıysa, yeri dolduramayan orta saha oyuncusu Strootman'ın sakatlığı sonrası takım kaptanı van Persie'yle beraber izlemeye gittiği -o zamanlar üçlü savunma uygulayan- Feyenoord maçlarından birinde şekillenmeye başlamıştı. Bu satırları okuduğunuz sıralarda muhtemelen çevresindeki herhangi biriyle çoktan hararetli bir tartışmaya girmiş olacak Marcelo Bielsa'nın, veya bu sezon başı itibariyle Pep Guardiola'nın üçlü savunma tercihlerine bakacak olursak, üçlü savunmaya burun kırılmasındaki ana nedeni defansif bir şablon olması fikrinde aramak çok da doğru olamaz. Fakat yine de, en düşünceli hocaların dahi hayal gücünü zorlayan tüm imkanlarına karşın, üçlü savunmanın büyüsü çoğu zaman gerçeklikle uyuşmuyor ve üçlü savunma, popülaritesi her ne kadar artsa da, ancak belli özel durumlar neticesinde gelişen bir strateji olarak belirmeye devam ediyor. Peki ama neden böyle?

Yaptığı her işte çok iyi bir profesyonel olmayı başaran Gary Neville, İngiltere'nin son kez üçlü savunmayla oynadığı 2006'daki Hırvatistan hezimetini şöyle anlatır: “Maçtan birkaç gün önce, hocalar 3-5-2 oynama fikriyle geldiler. Terry Venables'ın taktiksel olarak değişkenliğe gitmeye meraklı olduğunu biliyordum, ama bu dizilimde rahat edememiştim. Benden ne istendiğini bir türlü tam olarak anlayamıyordum ve benim dışımda en azından birkaç oyuncunun daha aynı durumda olduğu açıktı.” Seneler sonra, İngiltere Milli Takımı forması giymiş bir başka sağ bek oyuncusu Micah Richards, Ajax'tan yedikleri golleri üçlü savunma oynamalarına bağlayacaktır. Tam da o sezonda birkaç maçlığına baklava desenli orta saha denemesi yapan Sir Alex Ferguson, 70 yaşındaki bir United taraftarının “Sahada kaybolmuş koyunlar gibi koşturuyorlar!” eleştirisiyle karşılaşır. Aslında ne Ferguson'ın o günkü takımı, ne de geçtiğimiz haftalarda Milton Keynes Dons'tan birbirinden amatör 4 gol yemeyi başarmış Manchester United takımının sorunu temelde farklıdır. Oyuncular, değişen takım geometrisini algılamakta güçlük çekmektedirler.

Takım geometrisi, oyuncular arasındaki uyumu açıklamaya yarayan takım kimyası kavramından farklı şeyleri anlatır. Hatırlarsanız, Cesare Prandelli'nin geçtiğimiz hafta Hürriyet gazetesine verdiği röportajda Mehmet Demirkol'un en çok dikkatini çeken ifade, Beşiktaş'ın yorumlandığı “Saha içinde fikir ve geometriye de sahipler.” bölümü olmuştu. Demirkol, futbol lügatımıza 'geometri' gibi yeni ifadelerin girme ihtimalini, oyunu algılayış biçimimizi zenginleştirebilecek bir gelişme olarak yorumluyordu.

Futbola dair birbirinden çok farklı fikirlere sahip olan Roy Hodgson ve Arrigo Sacchi, size dörtlü bloklar hâlinde oynamanın ne gibi olasılıklar doğurduğundan saatlerce bahsedebilir ve aslında içine oyuncuları dahil etmeden yapacakları tüm bu teorik sohbet, bizim takım geometrisi olarak andığımız konudan bahsetmektedir. Hodgson'a göre, sahayı enine en iyi şekilde kaplayan savunma duruşu dörtlü savunmadır ve eğer beklerinizden biri hücuma çıkacak olursa, geri kalan üç oyuncu kaymalar yaparak size hâlâ üç oyuncuyla savunma fırsatı verebilmektedir. Bunu üç oyuncuyla yapamayacağınızı söyler. Roberto Martinez, savunmada açık vermeden iki bek oyuncunuzu da aynı anda ve rakibe gerçekten zarar verecek hücum pozisyonlarında kullanabilmenin üçlü savunmayla mümkün olabildiğini anlatacaktır. Üçlü savunma kullandığınız takdirde, aynı anda 7-8 oyuncuyla hücum edebilme imkanınız doğar. Fakat Louis van Gaal'e 90'ların muhteşem Ajax takımını soracak olursanız, belki de ilk aklına gelen, üçlü savunmanın geriden oyun kurma hususunda yarattığı avantajlar olacaktır.

Üçlü savunmayla oynayan Wigan, bunu ne şekilde kendi avantajına çeviriyordu? Maç içinden bu karenin ve daha fazlasının açıklamasına şu adresten ulaşabilirsiniz: Breaking down Roberto Martinez's 3-4-3 formation

Burada esas dikkat çekilmesi gereken nokta, aynı dizilimin farklı şekillerde yorumlanmasından ziyade, dizilimlerin zorunlu olarak ortaya çıkardığı yeni oyuncu ilişkileridir. Üçlü savunmanın Wigan'da ve Ajax'ta farklı şekillerde yorumlanması, bek oyuncularının artık önlerinde yardımcı bir kanat oyuncusu olmadan oynayacağı gerçeğini değiştirmez. Dörtlüden üçlüye geçiş, 4-3-3'ten 4-4-2 dizilimine geçişten daha derin, temel bir değişimdir ve oyuncuların bildiği kuralların büyük kısmı baştan yazılır. Bunun nedeni, pas açılarındaki ve kontrol edilmesi gereken alanlardaki dramatik değişimdir ve kanatlardan orta açacağı bölgelere ulaşmak için önünde oynayan kanat oyuncusuyla yapacağı pas alışverişlerine ihtiyaç duyan Gary Neville'in içine düştüğü boşluk aslında buradan kaynaklanır. Oyuncular ne şekilde davranmaları gerektiğini bilemezler, tüm geometrik hafızaları uçup gitmiştir.
Ajax 1995 yılında Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduğunda van Gaal'in yardımcılığını yapan Gerard van der Lem, takımın sırrını şöyle anlatır: 'Her zaman topun hızı, sahadaki boş alanlar ve zamanlama üzerine konuştuk. Nerede daha fazla alan var? Hangi oyuncu topu aldığında en fazla zamana sahip olabilir? İşte topu oraya oynamalıydık. Her oyuncu, tüm sahanın geometrisini algılayabilir olmalıydı.'

Bu açıdan, üçlü savunma uzun bir pratik ve aslında bir oyunu yeniden öğrenme süreci gerektirir. Özellikle de İngiltere gibi konuya fazlasıyla çekimser yaklaşan futbol iklimlerinde görülen büyük iniş çıkışlar bu yabancılıktan doğar. Üçlü savunma geleneğine yatkın ve fazlasıyla taktiksel bir futbol atmosferine sahip İtalya bir yana, üçlü savunma pratiğinin günümüz futbolundan büyük ölçüde çekilmiş olması ve oyuncuların bu yapıya yabancılığı, herhangi bir hocanın ilk planda üçlü savunma fikriyle işe başlamasını da büyük oranda imkansız kılar. Juventus, Wigan ve Hollanda'da olan budur: üçlü savunma Guardiola veya Bielsa'da olduğu şekilde idealist bir uygulama olarak değil, fakat ileriki dönemlerde bir zorunluluğun sonucu olarak ortaya çıkar. Savunma kurgusuna yönelik kaygıları olan üç takım, aynı oyuncu kadrosu fakat farklı bir geometriyle bu sorunların üstesinden gelebileceğinin farkına varmıştır. Geçişin bu denli sorunsuz oluşuysa elbette özel durumlara; Juventus'un bir İtalyan takımı olma rahatlığına, Martinez'in önceki senelerde tohumlarını attığı evrensel futbol anlayışına ve tüm sezon üçlü savunma oynayan Feyenoord'a bağlı olarak gerçekleşir.

Şu hâlde, Manchester United kariyerine berbat bir başlangıç yapan Louis van Gaal de üçlü savunma oynama konusundaki tercihini bu şekilde, doğrudan idealist bir uygulamadan ziyade bir zorunluluk olarak dile getiriyor. Ama ekliyor: zamana ihtiyacı var ve işe yaramadığı takdirde kararından vazgeçebilir. Fakat United'ı üçlü savunma oynamaya iten nedenlerin, yukarıda saydığımız takımlardan biraz daha farklı olduğunu da belirtmemiz gerekiyor. Nasıl mı?

Hücum üçlüsü

Louis van Gaal'in Manchester United'da niçin böylesine yeni bir dizilim kullanmak istediği üzerine verdiği cevapların büyük çoğunluğu, gerideki değil ilerideki bir üçlüden bahsediyordu. 4-3-3 oynamaları hâlinde elindeki üç forvet oyuncusundan ancak birini kullanabileceğine, kadronun belli pozisyonlarda, örneğin 10 numarada, çok şişkin fakat diğer pozisyonlarda yetersiz oluşuna ve nihayetinde, yeterli kalitede kanat oyuncularına sahip olmadığına işaret etmişti. Hem de pek çok kez. Mata – Rooney – van Persie üçlüsünü, yani elindeki en değerli ve gerçekten dünya çapındaki üç değerli hücum oyuncusunu verimli şekilde kullanabilmenin merkezi bir kombinasyonla mümkün olduğunu söylüyordu. İşte biraz farklı olan burası. Daha önce bahsettiğimiz takımların tamamı için, üçlü savunmanın çıkış noktası geri üçlünün yeniden düzenlenmesiyle başlayan bir denge arayışı olmuştu.

United'da ise böyle değil ve savunmada yapılan beceriksizlikleri, en az oyuncuların sisteme yabancılığı kadar, hücumda 1-2 şeklinde dizilmenin sadece üçlü savunmayla mı tamamlanabileceği noktasında aramamız gerekebilir. Hele ki Blind, Di Maria gibi yeni orta saha transferlerini düşünürsek. Baklava dilimi şeklinde dizilecek bir orta sahada Blind, Herrera, Di Maria ve Mata'nın tamamı kariyeri boyunca en verimli oldukları görevlerde yer alabiliyorken, kuşkusuz bu da ilerleyen günlerde bir opsiyon olarak öne çıkabilir. Diğer yandan, Louis van Gaal Hollanda Milli Takımı'nda niçin üçlü savunma uygulamaları gerektiğini dile getirirken de Sneijder – Robben – Van Persie'den oluşan dokunulmaz üçlüden söz ediyor ve dolayısıyla da çıkış noktasını ön alanda yoğunlaştırıyor, fakat dörtlü savunma oynadıkları vakit tarumar oldukları Fransa maçını eklemeyi ihmal etmiyordu. Wigan üçlüye geçerek dikine hücumlarını korkutucu boyuta taşımış, Guus Hiddink'le dörtlü savunmaya döndüğü ilk maçta 10 dakikada iki gol yiyip bir de kırmızı gören Hollanda, üçlüye dönerek sorunlarının büyük kısmını üzerini örtmeyi başarmıştı. United'da bu denli önemli bir çıkış noktası yok, bunu unutmamamız gerek.
"Antrenörler olarak çok fazla bilgi aktarmak zorundayız. Bana kalırsa, gerçekten çok fazla. Bunu ilk kez bir havaalanına gitmişsin gibi düşün. Eğer Manchester'a gideceksem, hangi terminale gitmeliyim? Uçağım nereden kalkacak? Nereye park etmeliyim? Ne kadar sıra bekleyeceğim? Sen bunu biliyorsun Gary [Neville]. Bu şehri tanıyorsun. Bana tüm bu bilgileri aktarmak zorundasın. Oyuncularla da bu şekilde. Şu anda İngiltere'de arabayı diğer tarafta sürmek zorundayım ve bu çok farklı. Yolu daha dikkatli gözlemeliyim. Şu anda oyuncularımın içinde bulunduğu süreç bu, ve kabul et ki kolay değil.” - Louis van Gaal

Manchester United'ın son yaptığı sükseli transferler, her ne kadar takımın yeni CEO'su Ed Woodward'un küçük çaplı bir Los Galacticos inşa etme hülyalarına bağlansa da bu oyuncuların ortak bir yönü olduğunu gözden kaçırmamalıyız. Tam da Woodward'un aklındakine uyan son gün transferi Falcao bir kenara, hepsi de birçok farklı pozisyonu oynayabilen çok iyi takım oyuncularıydı. Hollanda Milli Takımıyla kurduğumuz paralelliklere son kez başvuracak olursak, turnuvanın sonuna doğru sağ bek olarak beliren Kuyt'ı veya İspanya'ya karşı 5-1'lik galibiyet getiren 3-5-2'ye rağmen ertesi maçta Avustralya'ya karşı 4-3-3 başlamış olmalarını da bir kenara not etmemiz gerekiyor. Louis van Gaal, Barcelona'daki ilk iki senesinde tam 8 Hollandalı oyuncu transfer etmişti ve United'da gerçekleştireceği büyük çaplı değişim bu denli kalın çizgilerle çizilemeyecek de olsa, belki de bundan çok da farklı olmayacak. Tek pozisyonu oynayabilen oyuncularla dolu 'şişkin' kadro, bir an evvel yenileriyle değiştirilecek ve bu arada, eğer ki sisteme oynamaya elverişlilerse, yaşı kaç olursa olsun altyapıdan gelen oyuncular da kendilerini bir anda A takımda bulabilecekler. Takımın 'aklı'nı yukarıya taşıyan, büyük çaplı ve uzun vadeli bir değişim.

Tüm bunlar kulağa fazla iddialı geliyor olabilir. Ama modern çağı şekillendiren iki takımı, Ajax ve Barcelona efsanelerini yaratmış birinden daha aşağı bir ustalık eseri beklemek kabul edin ki haksızlık olacak.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Abi eline sağlık gene döktürmüşsün :) Peki Hull City şablonu için ne düşüyorsun abi? Hele hele Dawson sonrası ?

guner dedi ki...

Hull City 3-5-2 oynadığı 15 maçın 1'ini kazandı gibi bir istatistik okudum sanki geçenlerde, belki yanlış da hatırlıyor olabilirim, ama genel olarak pek yaramadı gibi gözüküyor onlara.

Hull'un şablonu doğrudan kadro yapısından doğmuş olsa gerek: Elmohamady her zaman için ne sağ açık ne sağ bek ama gayet yerinde bir wing-back'ti mesela. Dengeyi bulamadıkları için yakın zamanda 4-4-2'de sabitlenebilirler tekrar.

abdullah karaman dedi ki...

Abi bir de ben sana mail hesabından ileti göndermiştim. Ancak, gunercalis@hayatimfutbol.com hesabına gönderdim. O yüzden görmedin galiba. O iletiyi burda paylaşmak istiyorum. Stoke oyuncuları ile ilgili bir iletiydi. Şöyle ki,
-Shawcross'un PL'de büyük bir takım stoperi olma ihtimali ve olduktan sonra ne tarz bir rolde nasıl bir performans göstereceği,

-Robert Huth çok genç yaşta şans bulmaya başlamasına rağmen (ben sadece geçen yıl ilk dönemki maçlarını seyrettim, genç yaşta şans bulduğunu Transfermrkt'te gördüm) niçin Chelsea'de bir Terry olamadığı, şeklinde :)

guner dedi ki...

Bunu tamamen unutmuşum :)

Ryan Shawcross muhtemelen Stoke'un uzun top oyunundan mütevellit biraz göz ardı ediliyordu, zaten klasik bir savunmacıdır. Yani konsantrasyon, topu bloklama gibi alanlarda usta. Bu yüzden de büyüklerin/Hodgson'ın ilgisini çekmiyor olabilir. Daha büyük bir takımda ben de merak ediyorum.

Huth, Chelsea'nin bu ilk dönem transferlerindendi; Mourinho'nun ilk dönemindeki Cech, Drogba.. gibi çok büyük başarıya ulaşmadı çoğu. Huth geçen sezon sonu sakatlanınca yerini Wilson'a kaybetti Stoke'da, bu sezon iyileşti ama hâlâ Wilson oynuyor. Çok sert oyuncudur ama o da Stoke'un geride kurulan savunmasının ekmeğini yiyenlerden biraz da.

@hayatimfutbol mailini kontrol etmiyorum pek, ayda yılda bir.

Adsız dedi ki...

Ancak mesela Terry, "İnvincibles Arsenali"nde oynasa çok rezil durumlara düşüebilirdi. Keza AVB zamanında Walcott karşısında çok kötü bir performansı vardı. Çünkü AVB yüksek çizgide bir defans hattında oynatmıştı bu adamı ve rezil olmuştu. Huth top tekniği iyi ancak topla çıkma becerisi nasıl bilmiyorum. Ve çok zeki aynı zamanda sert bir defans. Bütün bu özellikleriyle Teryy adlı arkadaşı çok andırıyor abi . Yani ben buradan yola çıkarak sormuştum.