2010/09/19

#2 Orta sahada 'ikili' sorunu

Match of the Day'in inmesini bekliyorum, o zamana kadar başka bir iki şeyden bahsedeceğim. Orta sahada iki oyuncu mu kullanılmalı, üçlü mü, nedir, nasıl yapılmalıdır, bu gibi sorular var. Barcelona'nın efsane olduğu 433'ünden sonra bir 433 trendi, sonrasında gelen 4231'ler ve geleneklerine sıkı bağlı olan İngiltere gibi ülkeler dışında -İngiltere'nin soyut şeylerle pek arası yoktur, işe yarıyorsa yarıyor arkadaş, gerisini geçiniz- her yerde 4231ler. Bu konu hakkında çok şeyler yazılıyor çiziliyor elbet, ve benim de yapacağım bir anlamda kendi kafamı toplamak olacak, çok yeni şeylerden bahsetmek değil. Şu an aklıma gelen, konuyla alakalı yazıları da en sonda ekleyeceğim. 4231'in günün futbol anlayışına yerleşmesinin iki temel nedeni, orta sahada alan parselleme sorunu ve çift forvet anlayışının takıma gerekli varyasyonları katamaması. Buradan devam edersek, neden 433 değil de 4231 daha yaygın sorusunun cevabı 442 ile her futbol mekanikçisinin aklına kazınmış Sacchi'nin eleştirdiği, oyuncuların yetersizlikleri cevabı. Oyuncular, Mourinho'nun İngilizleri 'multifunctional' olamamakla eleştirildikleri ölçüde, çok fonksiyonlu olsalar dahi belli şeyleri yapmakta özelleşiyorlar. Pek çok şeyi iyi yaptıklarında arada kalabiliyor bu adamlar, mesela Gerrard. Klasik box-to-box oyuncusu, takımın ruhu, ikinci topları 90a çakan, çok güzel bir İngiliz orta saha oyuncusuyken Rafa'yla ikinci forvete döndü, ama şu an krizlerde. Bunun kendisiyle alakası yok, çünkü ona göre bir görev bulunamıyor, hangi pozisyonda iyi ölçülemiyor. Özelliklerini değil, fakat 'özel'liğini kaybetti, yani özelleştiği alanı. Hani bir söz vardır ya, hayatta amacın yoksa hiçbir şey olamazsın diye, doğru veya yanlış, bu da onun futbolda vücut bulması. Adam pek çok şeyi iyi yapıyor, ama yaptığı meslek, ilgi alanları dengesini kuramıyor mesela, işler iyi gitmiyor onun için. Burada da, oyuncular aslında Mourinho'nun istediği gibi çok yönlü olsa da bir alanda özelleşerek bunu başarmak zorundalar, yoksa onlara pozisyon bulunamıyor. Basketbolda da böyledir, 3 numara mı 4 numara mı oynayacak mesela, 6' 10" çeken bir adam, şutu var, ayaklar yavaş, yavaş yavaş oyun içinde evrilecek, ya eşleşme bozan 4 numara olacak, ya da başka türlüsü. Şimdi buradan toparlarsak, 433te daha az özel oyuncu var, bir nevi fazladan oyuncu var orta sahada. 4231'e yaklaşırken, bir alan kapayan orta ikili bulundurma zorunluluğu, iki bir forvetin fazlalılığı şeklinde değindiğim gibi, 433te de bir orta saha fazla olabiliyor. Böyle olunca oyunun ritmi ayarlanamayabilir, fazla pozisyon yakalanamayabilir, yine de her halükarda, bu oyunda kesinlikle gerekli olan savunma-hücum dengesi kurulamamış olur. Barcelona, Chelsea gibi hayvani takımlar bunu becerebiliyor, çünkü çok özel takımlar, 433 iyi oynandığında zaten çok üst bir sistem olduğundan ortalığı dağıtıyorlar. Bana göre, matematiksel olarak çok da farklı görünmeyen 4231 ve 433 iki farklı ideolojiyi temsil ediyor. 4231 daha gelenekçi gibi, gelenekçi olması eskiye dönük oluşundan değil, daha çok ıslahatçı bir yapıda düzen, hani bir forvet düşürüyor gibisin, yerine orta saha özellikli forvet geliyor, iki orta sahayı koruyorsun vesaire, 433se, 433ten öte orta saha dolu ve başarılı, bakın çok önemli bu, ve başarılı takımlar, mutlaka ki maç içinde mükemmel alan değişimleri yapan, topsuz oyunda harika olan, forvetlerin defansların kanatlara içeri dışarı kaçtığı, üst organik düzenler. Ben o organik şeyleri çok seviyorum, ve CL'de tutacağım bir takımım olmadığından da bu yüzden Chelsea'yi favourite team olarak seçiyorum, Chelsea'yi Ancelotti'den sonra o yüzden bu kadar seviyorum. Bir de, laf cambazlığı dünyadan yasaklanmalı arkadaşlar. Aslolan, olanı nasıl daha iyi anlatmaktır, Wittgenstein düzgün sözcükleri bulmak için saatlerce düşünürmüş mesela, aslolanın en üst hali budur. Öyle Hegel kafalı, Antik Yunan ideolist kafalı, Yılmaz Özdil kafalı olmayın. Hayır çok görüyorum, Chelsea dandik takımlarla oynadı, gelene geçene o yüzden 6 atıyor diye. Yapmayın, önce okuyup sonra yazmayalım. Önce okuyalım, sonra bundan bir tez üretelim, sonra da bunu gözlemleyip öyle konuşalım, mümkünse. Ciddi konularda konuşanlar için söylüyorum, keza örneğin bir takım 5 maç üst üst sağ kanatından gol yemiş olabilir, ve bu da haklı olarak o takımın sağında bir problem, sağ bekinin veya yardım etmeyen açık oyuncusunun varlığı konusunda haklı şüphe buyurur, ama bir bak bakalım o 5 maça, belki de birinde sağ taraftan delap taç atmıştır, en iyi sol kanat aksiyonlarına sahip Everton ve Chelsea'yle oynamıştır, diğer iki maçtaki gollerde de kaleci sağdan açılan ortada topu elinden kaçırmıştır belki de sadece. O zaman sağ bekte sorun yok, ama sağda bir tıkanıklık olduğu yorumu doğru olur. Chelsea küçük takımlara sallıyor evet, ama klasman farkını görmemek de olaylara at gözlüğüyle bakmak. Zihniyet olarak neredeler, daha dar kadro sezonun ilerleyen dönemlerinde neler yapar, çift ayaklı eşleşmelerde taktiksel cevaplar neler olur, bunları göreceğiz.

Sanırım bir önceki yazıda da futbol rengimi belli ettim, doğrumu, yanlışımı. Kazanan haklıdır yaklaşımı doğrudur, biz o kadar da hayatın içinde insanlar değiliz diye bunu yanlış diyemeyiz. Her şey kazanmak içindir, yapılan her türlü ütopya da öyledir. O zaman kazanan takımı çirkin oynuyor diye eleştirmek yerine, bu takım nasıl yenilebilir diye araştırmak gerekir, buda yeni yeni şeyler doğrurur. Ama kazanmaktan başka şeyler arayan insanlar da elbet saygıdeğerdir, hatta en saygıdeğerleri bunlardır. Çünkü kazanmak koşullardan ileri gelen bir şey, gerekli değil, şart. Bizim ütopyacı adam iyidir, daha bireysel takılır. Buradaki orta ikilinin kullanımı doğrulaması, bunu yapmayan takımların yanlış yaptığını, ortodoks 442 oynayan takımların ayvayı yediğini göstermiyor. Plan dahilinde yapılan her hamle mübahtır. Ama her kendine has yol da diğerlerinden bir şeyler kapmadan edemiyor. Şuna geleceğim. Dediğim gibi Chelsea çok üst top oynuyor, Bayern öyle, Real Madrid ısınıyor. Bunlardan biri 433, diğeri has kadrosuyla 442, diğeri 4231, ve hepsi top sahipliği çok yüksek olan takımlar. Bunun temelindeyse orta saha ikililerinin alan parselleme gerekliliği ortaya çıkıyor. Pasör orta saha/kesici orta saha tipi birlikteler çok verimli oluyor. 442 veya başka bir şekilde orta saha ikilileri kuran ve başarılı olan takımlara bakın, benzerdir, bu ikilinin uyumu, alan parselleme becerisi çok önemlidir, aksi halde o ikilinin daha geride konuşlanması gerekir, ki bu sefer de, 442 oynayan bir klasik İngiliz takımında örneğin, box-to-box görevi yapmayan, iki derin orta saha, orta sahalar hiç gol atmıyor tepkisini/sıkıntısını doğurur. Savunmada dengeyi kuruyorken hücumdan oluyorsunuz, bunun çözümü de bir forveti atıp bir başka orta saha koymak, ama hücum özellikli bir orta saha koymak oluyor ve takıma gerekli esneklik kazandırılıyor. 442 kuvvetsizken 4231 kuvvetli gibi bir durumda, orta saha becerisinden bahsediyorum, sorun orta sahada bir kişili artışta değil, orta saha oyuncularının görevindedir. Keza ya bu ikili çok fazla alan kapamakla görevlendirilmişlerdir, box-to-box, ve bu oyunun belli bölümlerinde açıklıklar doğuruyordur, ya da oyuncular bir orta sahanın daha girmesiyle organik olarak daha geride oynamaya başlayabilmişlerdir ve bunun sağladığı rahatlıktır. İngiltere'de bu sene çok fazla takım 4411 kullanıyor, bunun nedeni de 442'nin boyut değiştirmek zorunda olması, bir fazla forvetin takımlara bir şey katmaması ve onların yerlerinin daha orta saha oyuncularıyla doldurulması. Almanya Mesut'u çok etkili kullanıyordu DK sırasında, çünkü Mesut ilerideki kanallarda topu alabiliyor, topu geriden çıkarmak için gelmesi gerekmiyordu kabaca şekilde. Bu da üçüncü orta sahanın eklenmesini hücum-savunma dengesiyle ne kadar güzel işlediği, ilerideki yaratıcı oyuncunun hızından, tekniğinden, vizyonundan yararlanabilmenin önemini gösteriyordu. Olay gol pozisyonunu yaratabilmek, golü atacak elbet bulunur. Oyun zorlaştıkça golü atmak da zorlaşıyor, bu yüzden servis şekilleri değişiyor ve hepsi bundan ibaret.



Zor maçlara her zaman kalabalık orta sahayla çıkılır, mücadele gücünün artması beklenir. Ama hep diyorum, denge, denge, denge... Savunma taktiği benimsemiş olabilirsin, belki otobüsü park ediceksin oraya. Ama bunun da usulüyle yapılması gerekir, aksi takdirde 6 orta sahayla oynayan bir takım kolayca orta sahadan top geçirebilirken 1+1 orta sahalı olan oyunu kontrol eder. Aşırısını isteyip iş istemede kalınca, aşırılık diğer yönlerden kısmayı gerektiğinden, daha büyük sorun olur, çünkü diğer güzellikler de gitmişti zaten. Şimdi ben burada hemen Everton-Manchester United maçına geçiş yapıyorum, yalnızca bir adet forvetle, ki o da Berbatov!, başlayan maç 3-3 sona erdi. Orta sahalar savaşından çok uzak bir maçtı, ve o 6 orta sahayla oynayan Everton'dan dört kare veriyorum yukarıda. Orta saha Heitinga-Arteta'dan oluşuyordu, önlerinde de Fellaini ve Cahill vardı. Geçen seneki forvetsiz dönemden sonra, Moyes forvetine güvenmediği zaman bunu da bir seçenek olarak ekledi kartlarına ama bahsolan maçta ileride oynayan orta sahaların klasik forvet rollerini benimseyip çok önlerde kalması, bunun tam tersi olarak da orta ikiliyi oluşturan oyuncuların karakterlerini korumaları, yani Arteta'nın öne doğru gelmesi ve Heitinga'nın savunmayı beşlemesiyle Everton orta sahası bomboş kaldı, ve United, orta sahayı inanılmaz kolay geçti. Nani'nin akıllı oyunuyla sağ taraftaki boşluğa Fletcher sıkça girdi, hücuma çok iyi destek verdi, gol de attı. Heitinga'dan beklenen, orta sahaların bıraktığı boşluğu doldurup savunmadan önce hamleler yapmak, bir fazladan adam sağlamak, ama her pozisyonda savunmayı beşleyip bir de başka kötü bireysel hatalar yaptı, çok verimsizdi. Keza Evra da öyle, Evans da, Distin de, Baines de. İkinci yarı son 15deki Everton baskısının United'ın 2 fazla üstünlüğüyle alakası var, ama bir o kadar Yakubu'nun girişiyle düzenin daha rahat sağlanması oldu Çok defansif görünen maçta iki takım birbirlerinin zaaflarını iyi değerlendirdi. Moyes uzun toplarda Cahill'i daha avantajlı gördü, santradan hemen sonra Evans'ın üstüne gitti Cahill, Vidic'in olmadığı tüm topları aldı, golü de Evans'ın üstünden attı, Cahill'in yerine de Fellaini'yi koydu, daha defansif, ama benzer, ofansif box-to-box oyuncusu olarak. Haklı sebepler, keza Arteta her zamanki rolündeydi, Heitinga da arkasını süpürsün diye alındı. Moyes'ı fazla suçlayamıyorum, ama evdeki hesap çarşıya uymadı denebilir. Bu da maçın kısa açıklaması.

Alan parselleme kavramı, sevgili Noat Samisa'ya ait, sonda vereceğim linklerde geçiyor. Holding terimi yerine kullanmış, yani aslında holding'den öte oyunun iki tane derin orta sahayla oynanma zorunluluğuna giden yapısından bahsediyoruz sürekli. Pasör olanın fiziksel olarak da sağlam olması elbet işin kremasıdır, ama bir o kadar olmazsa olmaz değildir. Yaşlanan, veya vizyonu ileride katkı sağlamayan oyuncular geride konuşlanabiliyor, Emre, Ayhan, Petrov, Pirlo, Scholes gibi. DK çeyrek final maçında çizgiden gol pası çıkaran Schwensteiger'se şu rolün en iyilerinden. Giderek artan kanattan dönme bu oyuncuların kullanımı, benzer aksiyonlar açısından çok yararlı, keza ezelden orta saha olanlar sahayla enine ve boyuna görmekle yetinirken, onlar enine ve boyuna ayak basıyorlar da, James Milner bir başka örnek. Peki bu ikili orta sahaları başka nerelerde görürüz? Ya da bunlar illa ki biri pasör biri daha geleneksel çok koşan orta saha mı olmak zorunda? Yani anlatmaya çalıştığım bu şekil ikili kullanımının ana fikri nedir? Bunu takımın içinde bulunduğu koşullara göre yorumlamak daha doğru, o bahsettiğim 'denge'yi yakalamak her zaman mümkün olmuyor, ve burada gelecek soru da öne doğru oynamak mı, pozisyon futbolu mu, yoksa kontra hücumlar mı? Uruguay elindeki forvetler ve orta sahalarla, 4231i kullanabilecek şekilde değildi, Forlanın insanüstü oyunuyla 442 oynadılar, 2 defansif, holding orta sahayla. Auxerre, Avrupanın an itibariyle en değişik takımlarından Zenit'i, yine 442 dizilişiyle yendi, fakat orta sahalar yine bildiğimiz geride konuşlanan oyuncular. Zenit benim de sevdiğim gibi ortadan oynamayı seviyor, Auxerre bunu kullanıp daha dar savundu, işleri kolaylaştı, ve hızlı hücum, korner golleriyle turu geçtiler. Farklı şeyler denemeden 2linin yapısını bozmak istemiyorsanız, bu ikili geride konuşlanmak zorunda kalıyor, ve daha geride savunma. Zonal Marking'in geçen sezon Tottenham'ın maçında söylediği, Defoe'nun geriye gelerek Tottenham'ın 442sinin rakip üçlüsünü dengelediğiydi. Aynı Tottenham sezonun ilk maçında Liverpool'u orta sahadan silerken forvet ikilisi Keane-Defoe'ydu, keza o efsane Manchester'ın forvetleri de Rooney, Tevez; değişimli olarak da olabilir, forvetlerden biri üçüncü olarak geri gelip sayıyı dengelediğinde açıklar daha az olacaktır. Ortodoks 442nin kendi dinamiklerindeyse fazla alan bırakma geçerli, Premier Ligin hızlı temposunda, gidip gelen orta sahalarla ayrı, fakat top tutup pas yapan bir takım bunları kolayca değerlendiriyor. Almanya'nın İngiltere'yi düşürdüğü durum.

İki benzer rollü oyuncu kullanımındansa 1+1 şeklini görüyoruz Premiership takımlarında. Scholes-Fletcher, Petrov-Milner, Smith-Barton gibi. Ha bir de Arteta-Fellaini var ki, bunlar bir üst boyuttaki box-to-box oyuncular, ama işte Everton'ın başka yazı konusu, başka sorunları var. Biri daha geride oynayıp, savunmanın önünü kapatıp, o ilk atakları engelleyen, diğeri sahanın geri kalanını kapatıp, aynı zamanda ileride gol kovalayan. Elbet bunlar da takımların yapılarına göre değişiyor, Scholes kesici değil, oyun kurucu; Petrov kontra başlatıcı ve duvar adam. Bloklar arası boşlukları kapatmaya yönelik bir uygulama. Keza kanatlar içeriye girebiliyor, girmek zorunda, takım daralmak zorunda kalabiliyor. Liverpool'un 442 ile çektiği sıkıntılardan biri oldu bu, fakat bugün Manchester maçının ilk yarısında ağır ağır pas yaparak kanatlara alan sağladılar benzer şekilde. 4411'ler ise bunun bir sonucu değil, savunma düşünülerek değil hücum düşünülerek yapılmış değişimler, ayırt etmek gerekir. 'İki orta saha' olayının Premier Ligdeki yansıması da bu.

Oyuncular yetiştiriliyor, yetişiyor, ama 1 senede olmuyor bu iş ve taktikler, anlayışlar çok hızlı değiştiğinden bu oyuncular pozisyonsuz kalıyor, veya bunlara pozisyonlar yaratılıyor. 4231'de orta ikili daha geriye gidip alanı kapatır ve topu ileriye aktarırken yetenekli kanat oyuncuları da forvete daha yaklaşmış oluyor veya hızlı forvetler kanatlardan daha iyi imkanlar sağlıyor ve üçüncü orta sahanın girişiyle de son halka tamamlanıyor.

http://noatsamisa.blogspot.com/2010/07/2010-dunya-kupas-4-2-3-1in-sifreleri.html
Arsenal Column'da olması gerek bir yazı vardı, bulamadım.
Jonathan Wilson'ın vardı bir de, İspanya'nın şampiyonluğuyla alakalı.

2010/08/31

Son gün transferi

Biz de son gün transferi yaptık efenim.

Yazdığım yazılar burada yer alacaktır yine de.

2010/08/30

#1 Kanatlardan Yardıranlar


Başlığın yanındaki #1 ibaresi, bir serinin başlangıcını ifade ediyor. Taktikler üzerine incelemelerin yapılacağı bir seri. İlk yazı, süratli kanat oyuncularının trend futboldan uzaklaşması, bunun yaygınlaşması ihtimali ve hücumcu beklerin rolleri üzerine. Charlton 1990'da futbolda en önemli pozisyonun 'bek' olduğunu söylemişti, boş alan bulabilen bilhassa oyuncular...

Süratli kanat oyuncuları sahneden indi, artık genişlik ve derinlik beklerin daha da artan rolleri üzerinden sağlanıyor demek gereğinden fazla iddialı, doğru da olmayan bir cümle olur. Trendi belirleyenler haliyle bu işin en üstünde bulunanlar olurlar daha çok. Mourinho'nun yeni kuracağı takımda Ronaldo ve Di Maria var, Manchester United'da illa ki bir Valencia veya Nani, ve cam adam Robben de dünyanın en iyilerinden. Bahsedeceğim şablon henüz müthiş bir yaygınlık kazanmadı, ama öte yandan bu şablonun ana fikri kendini diğer düzenlerde ince ayarlarla kendini hissettirmeye başladı, ve en üst sıradaki yerini almasa da kabul edilişiyle beraber her yapıda kendini az biraz hissettirecektir. Oyun böyle ilerliyor, farklı düşüncelerin sentezi, bunlar üzerinden yeni uygulamalar... Çoğu zaman tamamen yeni bir şey de değil, eskinin bir başka tekrarı, belki bu da öyle. Mesela bir dönem defansif forvetler vardı, futbolun geleceği bu mu olacak gibi bir düşünce. Hem de çok geriye gitmemek gerek bunun için, ama bugün baktığımda bunu söyleyebilecek kadar bir yoğunluk göremiyorum kendi adıma. Yine ama, bu düşünce her sistemde kendine az biraz yer buluyor.

Son yıllarda hız tam bir fetiş haline geldi, kanattan yardıran, çizgide oynayan hücum oyuncularının varlığı. Walcott'ı bu sene ayrı tutuyorum, Ashley Young'sa çok daha öncedir söylediğim gibi zaten ayrıdır, SWP ve Lennon'sa sırf bu fetişin primleridir bana kalırsa. Ters kanada atılan toplarla, hızlanarak çizgiye inen ve böylece takıma gol pozisyon yaratan bu tip oyuncular biraz ayrıcalıklıdırlar aslında. Gerek kanat oyuncusunun tarihsel karakteristiğidir oyunun savunma yönüne katılmamak, gerekse de bu oyuncuların hala takım içinde oynama bilincinden eksik yetişmesinden. Bu adamların aşırı yetenekli oluşlarıyla ayak işlerini yapmaktan kaçınmaları ve hücum oyuncularına defansif görevler yüklememe alışkanlığı da etkilidir. İngilizlerin meşhur şampiyon takımı kanat oyuncusu barındırmıyordu, çift forvet, arkalarında Charlton, böyle bir düzen. Oyunu kontrol etmekten uzaklaştığınızda kanat oyuncuları sizi eksik kılar, lükstür, düşüncesi vardı. Tamamen olmasa bile bu düşüncede Ramsey'nin İngiltere'nin ilk meşhur hücumcu beklerinden biri olması da elbet etkilidir. Bireysel yetenekleri doğrultusunda değil, takımın ona sağladığı alanlarla değerli bir hücum oyuncusuydu, önündeki oyuncunun içeri kaçışlarıyla. Yani şuraya geliyoruz ki, kanatların takım içindeki varlığı 'kusursuz' futbolda sorunlar yaratabiliyordu. Orta saha üstünlüğünün yitirilmesi demek büyük ölçüde sıkıntı, oyunu kurmakta ve işin savunma yönünde. Bunu uzatmaya gerek yok, Sergen Yalçın bile söylüyor, en basit taraftar bile hani Necip diyebiliyor. Tabi topa fazla sahip olmamak bir tercih meselesiyse, o zaman iş başkadır, ayırt etmek gerekir. Fulham, Zamora'ya bilinçli olarak şişiriyorsa, iş başkadır. Aston Villa oyun planı doğrultusunda kontra ataktan 70 gol atabilir böyle, Fulham finale çıkabilir, Blackburn aniden ve sürekli ters kanada oynayıp Clichy'e uyku uyutmayabilir. Ortada doğru oyun diye bir şey yok, sonuç almak vardır, buradan çıkarılması gereken Makyavelist, amaca ulaşmada her yol mübağdır değildir, çıkarılması gereken zaten tüm bu taktiklerin, ister çok beğendiğiniz paslı oyun, ister kıçıkırık oyunlar, amaç aynıdır. Bu işten para kazananlar vardır, onlar için futbol daha basittir. Genelde futbolun içinden gelenlerdir bunlar. Daha farklısını gösterenler, daha farklı oyunu arayanların tek amacı estetik ve haz mıdır? Gitsinler sokakta top oynasınlar. Düşünmekten alınan keyifle yeni yeni taktikler doğuyor ama keyif veren bu yeniliklerin doğmasından öte bunların yeni/eski fark etmeden başarıyla uygulanmasıdır. Düşünmekten keyif alanlar hep en sonunu, karmaşığını düşünerek işe başlarlar, ütopyalar...


Resim 1.
Chelsea'nin WBA'ya attığı 6. gol. Sol içten hareketlenip golü atacak oyuncu Malouda, sağ taraf oyuncusu Anelka pası veriyor, Kalou -Drogba'nın yerine giren oyuncu- da sağ iç kanalında pozisyon almış. Ashley Cole sol çizgide. Bu sene Chelsea Malouda'nın sağ bekle sağ stoper arasındaki alana kaçmasıyla çok gol attı, en son Stoke City maçında aynı yerden penaltı kazandırdı. Drogba'nın da sürekli sola gelişleriyle Chelsea kuşkusuz en güçlü sol kanat aksiyonlarına sahip.


Bu adamların kullanımındaki amaçlar bellidir. Topa sahip olmaya dayalı top oynayan takımlarda, bunların hızlı olmaktan daha fazlasını yapabilen daha yeteneklileri daha da fazka özgürlüğe sahiptir, kanattan içeri oynayıp attırırlar, kendileri atarlar, çok büyük hücum gücüdürler. Arşavin ilk sezonunda Liverpool'a 4 tane sallarken Clichy'nin de anası ağlıyordu aynı maçta. Hızlı ve yetenekli olduklarından harcanmamaları gerekirdi, çok iyi birer hücum silahı olabilirlerdi açık alan bulduklarında. Şayet böyle de oldu, farklı teknik adamların elinde farklı şablonlarda bu tip oyuncular parladılar, dünyanın en iyileri oldular. Tabi dediğim gibi farklı rollerde. Örneğin bir kontra atak takımı Villa'da Young'ın rolü paha biçilemezdi, veya Hughes'un elinde Santa Cruz destekli Bentley. Bentley'nin sorunu kendiyle, Young'sa oyuncunun belli bir kurgu içinde parlamasına güzel örnek oldu ilerleyen zamanda. Villa'nın kontra oyunu kendi ellerinde olmadan silikleşti, takım üst sıralara kesin olarak oynayıp böyle bir kimliğe bürününce rakiplerin ve onların kendi kendilerine yaklaşımı değişti ve eskisi gibi açık alan bulunamamaya başladı. Şablon değişikliği. Böyle olunca Villa daha az yedi, daha az attı, ve Young takımın en istikrarsız figürü haline geldi. Tahmin edilebilir, çoğu zaman ne yapacağı belli olan, 1 çalım atan 4 kaptıran, kendine güveni de biraz kaybolunca son toplarda hata yapabilen, gibi. Bu sezon forvet arkası oynuyor, ve inanılmaz verimlidir bana göre. Belki 2 asist henüz şu ana kadar, ve sayın David Pleat'in bugünkü yazısına göre anonymous -yorumlarda eleştiriler var-, ama belli bir rolde ve eskisi gibi saçma şeyler yapmaya zorlanmadan, gerek takım gerek kendisi için en parlak görevi yapıyor. İçe kaçan kanat oyuncuları Wenger'le ünlüdür. Aslında bu açıdan kanat oyuncusu da olmuyor, kanatta oynayan ofansif oyuncular oluyorlar. Arsene hoca ters ayaklı oyuncular oynatırdı, ister istemez içe kaçacak. Bu da gerek orta ikilisi defansif olması gereken (ya da en iyisi box-to-box) 442 için ortadan yaratıcı güç demek, hem de, kanat oyuncularına dair ikinci ve diğer çıkarım, böylece beklerin önünde kocaman bir alan olabilmesi. Oyunu kanatlardan oynama geyiği vardır. Aslolan, oyunu sahanın her yerine taşıyabilmektir, bu da tahmin edilebilirliği azaltır, gol atmayı kolaylaştırır, hem de daha homojen bi takım sunar. Yazıda lanetlenen oyuncu topluluğu, oyunu en çok kanatlarda oynamaya zorunlu kılıyordu, bu da bir yanlış anlama, böyle oyuncuların olmaması takımın boyunu kısaltacakmış korkusu. Gol atmak için elbet başka yöntemler de var, ki burada temel her alanda oynayabilmekse, bana kalırsa bu tip oyuncuların takımdan kesilmesi, daha doğru tabirle o rollerde oynamaktan kesilmeleri daha doğru olur. Chelsea bana göre Barcelona'yla beraber en iyi topu oynayan takım şu an, çok beğenirim Ancelotti döneminden beri. Doğal kanat oyuncusu kullanmıyorlar, hatta bazen tek forvet bile çıkıyorlar -geçen sene-, buna rağmen her maç 5-6 gol. Kanatların statik kalıp alan açmaktan muzdarip olduğu o durumdan tamamen uzaklar, Drogba ortada daraldı mı sola geliyor, orta kesiyor, gol atıyor oradan -Wigan maçı-, veya false nine rolünde savunma arkasına adam kaçırtıyor. Sadece bekler için değil diğer oyuncular için de müthiş bir rahatlık, çünkü durgunluktan uzaklaştırır bu düzen, ve sürekli tekrarladığım gibi, oyunu sahanın her alanına yayar, oyuncuların yer değişimleriyle sarhoş eden bir ahenk vardır. Chelsea Ashley Cole'ün de müthiş oyunuyla dünyanın en tehlikeli sol hücum opsiyonuna sahip. Ashley Cole, dünyanın en iyi sol beki.


Resim 2.
Arsenal'in maç kazandıran golü. Walcott futbol zekası eleştirilen biri olsa da yaptığı koşular en kötü döneminde bile eleştiri konusu olmadı. Burada sağ bek içeri çekilmiş, Sagna'ya alan yaratılmış pozisyon öncesi. Bunu yapan kim? Walcott. Sagna çizgiye iniyor, o arada içeri koşu yapan üç Arsenalli var, sağdan sola; Walcott, Fabregas, Arşavin. Chamakh orta sahaya gelip stoper Nelsen'le baş eden, Sagna'ya alan yaratan diğer adam. Pası boştaki Fabregas'a, Cesc'in şutu stoperlerden dönüp Arşavin'e geliyor ve sonrası gol. Sagna'nın çizgiye inişine kadarki bölümde Arsenal kusursuz, fakat Fabregas koşu yaparken tembelce onu takip etmeyen Grella bu golün suçlusu. Arşavin'i boş bırakan Salgado,
o görevi yapması gereken Nelsen henüz yetişemediğinden Walcott'ı tostlamak zorunda. Dolayısıyla onun pozisyonu Arsenal kaynaklı, hata yazmak çok doğru değil. Netice itibariyle şahane gol. Blackburn'ün golü de şahane, ama konuyla alakasız olduğundan buraya alamıyorum.

Kendimce tezimin iki yönüne değindim. Açık oyuncularının kusursuz futbolda sıkıntı yaratabilmeleri ve daha durgun yapılarıyla takımın homojenliğine olan zararları, beklerin daha az açık alan bulabilmesi. İkincisine yönelik çözüm Wenger zihninde ters ayaklı oyuncular oynatarak, Barcelona'daysa 433le vücut bulmuştu. Bu noktada söylemek lazım ki, Messi de eğer bir kanat oyuncusu kabul ediliyorsa, bence değil, sözümün bu tip içe kaçarak oynayan ve akıllara gelen klasik kanat oyuncusu olmaktan ziyade, derinden hücum eden yetenekli pırpır adamlara olmadığını söylemeliyim. Arşavin de böyledir. Bir de Dirk Köyt var, o da Benitez aklında ikisine birden çözüm olmuş, müthiş bir şablon oyuncusu olmuştu. Ama futbol eskileri falan fazla sevmezler, Güntekin çıkar, Liverpool yenilmişse, ama Köyt falan, bunlar çok kalitesiz oyuncular hocam... Der. Köyt fanatiği değilim, hastası da değilim, ama yiğidi öldür hakkını yeme, dimi ya? Üçüncü çıkarımsa beklerin rol çalabilmesiyle o kanat oyuncularının, bir nevi iç-kanat oyuncularına dönüşebilme özelliği kazanabilmesi ve hız fetişinin başka bir şekilde aktif kullanılabilmesi. Walcott'ı yazının başında farklı bir yere koydum, bu seneki oyunuyla. Hansen ona saydıradursun, o da son pasları atamasın, onun dışında futbol zekasından şüphe ettirmiyor. Oyunu aklıyla oynayangillerden değil, ama geç keşfedilmiş yetenekli çocuktan da fazlasını ortaya koyuyor bu sene. İmzası olan sağ çaprazdan gollere devam, ama bu sefer daha içerden ataklar yapıyor. Trende uymuş bir nevi. Elbet çizgiye de geliyor, ama bundan daha çok, forvette birbirine daha yakın oynayan bir üçlü ve savunma arkasına koşular yapan Walcott. Bu rol Walcott'a goller verdiği gibi, önceleri onun için yaratılan boşluk bek için, Sagna için yaratılmış oluyor, o da Walcott'ın yaptığı gibi derinlik sağlıyor, çizgiye iniyor, asist yapıyor. Ben şimdi sabahın köründe gerçekten şuraya iki link koymaya üşeniyorum, üşenmezseniz siz bakın Chelsea'de Ferreira'nın Benayoun'a attırdığı 6. gol, ve Diaby'nin Blackpoola golü, birbirinin karbon kopyası. Sizin Walcott'tan beklediğiniz bu değil mi, veya onun gibilerden, Lennon'dan mesela? Hız, boyda uzunluk, ortalar, bunlar aynen devam, ve adamın gol sayısı da iki katına çıkıyor. Malouda bu sene gol sayısı açısından Lampard rolüne bürünecektir, daha şimdiden 4, 20yi rahat bulacak Malouda. Çok güzel oyuncudur, her şeyden vardır biraz, forvet rolünde harika oynuyor. Futbol romantiği diyecektir ki belki, bu 2-3-5i bile anımsatıyor bana, piramidi. Bilemem tabi, ben diyemem herhalde o kadar. 4-3-2-1, belki de trend budur.

Eğer ki ikincisi gelirse yakınlarda, bu 4411 üzerine olur.

2010/08/21

Wigan gerçekleri

Bu Wigan'ın seveni pek azdır. Martinez döneminde bu konuda bir artış olmadı, hatta daha bile geriye gidildi belki. Ama ben bu takımla ilgilenirim, ilgi çekici bir takımdır. Sezon öncesi yine saydırdılar, Championship adayları arasına koydular. Gerçekten lig düşebilirler, ama olayı tecavüz boyutuna taşıyan Paul Wilson'ın yazısı ve bunun benzerleri. Now they really need to start playing attractive football. Ardından, What's the point of Wigan. Zıvanadan çıkmış bir cümle, sanırım kalkmış, ama bir zamanlar var olduğu yorumlardan anlaşılır. Yahu ayıptır, bunu söylemek için o iğrendiğim hikaye yazıcı klavye başı yazarlardan olmak gerek. Yerli bloglar, başka pek çok yer falan böyle. Sanki gitmiş görmüş, öyle bir heyecanla yazılar, istatistik okuyup evet evet böyleydi tadında bir üslup, tamamen vakit kaybı. Wigan, Blackpool, geçen senenin West Ham'ı ve hatta Portsmouth, ellerinden geldiğince pragmatizmden fazlasını düşünen takımlar, bu takımları kötü oynuyor diye suçlarsan, kötü algısını da bir yanda ele almak gerekir. Zayıf demek daha doğrudur. Kötü dendiğinde uzun top oyunu veya savunma futbolu akla geliyorsa, sayılan takımlar böyle yapmıyorlar. Bununla beraber savunma futbolu ve uzun top, veya başka şeyler, sert oynamak, van Bommel olmak da birer seçimdir, kazanmak için yapılan seçimler. Bu seçimlerin artık bayağılaşıp sıkıntı verdiği zamanlar bunlar kötü olabilir. Veya başka bir bakış açısıyla, iyi futbol algısı daha çok çalışılarak yapılması mümkün olan olgularla bağdaşır, büyük kulüpler, büyüyen kulüplerin de beklentisi daha zoru başarmaktır elbet. Futbolda bütçelerin büyümesi, ciddi paralayın dahil olmasıyla başarı beklentisi de daha büyüdü. Herhangi bir durumda başarı önceliklidir, somut olanı görmektir, ama bu durumlarla daha da öncelik kazanmış oldu. Wigan'ı hala, şu durumda bile, attractive futbol oynamıyor diye suçlamak yanlış, ama iyi takım olmadıkları da doğrudur.

Wigan, Hoffenheim mıdır yoksa İBB mi dendiğinde, kesinlikle İBB. Öyle süper bütçeleri yok, kulüp tarihinin en pahalı transferi bu sene aldıkları 6 milyonluk Boselli oldu. İyisi kötüsü bir yana, sezon böyle giderse arada kaynayıp fos çıkacak. Wigan rugby kültürü olan bir şehir, futbol izleyeni de genelde Evertonlı falan oluyormuş. İngilterenin tüm üst ligleri arasında, 5-6. lige kadar yolu var, en ucuz kombine satan 5 takımdan biri. Yine de giden olmuyor, bugünkü maçta 14.000 kişi vardı. Şu seyirci meselesinden dolayı Premiership'e yakıştıramayan çok olur, oldu olacak ligten düşsün direk. Az mı oyuncu sundu peki Wigan? Jewell döneminden aklımda kalanlar; Chimbonda, Jason Roberts, Bullard, sonra Steve Bruce'la Valencia, Cattermole, Palacios, Figueroa, hatta Zaki, Martinez için fazla bir şey yok şu an, N'Zogbia, Hugo... Bu da bir çıkış noktası olabilir, bu oyuncular bir düzen içinde parladılar, takım onların gelişimlerinden nem aldı ve onlar da büyük kulüplere kapak attılar, fakat Martinez'in fazla ihracatı yok. Takımda istikrar ve başarıya ulaştıracak bir düzen yok, mesela N'Zogbia'ya hücumda esas rollerden biri verildi, ve daha çok serbestlik, piyasası yükselen oyuncu oldu, istikrarı da yakaladı. Olay bu işte. Bir önceki yazıda dediğim gibi Ancelotti döneminin esası orta saha üstünlüğü ve rakibin üstüne kabus gibi çökmeyse, Martinez'inki de istikrarsızlık ve maçtan inanılmaz çabuk vazgeçme. Bu nedenlerden Martinez teknik direktörlük için iyi bir seçim olmayabilir, ama futbol zekasıyla gelecek vaad ediyor. Yani aslında şapkadan tavşan çıkardığı yok, trend uygulamalar, iki tutucu orta saha, tek forvet, ters ayaklı kanatlar, kanatların biri forvet diğer orta saha, gibi... Teknik direktörleri iyi yapan taktik bilgisinin yanına başka şeyler eklemek, şu an için bu şeyler onda yok. Ama en azından eski kafa düşünmüyor, bu iyi, ve Chelsea'yi, Arsenal'i, Liverpool'u yenebilmiş biri.

İBB'ye benzetirken, sadece seyircisi değil giantkiller özelliğini de söylemeyi unutmuşum. Aslında amaçsız takım sendromu bu. Takımın bir amacı yok, daha ufak hırslar üzerinden yürüyor, böyle olunca da, takımın da belli bir potansiyeli varsa büyük maçları kazanıp diğerlerinde felaket olabiliyor karakter olarak. Seyirci bambaşka bir hüviyettir, sadece seyirci için de oynanır. Hoffenheim bambaşka tabi, başlı başına bir proje. Olayın psikolojik yönü böyle, taktiksel açıdan bakıldığındaysa işleri gereğinden fazla karmaşıklaştırmanın, daha az direk oynamanın sıkıntısını çekiyorlar. İşte yukarıda dedim, iyi futbol eğer daha fazla pas, daha fazla topa sahip olma anlamına geliyorsa, bu daha fazla zorluk, karmaşıklık gerektirir. Sadece Wigan değil, Arsenal bile direk oynamamanın sıkıntısını çekebiliyor, gol bulamayarak. Topa fazla sahip olunduğunda, veya hücumlara direk çıkılamadığında alan bulmak zorlaşır, alan bulamadığınız ölçüde de gol pozisyonunuz azalır, bu da gol bulmayı zorlaştırır. Şimdi farklı yöntemleri var, hücumda sayıca üstün olarak alan yaratabilirsiniz, hızlı paslarla rakip şaşırtılabilir, vesaire. Bazen teknik önceliklidir, bazen hız, bu şekilde avantaj sağlanır. Amaç goal olduğundan (ne kadar acayip bir cümle-amaç goal olduğundan...) gol atamadığınızda ne kadar pas yaptığınızın bir önemi kalmıyor, aslında oyunu kontrol de etmiş olmuyorsunuz, rakip izin vermiş oluyor. Mourinho'nun şampiyonlar ligi finalindeki Inter'i gayet güzel bir örnek. Southgate de güzel oynamaya çalıştı, orta sahasının da düşmesiyle bir alt lige yollandı, Mowbray, West Brom'dan sonra Celtic'te de yapamadı. Stoke City bu örneklerin zıddı, kabus, veya Mick McCarthy'nin Wolves'u. Bizim için izlemesi güzel, ama hayalcilikten çok az farklı, ve bu hayalciliğin futbolun o başarı endeksli ekonomik yönüyle alakası yok.

Scotland'la çok dalga geçildi, bir forvet olarak sezonu 0 (sıfır) golle tamamladı, ama gerek onun varlığı, gerek Scharner'ın, takıma bir direkt oyun sağlıyordu. Bu sene ikisi de yok, Boselli de pek o işleri yapacak biri değil. Gol sıkıntısı buradan, biraz da N'Zogbia'nın takımdan kopması, kalitenin de düşmesinden. Defans zaten berbat, geçen sene de berbattı, aynen devam. Her Londralıdan 8-9 tane yicek kadar mı kötü? Değil, ama işte dağılıp gidiyor takım. 2 seneye büyük kulübe yolcu McCarthy'nin takıma kesin girişiyle daha da güçlenen orta saha, büyük maçlarda üstün gelebiliyor. Rakibe alan bırakmıyorlar, bunla beraber uzun top oynamadan da çıkabiliyorlar. Ama gereken hızda gelinmediğinden ve hücum oyuncuları takımın genel kalitesine göre üstün olmalarına karşın rakibe zayıf kaldığından pozisyon üretemediler. Blackpool maçında Gohouri'nin golü ofsayt değildi, ikinci yarı şoku atlattıktan sonra güzel pozisyonlar da buldular, ama topu yerde tutarak oynamaya çalışan bu iki takım, bu hafta Arsenal ve Chelsea'den fark yediler. Arsenal maçı ayrı bir değerlendirmeye tutulabilir, keza Blackpool'da 4-3-3'üyle hücum opsiyonları daha güzel bir takım Wigan 4-5-1'ine göre. Blackpool pas yapmaya çalışırken geride inanılmaz boş alan bıraktığı için maç farka gitti, Wigan'ınsa her şeye rağmen suçu çok azdı. Malouda'nın golüne kadar, ki bu da 30 dakika demek, Chelsea'nin gollük pozisyonu bir tane bile yok. Wigan'ın da tek tük, Stam ve N'Zogbia'nın kanadı sağdan yüklendiler. Maç sonu bakın, Chelsea 5ten fazla ofsayta düştü, ilk yarıda bir pozisyon var ki Anelka ofsaytta olduğunda rakip savunma orta sahaya kadar gelmişti. Böyle savundu Wigan, hata da yapmadı. İlk gol Chelsea klası, iyi paslaştılar, sağda Wigan oyuncusu düşünce çizgide boşluk oldu ve sonrası gol. Aslında Malouda geriden geldi yine de ve Kirkland'ın da topa ciddi bir hamlesi yok gibi görünüyor. Abartmamak mı gerekir, yoksa karakterin yansıması mı...

Chelsea yazısı bir altta. Aynı yoldan ve söylenenlerden devam. Kadro daha dar, yaratıcılık belki biraz daha düşük, ama kesinlikle daha oturmuş, homojen bir takım. Ancelotti de geçen sene olduğu gibi tüm oyuncuları kullanmaya çalışıyor, ilk iki maçta Kalou-Malouda, Ivanovic-Ferreira.

***

28 Ağustos: Ve Wigan, Tottenham'ı White Hart Lane'de yendi. Gol yemeden. Bu maçın analizini yapabilirim, 5li defans oynadılar maç boyu. 26 Ağustosta bunla benzer eksenlerde şöyle bir yazı yazılmıştı.

At their best, his sides play high-quality football yet his tenure has been marked by inconsistency and notable for flaws that seem to have mushroomed. Wigan have ability in attack and midfield - they overcame Chelsea, Liverpool and Arsenal last season - but talent alone is not enough.

It is a project, but one which may have be jettisoned if survival is deemed likelier by a more pragmatic route. Consider the qualities the stereotypical relegation firefighter demands: Premier League experience, physical power, a never-say-die spirit and, in many cases, a British core to his side, and it is apparent that Wigan's squad is ill-suited to many other managers.

Sevgili Paul Wilson, Wigan ve Blackpool alt sıraların en çekici takımları.

2010/08/18

Yılbaşı ağacı

Chelsea geçen sene kaldığı yerden devam ediyor; bol gollü galibiyetler, rakip kaleye yıkılan oyun, kanatları beklerle kullanma anlayışı, Ancelotti yolundan devam ediyorlar. Hazırlık döneminde izlediğim takımlar Arsenal ve Aston Villa'ydı, biraz da Manchester United, o yüzden Chelsea'nin üst üste mağlubiyetleri neye bağlanmalı, yapacağım tespitte kendime o kadar da güvenmemem gerekir. Muhtemelen Drogba'ydı. Torres Liverpool için neyse Drogba da Chelsea için o. İyi bir sezon başlangıcı, ama söyleyeceklerim geçen seneden çok farklı değil, bir fazla bir eksik belki. O dönemde yazılan yazı burada, Sunderland maçı sonrası.

"Zamanla ufak tefek ayarlamalarla açıksız düzen en olumlu haline ulaşacaktır ama bu halde bile birtakım sorunlar yaşanacağını, hedef maçlarda, kanatları verimli kullanan takımların sıkıntı yaşatacağını ve ayrıca kanatları tekeline alan takımın da kendi oyununu kabul ettireceğini düşünüyorum. Bununla beraber şu an tam tersi gibi gözükse de gol atmakta daha az zorlanan bir Chelsea olacak, sistemin artısı bu. İlk maç diamond denen düzene daha yakında, tam anlamıyla öyle olduğunu düşünmüyorum, sahada ortadan hücumlarla sonuca gitmeye çalışan dizilim veremediğim bir takım vardı. Bu maç daha derli toplu, 4-1-2-1-2 oynayan bir takım gördüm ki kesinlikle daha ılımlı oldu, bir dizilim getirebildik en azından ve Lampard’ın daha geriden kullanılması ve onun rolünün Deco’ya verilmesinin ne kadar doğru olduğu görüldü. Ben açıkçası Ballack’ın farklılık katmadığını düşünüyorum bu takıma, sorun özelliklerinin olmamasında veya kalitesizliğinde değil, tersine ikisinde de dünya çapında bir oyuncu fakat eldekilere bir farklılık katmıyor."

Chelsea kağıt üzerinde bakıldığında sahaya 4-3-3 gibi diziliyor, ama Malouda ve Anelka'nın rolleri klasik kanattan yardıran oyuncular gibi değil, müthiş serbestlikleri var. Kanatlara açıldıkları gibi daha çok içte oynuyorlar, çizgi yine beklere kalıyor. Stil esasında aynı, Ancelotti'nin geldiği günden bu yana yerleştirmeye çalıştığı Ancelotti düzeni, dizilimse geçen senenin sonlarındaki düzenin yeni sezona yansıması. Malouda'nın bir gömlek atlayıp takımın bankosu olması, ve orta saha sayısının azalması böyle bir yola götürdü takımı. Ballack ve Cole ayrıldılar, Ancelotti'nin ağzından Cole daha yetenekli olsa da Benayoun'un ondan daha iyi bir taktik anlayışı olduğu söylendi. Chelsea'nin aradığı biraz bu, Yossi Lampard'ın alternatifi ve zaman zaman da Malouda'nın oynadığı bölgede oynayacak. Çok fazla orta saha oyuncusuyla oynanmasından dolayı, Ancelotti dönemini değerlerinden en bariz ayıran özellik rakibin üzerine kabus gibi çökmeleri ve çizgide oynayan açık oyuncularının kullanılmaması. Kanatların kutsanması yok, sadece sahanın her tarafını kullanıyorlar ve beklerle de genişlik sağlıyorlar. Geçen yıl Hull City karşısında oyun domine edilmesine rağmen zorlanmışlardı, Drogba'nın frikiği ve bir başka son dakika süper golüyle 2-1 bitmişti maç, ama kontrol Chelsea'deydi. Yukarıdaki paragrafta yaratıcılıktan endişelenmişim, bakıldığında ikinci versiyon takım bu yönden biraz daha geriye gitmiş, ama toplamda geçen senenin devamı olmasıyla daha oturmuş bir takım. 6-0lık galibiyet o müthiş baskının ve makine düzeninin, homojen yapının bir göstergesi olsa da skoru buraya getiren daha çok West Brom. Di Matteo maç sonu röportajında da dem vurdu, hemen maçın başında kötü bir frikik savunması yaptılar, dörtlü baraj kendi kendini bozdu, dönen topu Malouda tamamladı. İkinci gol, yine dörtlü baraj istiyor Carson, yine baraj kendi başına açılıyor, bu sefer direk gol. Üçüncü gol kornerden. Bunlardan sonra maç elbet kopuyor. Chelsea'nin karakterini gösterdiği bir maç ama rakibin hataları olmasa, sezon başı da olması itibariyle, Hull maçına benzeyebilir, daha zorlu geçebilirdi.



Mesela yukarıda görüyoruz, altıncı golde pası veren Anelka, golü atan Malouda, Chelsea'nin iki kanat oyuncusu. 4-3-2-1. Ligin açık ara en homojen takımı Chelsea, organize, oturmuş. Homojenliğin iyiyle kötüyle alakası yok, Manchester United da en az bu kadar iyi bir takım olabilir, ama daha ortodoks, gerek orta saha oyuncularının, gerek kanatların rolleri vs. Her takımın biraz yapmaya çalıştığı da bu, forvetlerin gol atmaktan başka şeyler de yaptığı, kanatların sadece çizgide olmadığı, gibi. Bunu çok iyi yapıyorlar, ve baş aktör Ancelotti. Yaşlanan kadro, hocanın Milan geçmişi de göz önüne alındığında soru işareti. Onun dışında, geçen seneden bildiğimiz, tanıdığımız, aynı yoldan devam.

Ferreira sarı kartlıyken rakibe sert girdi, hemen Ivanovic'le değişti. Yahu tamam da, 59 değil 60da çıksan oyundan, biz de 5 puan alsak fantezi ligden, hı?